HABERLER    ANALİZLER
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
14-01-2013 tarihinde, 19:12 saatinde eklendi
Haftanın raporu: Ankara’nın ikna olması Washington’a bağlı
Haftanın raporu: Ankara’nın ikna olması Washington’a bağlı
Alptekin Dursunoğlu

Erdoğan yönetiminin Türkiye’nin tüm dış ilişkilerini Suriye krizine rehin bırakan politikasının sürdürülebilir yanının kalmadığını anlamaya başladığı görülüyor.

 

Suriye sorununu bir “iç mesele” olarak tanımlaması, Erdoğan hükümetini sadece Rusya, İran, Irak ve Lübnan gibi Suriye yanlısı bölge ülkeleriyle değil, Suriye karşıtı tüm ülkelerle ve hatta İsrail’le olan ilişkilerini bile Suriye politikası üzerinden şekillendirmeye mecbur ediyor.

Erdoğan yönetiminin Suriye’de tarafı olduğu vekalet savaşından kaynaklanan güvenlik sorunlarını gerekçe göstererek NATO’dan Patriot füzesi istemesi, Rusya[1] ve İran’la[2] politik düzeyi aşan sorunlara sebep olurken İsrail’e NATO bünyesinde uyguladığı blokajı yumuşatmasına neden oluyor.

Ankara, Türkiye'nin İsrail'in NATO programlarına katılmasına dönük vetosunu kısmen kaldırmasının Tel-Aviv’le ilişkilerinde yeni bir durumdan kaynaklanmadığını[3] belirtmek ve Suriye tehdidi kalktığı anda Patriotların geri gönderileceğini[4] söylemek zorunda kalıyor.

Yani İsrail’le zorunlu bir yumuşamaya, Rusya ve İran’la ise gerginliğe sebep olan faktörün Suriye politikasından kaynaklanmadığını ispat etmeye çalışıyor.

Halbuki Ankara’nın NATO bünyesinde İsrail’e uyguladığı blokajı yumuşatmasının Tel Aviv’le ilişkilerdeki yeni durumdan değil, NATO’yla ittifak bağlarından kaynaklandığı açıklaması doğru kabul edilecek olsa bile Gazze’nin bombalandığı günlerde İskenderun limanından İsrail’e ticari gemi seferlerinin başlatılmış olmasının tamamen Suriye politikasının sonucu olduğu son derece açık.

Öte yandan Suriye’deki kimyasal silahların sadece Türkiye’ye yönelik bir tehdit oluşturduğu öngörüsü ve bu çerçevede İsrail’e değil, sadece Türkiye’ye Partiot yerleştirilmesi sürecini yaratan kombinasyon da son derece ilgi çekici.

Zira “Türkiye’nin güneydoğu sınırına Patriot füzeleri yerleştirilmesine neden olan Suriye’nin kimyasal silahları ile ilgili gizli bilgileri ABD’ye İsrail’in vermiş”[5] olmasına rağmen “tamamen savunma amaçlı olan” bu füzelerden birkaç tane de İsrail’e yerleştirilmesi düşünülemiyor.

Ankara, artık ikna etmekten ikna olmaya daha yakın

Erdoğan yönetiminin Türkiye’nin tüm dış ilişkilerini Suriye krizine rehin bırakan politikasının sürdürülebilir yanının kalmadığını anlamaya başladığı görülüyor.

 Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bugdanov’la ikinci Cenevre görüşmesi öncesinde yaptığı görüşmeyle ilgili yapılan Dışişleri Bakanlığı açıklaması, Ankara’nın Suriye konusunda Moskova’yı ikna etmeye çalışmaktan çok, Moskova ile Washington arasında varılacak bir anlaşmaya ikna olmaya istekli olduğunu gösterdi.

Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada şöyle dendi: “Cenevre Mutabakatı’yla ilgili görüş ayrılıklarının giderilmesi suretiyle, siyasi değişimin gerçekleştirilmesini sağlayacak geçiş sürecinin önünün bir an önce açılmasının önemine vurguda bulunulmuş”tur.[6]

Cenevre mutabakatındaki tek görüş ayrılığının Suriye’deki geçiş hükümeti süreciyle ilgili olarak Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in rolü konusunda yaşandığı biliniyor.

Hatırlanacağı üzere 30 Haziran’daki Cenevre toplantısında Suriye’de siyasi çözüme ulaşılabilmesi için Şam yönetimi ile muhaliflerin katıldığı bir geçiş hükümeti kurulması konusunda uzlaşmaya varılmış; ancak Amerika’nın Beşşar Esed’in bu süreçte yer almaması gerektiğine ilişkin talebi, Rusya’nın engellemesi sonucu mutabakat metnine girememişti.

Dışişleri Bakanlığının “Cenevre Mutabakatı’yla ilgili görüş ayrılıklarının giderilmesi suretiyle, siyasi değişimin gerçekleştirilmesini sağlayacak geçiş sürecinin önünün bir an önce açılmasının önemine vurguda bulunuldu” açıklaması, 30 Haziran’dan bu yana “Rusya’nın fikir değiştirdiği”, “Şam’ı terk ettiği”, “Esed’i satmasının” an meselesi olduğu yönündeki propaganda veya beklentilerin ardından artık gerçekçi bir çizgiye yakın olduğunu gösteriyor.    

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la Amerikalı meslektaşı Hillary Clinton’un Dublin’de yaptığı görüşme sonrası BM Suriye Özel Temsilcisi Ahdar İbrahimi’nin başlattığı temaslar, Moskova’nın öngördüğü şekilde Cenevre bildirisine uygun bir siyasi çözüm planının doğabileceğine dair umut yaratmıştı.

Ancak 11 Ocak’ta Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bugdanov, Amerikalı meslektaşı William Burns ve BM Suriye Özel Temsilcisi Ahdar İbrahimi arasında yapılan ikinci Cenevre toplantısından sonuç çıkmaması, Ankara’nın “Cenevre Mutabakatı’yla ilgili görüş ayrılıklarının giderilmesi” umudunu boşa çıkardı.

Washington, Cenevre mutabakatı çerçevesindeki bir geçiş sürecine ikna olmadıkça Ankara’nın imzaladığı bu mutabakat çerçevesinde bir tutum değişikliğine gitmesi beklenmiyor.

Bu da Erdoğan yönetiminin Suriye’de açık bir tarafı olduğu vekalet savaşından kaynaklanan sorunlara Washington Moskova uzlaşması gerçekleşinceye kadar tahammül etmek durumunda olduğunu gösteriyor.

Moskova’dan Şam’a açık mesaj

Suriye’de çözüm konusunda sürekli olarak Cenevre mutabakatını vurgulayan Rusya, 11 Ocak’ta sonuçsuz kalan ikinci Cenevre toplantısından sonra “dışarıdan müdahale olmadan Suriye’nin kendi geleceğine ancak Suriyelilerin karar verebileceğini vurgulayarak muhalifleri kendi siyasi programını açıklamaya[7] Şam yönetimini de siyasi geçiş sürecini başlatmaya çağırdı.[8]

Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in siyasi geçiş sürecini Şam’ın belirleyeceğini vurgulayan 6 Ocak konuşmasından ve ikinci Cenevre toplantısının sonuçsuz kalmasından sonra Moskova’dan yapılan bu çağrı, ABD liderliğindeki Dostlar grubuna şu mesajları içeriyor:

1- Suriye’yi kimin yöneteceğine başka ülkeler değil, Suriye halkı karar vermeli. Bu yüzden çözüm için tek yol Cenevre mutabakatı.

2- Sizin de imzaladığınız Cenevre mutabakatı metni Esed’in çekilmesini öngörmüyor; dolayısıyla Moskova’dan Esed’siz Cenevre mutabakatı yorumu beklemeyin.

3- Şam’ın açıkladığı siyasi geçiş programı Cenevre mutabakatıyla çelişmiyor; ayrıntıları müzakere edilebilecek nitelikte olan Şam planı beğenilmiyorsa, muhalifler de Cenevre mutabakatına uygun kendi planını açıklamalı.

4- Suriye’de çözüm konusundaki nihai limit Cenevre mutabakatıdır; bu limite uygun başka bir öneri sunulmayacaksa Moskova, Şam’ın siyasi geçiş programını tanıyacaktır.

Ankara’nın Arap müttefiklerinden savaşa devam mesajı

BM Suriye Özel Temsilcisi Ahdar İbrahimi’nin ikinci Cenevre görüşmesinden bir gün önce Amerika’nın tezine uygun olarak Beşşar Esed’e geçiş sürecinde yer verilmeyeceğini[9] açıklaması bu toplantının sonuçsuz kalacağının işaret fişeği olmuştu.

Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in siyasi geçiş sürecine açık olmakla birlikte bu sürecin Şam tarafından yönetileceğini açıklaması, ikinci Cenevre toplantısında uzlaşmaya varılamaması ve Rusya’nın Suriye konusundaki limitini açıklaması vekalet savaşının bir süre daha devam edeceğini gösteriyor.

Suriye’deki fabrika ekipmanlarının yağmalanarak Türkiye’de satışa sunulması[10], Türkiye’den kiralanan araçların Suriye’ye kaçırılması[11], Suriye’deki tarihi eserlerin Türkiye’ye kaçırılması[12] kendi mafyasını yaratan bu vekalet savaşının kontrol dışına çıkmaya başladığını ve Türkiye’yi çok daha karmaşık sorunlarla karşı karşıya getireceğini gösteriyor.

Erdoğan yönetimi, Bush rejiminin işgalden sonra Irak’a Jay Garner ve Paul Bremer gibi sivil yöneticiler atamasını andırır şekilde “Suriye işleri” için atadığı valinin[13] Şarku’l- Evsat’ın haberine göre[14] Suriye’de yönetimin kontrolü dışında bulunan Suriyelileri de kapsayan geniş yetkilerle donatılması bu sorunları ne ölçüde çözer bilinmez.

Ancak Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in 6 Ocak’taki konuşmasında terörle mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceklerini açıklaması Şam’ın; Katar Başbakanı Hamad bin Casim[15] ile Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil Arabi’nin Suriye’ye Arap gücü gönderme teklifi ise “Dostlar”ın sahadaki vekillerinin savaşı sürdürme kapasitelerine dair fikir veriyor.

 


Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
a.fuad tarafından 15-01-2013 23:56:20 Tarihinde yazıldı.
Hafızası olanlara bir hatırlatma
Güzel kardeşim olayları tahlildeki yeteneğinizden dolayı sizi tebrik ederim,iltifat marifeta tabi ise bende görevimi yapmış oluyorum. Elbette bu tespitlerin yerindeliği ile vicdanların sesi oluşunuza sevinirken,ibret almamakta direnen suskun kalan Stk ların ve hükümet kanadının,akan kan ve göz yaşının asıl müsebbipler olduklarını görememe garabetlerine ise üzülüyoruz. Hele birde akan kan ve göz yaşı üzerinden siyaset yaparak vicdanlara,vitrinlere oynayan şark kurnazlığıyla olayı manipule etmeleri, insanın üzüntüsünü bir kat daha artırıyor. İrandaki islam devriminin hemen ardından başlatılan iranı işgal ve istila planı,uluslararası güçlerin işgal planı değilmiş gibi, iran-ırak savaşı diye dünyaya yutturulmaya çalışılmıştı.Daha sonra mezhepcilik sosu ilavesiyle servis edilen küresel medyanın çarpıtlmış haberleri ne yazıkki çoğunluk üzerinde etkili olmuştu.İşin aslı, kontrolleri dışında Allahın yardımıyla meydana gelen bu onurlu devrimin nurunu söndürmekti.Zira bu devrim sadece müslüman halkları değil, dünyanın ezilen,yeraltı ve yerüstü kaynakları sömürülen tüm halklarının uyanışına vesile olacaktı.Sonuçta islam devrimini yıkamadılar ama birçok insan bu imtihan sürecinde savrulup döküldü.İnsanlık tarihi boyunca olduğu gibi onurlu azınlıklarda dimdik ayakta kaldı. Hafızası sağlam olanlar aynı oyunun bu defa suriye üzerinden oynanmak istendiğinin farkındalar çok şükür. Dolayısıyla er yada geç bu pis oyun ifşa olacak, ihanettekiler hem dünyevi hem uhrevi ilahi cezaya müstehak olacaklar.Ya gafiller ve ötekiler?!Gönül istiyorki biran önce dönüş yaparlarda iş işden geçmiş olmaz! selam ve dua ile..
Diğer İlgili Başlıklar
ABD-İran sessiz savaşı Irak isyanına dönüştürüldü 06-10-2019 tarihinde eklendi
Rusya ve İran nasıl rakiplerinin stratejilerini yeniyor 24-09-2019 tarihinde eklendi
Arhangelsk’te patlama. Gerçekte ne oldu? 19-08-2019 tarihinde eklendi
İran ve Amerika arasında savaş çıkarsa… 16-06-2019 tarihinde eklendi
Türkiye ve Rusya: İdlib’de neler oluyor? 14-06-2019 tarihinde eklendi
Geçen hafta Balkanlar: Kosova’da neler oldu? 04-06-2019 tarihinde eklendi
Bızov’un makalesi için okuma notları ve bazı değiniler 08-05-2019 tarihinde eklendi
Putin dönemine dair bir analiz 08-05-2019 tarihinde eklendi
Yalan, provokasyon, bombardıman: Yugoslavya’nın yok edilişinin kısa tarihi 30-03-2019 tarihinde eklendi
Rusya: Sermaye ve iktidar arasındaki açı 09-03-2019 tarihinde eklendi
Güncel
13:35 (24.10.2019)
Reuters: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye güçlerinin Suriye'de bulunması konsunda belirli bir zaman çizelgesi olmadığını açıkladı.
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım