MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
16/01/2009 - 00:34 tarihinde eklendi
İsrail’in “beni Gazze’den kurtarın” mesajı
Alptekin DURSUNOĞLU
İsrail, “beni Gazze’den kurtarın” mesajı veriyor. UNRWA merkezinin vurulmasından sonra 20 günlük sessizliğini bozan BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un, Doha’da ya da Riyad’da zirve toplamak için paçaları tutuşan İsrail’in Arap dostlarının ve insan hakları şampiyonu Batılı liderlerin, İsrail’in bu mesajını aldıkları görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah, Gazze Savaşı’nın 2006 Temmuz’undaki Lübnan Savaşı’nın bir kopyası olduğuna dikkat çekmişti.

 

Her iki savaşın siyasi hedefleri, taraftarları ve direnişlerin mücadele stratejileri açılarından taşıdığı benzerlik, savaşın sonlandırılmasına yönelik gelişmeler açısından da paralelikler gösteriyor.

 

2006 Temmuz Savaşı’nda savaşın durdurulmasını sağlamak için Kana’daki BM kampını vurarak katliam yapan İsrail, Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararı çıkarmasına vicdani zemin hazırlamayı hedeflemişti.

 

15 Ocak’ta Gazze’deki BM’ye ait UNRWA binasının vurulması, İsrail’in Gazze savaşının Hamas aleyhine bitirilmesini bekleyen uluslar arası topluma ve Arap rejimlerine “beni Gazze batağından kurtarın” ihtarı olduğu söylenebilir.

 

Direniş’i İsrail’in güvenliğini ebediyen sağlamaya zorlamayı hedefleyen 1860 sayılı BM kararının Hamas tarafından kararlı bir şekilde reddedilmesi, inisiyatifin hala direnişte olduğunu ve İsrail’i ikinci bir yenilginin beklediğini gösteriyor.

 

Lübnan ve Gazze savaşı arasındaki benzerlikler

 

1-İsrail’in her iki savaşta da öngördüğü siyasi hedefler,

2-İsrail’in “uluslar arası toplum” diye nitelenen BM, ABD, AB’nin yanı sıra Arap desteğine de sahip oluşu,

3-İsrail’in savaş stratejisi,

4-Halkın direnişe olan inancı ve direniş dışındaki seçenekleri reddetmesi,

5-Direniş’in savaş stratejisi,

Lübnan ve Gazze savaşlarının birbirinin kopyası olarak nitelenmesini haklı çıkaran başlıklar olarak gözüküyor.

 

İsrail’in siyasi hedefleri

A-Lübnan Savaşı

İsrail askeri Gilad Şalit’in Gazze’de Filistinli direnişçiler tarafından esir alınmasından bir hafta sonra Hizbullah’ın iki İsrail askerini esir alması, 2006 yılındaki 33 günlük savaşın başlamasının zahiri gerekçesi kılındı ise de İsrail’in Lübnan savaşı sırasında ortaya koyduğu siyasi hedefler şunlardı:

 

a) Hizbullah’ın askeri altyapısının çökertilmesi,

b) Hizbullah’ın İsrail sınırından, Litani Nehri’nin kuzeyine (yaklaşık 30 kilometre) çekilmeye zorlanması,

c) Hizbullah’tan boşaltılan bu bölgeye (Güney Lübnan) Hizbullah’ın yeniden silahlanmasını önleme misyonuyla çok uluslu güç yerleştirilmesi,

d) Lübnan içerisinde ülkenin uğradığı yıkımdan Hizbullah’ın sorumlu tutulmasının sağlanması ve Hizbullah’ın Lübnan halkı nezdinde yalnızlaştırılması.

 

B-Gazze Savaşı

İsrail, Hamas’ın 6 aylık ateşkesi uzatmama kararını, Gazze Savaşının başlamasının gerekçesi olarak ortaya koyuyor. Halbuki Filistinlilerin roket saldırılarının durdurulmasına karşılık sınır kapılarının açılmasını öngören ateşkes anlaşmasının İsrail’in sınır kapılarını açmaması sebebiyle bozulduğu biliniyor.

 

Binaenaleyh, savaşın aslında Gazze’nin abluka altında tutulmasını olağanlaştıran ve İsrail’in güvenliğini Hamas’a garanti ettiren bir ateşkesin dayatılması için başlatıldığı ortadadır. Dolayısıyla İsrail’in Gazze Savaşı’yla aşağıdaki siyasi hedefleri gerçekleştirmek istediği söylenebilir:

 

a)Hamas’ın ve diğer Filistinli direniş gruplarının askeri altyapısının çökertilmesi,

b)Direniş gruplarının yeniden silahlanmasını önlemek için Gazze’ye uluslar arası bir güç (veya gözlemci güç) yerleştirilmesi,

c)Gazze’deki seçilmiş Hamas hükümetinin devrilmesi ve Gazze’nin yeniden İsrail’le Annapolis sürecini devam ettiren Filistin Özerk Yönetimi’ne devredilmesi,

d)Gazze’nin uğradığı yıkımdan Hamas’ın ve direniş seçeneğinin sorumlu tutulması, Filistin halkının müzakere ve uzlaşmadan başka bir seçeneğin bulunmadığı inancını kabule zorlanması ve Hamas’ın Filistin halkı nezdinde yalnızlaştırılması.

 

İsrail karşısındaki Arap edilgenliği Arap desteğine dönüşürken

Uluslar arası güçlerin Ortadoğu bölgesine yönelik projesinin bir ürünü olan İsrail’in adına uluslar arası toplum denen ABD ve Avrupa ülkeleri ile bunların jeopolitik çıkarlarına hizmetle vazifeli BM Güvenlik Konseyi’nin Tel-Aviv rejimine verdiği ölçüsüz destek biliniyor.

 

Devlet olarak ilan edildiği 1948’den 1973 yılına kadar İsrail’le savaşan ve Filistin meselesini bir Arap-İsrail meselesi olarak ortaya koyan Arap devletleriyle FKÖ; 1978’deki Camp David, 1991’deki Madrid ve 1992’deki Oslo süreçleriyle artık İsrail’i bir gerçeklik olarak kabul etti ve Filisin davası artık “Filistin devrimi” olmaktan çıkarılıp “Filistin (Ortadoğu) Barışı” olarak tanımlanmaya başladı.

 

İsrail’i bir gerçeklik olarak kabullenip hem kendilerinin hem de Filistin’in İsrail’le olan sorunlarını müzakereler yoluyla çözebileceklerine inanan uzlaşmacı Arap ekseni ile bu eksenin Filistin içindeki uydusu olan Filistin Özerk Yönetimi, İran İslam Devrimi’nden sonra güçlenen direniş seçeneğinin İsrail’le yapılan müzakere süreçlerini zehirleyen bir sorun olarak görüyor.

 

Uzlaşma ve direniş eksenlerinin geniş Ortadoğu coğrafyası düzleminde “Arap-İran” yahut “Şii-Sünni” çelişkileri üzerinde yükselen gerginlikleri, Lübnan ve Filistin’de yaşanan sıcak savaşlarda somut kamplaşmalara dönüşüyor.

 

A-Lübnan cephesi

a)Başta Suudi Arabistan ve Mısır olmak üzere uzlaşmacı Arap ekseni, Lübnan’da 2000 yılında ülkenin güneyini İsrail işgalinden kurtaran Hizbullah’ın silahsızlandırılması için çalışan 14 Mart koalisyonunu destekleyegeldi.

 

b)2006 yılındaki Temmuz Savaşı’nda Hizbullah’ı maceracılıkla suçlayan uzlaşmacı Arap ekseni, bu savaşta açıkça İsrail’i destekledi ve bu destek şu anki İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez tarafından da takdir gördü.

 

c)Uzlaşmacı Arap ekseni, Lübnan’daki cumhurbaşkanlığı seçimi krizi, ulusal birlik hükümeti kurulması ve direnişin muhabere ağının sökülmesi gibi siyasi konularda mezhep çelişkileri üzerinden Lübnan ulusal birliğini bozmaya yönelik adımlara siyasi, psikolojik, dinsel motivasyon ve medya desteği sağladı.

 

B)Filistin Cephesi

a)Direniş seçeneğinin herhangi bir örgüt söylemi olmaktan çıkıp Filistin halkının temel seçeneği haline geldiğini ortaya koyan Hamas’ın seçim zaferi, en az İsrail ve ABD kadar uzlaşmacı Arap cephesini de şoke etmişti.

 

b) El-Fetih’in Hamas’la ulusal birlik hükümeti kurması engellenip Hamas, İsrail’i tanımakla ekonomik kuşatmaya maruz kalmak şeklinde bir tercihe zorlandı.

 

c)Uzlaşmacı Arap cephesi, seçilmiş Hamas hükümetine İsrail tarafından uygulanan ekonomik kuşatma politikasına Arap bankalarından Filistin’e para transferini durdurarak destek verdi.

 

d)El-Fetih Hamas gerilimleri, Filistin Özerk Yönetimi Ulusal Güvenlik Danışmanı Muhammed Dahlan aracılığıyla tırmandırılarak Hamas hükümetinin enerjisinin içeride tüketilmesine ve Filistin ulusal bütünlüğünün bozulmasına çalışıldı.

 

e)Ekonomik kuşatma ve iç baskılarla geri adım attırılamayan Hamas’ın, Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdulaziz aracılığıyla el-Fetih’i hükümetine ortak etmesi sağlandı.

 

f)Suudi Kralı Abdulah’ın girişimiyle yapılan Mekke sözleşmesinin ve kurulan Filistin ulusal birlik hükümetinin amacının Filistin’de ulusal bütünlüğü sağlamak değil, Gazze Ramallah bölünmesine gidecek süreci başlatmak olduğu iç çatışmalar tırmandırılarak ortaya kondu.

 

g)Hamas’a, Muhammed Dahlan’a teslim olmakla Gazze’de durumu kontrol altına alarak direnişi savunmak arasında iki seçenek dayatıldı.

 

h)Meşru savunmayı tercih eden ve teslim olmayan Hamas, Filistin’in siyasi açıdan Ramallah ve Gazze diye ikiye bölünmesinden sorumlu tutuldu.

 

ı)Mısır, Gazze’deki Hamas hükümetini devirmek için ekonomik kuşatmayı ablukaya dönüştüren İsrail’e Rafah sınır kapısını kapatarak destek verdi.

 

i)Hamas hükümetine abluka altında kalmaya boyun eğerek İsrail’in güvenliği sağlamayı öngören bir ateşkes dayatıldı.

 

j)İsrail’in güvenliğini garanti ederek abluka altında yavaş ve sancılı bir ölüme razı olmayan Hamas, ateşkesi bozduğu gerekçesiyle Gazze’de şu an tanık olunan katliamların suçlusu ve sorumlusu ilan edildi.

 

Stratejik bir seçenek olarak direniş gerçekliği

Gerek Lübnan savaşında gerekse Gazze savaşında halkların direnişe verdiği destek ve gösterdiği fedakarlık, bölge halkları nezdinde direnişin bir slogan değil, gerçekçi bir stratejik seçenek olarak algılandığını ortaya koyuyor.

 

Bölgedeki siyasi, ideolojik veya mezhebi farklılıklardan kaynaklanan gerilim ve çatışmaların İsrail’in en önemli siyasi, diplomatik hatta askeri kozu haline dönüşebildiği biliniyor.

 

Arap devletleri arasındaki bir diğeri aleyhine geliştirilen rekabetin, Lübnan’ın dini, etnik ve mezhebi bakımlardan ciddi çatışma potansiyelleri barındıran demografik yapısının ve Filistinli gruplar arasındaki ideolojik ihtilafların, İsrail’in siyasi, diplomatik ve askeri seçeneklerini arttırdığı söylenebilir.

 

Hizbullah’ın, ulusal bütünlüğe ve Lübnanlılık üst kimliğine yaptığı güçlü vurguların, bu partinin İsrail karşısındaki askeri başarısının da Lübnan içindeki siyasi nüfuzunun da en temel etkenlerinden biri olduğu belirtilebilir.

 

Amerikalı General Dayton’un el-Fetih üzerinden Muhammed Dahlan aracılığıyla Filistin içerisinde Batı Şeria ve Gazze şeklindeki coğrafi bölünmüşlüğü siyasi bölünmüşlüğe tebdil etmesi mümkün olabilmiş ise de en ağır ablukalara ve vahşi katliamlara rağmen Gazze halkının Hamas’tan uzaklaştırılması, ayrışması veya bölünmesi sağlanamadı.

 

33 günlük savaşta bin yüz şehit veren Lübnan halkının birliği ve direnişle dayanışması, Lübnan direnişinin, Gazze halkının 20. gün itibariyle verdiği bin yüz şehide rağmen iradesinde hiçbir sarsılma göstermemesi ve Hamas’ın yanında durması da Filistin direnişinin zaferinin garantisi olarak okunabilir.

 

Savaş stratejilerindeki benzerlik

Ortadoğu’nun en güçlü ordusu olarak nitelenen İsrail ordusunun hava kuvvetleri üstünlüğü ve konvansiyonel olan ve olmayan silah ve mühimmat kapasitesi biliniyor.

 

Binaenaleyh, İsrail’in hiçbir hava savunma silahına sahip olmayan Lübnan ve Gazze’deki direnişe karşı -sahip olduğu siyasi desteğe de güvenerek- azami sivil kayıp verdirmeyi öngören yoğun bir hava bombardımanı başlattığı görüldü.

 

İsrail savaş stratejisinin ülke altyapısını çökertmeyi, azami sivil kayıp verdirmeyi ve bu şekilde yaratacağı şok ve dehşet sayesinde düşmanından dayatacağı siyasi şartlara boyun eğmesini öngördüğü söylenebilir.

 

Dehşet yaratmaya ve düşmanı teslime zorlamaya dayalı bu stratejinin sonuç alıcı olmasının en temel şartı, savaşın çok kısa bir sürede bitirilebilmesine imkan verecek siyasi sonuçların alınmasına bağlıdır. Bundan dolayı olsa gerek ki İsrailli bazı stratejisyenler, 1967 savaşına işaretle İsrail’in 6 gün içinde zaferle çıkmadığı bir savaştan galip ayrılamayacağını ifade ediyorlar.

 

Binaenaleyh, bu yıldırım harekat doktrininin İsrail’e 1967 savaşında 6 Arap ülkesine 6 gün içinde karşı zafer kazandırdığı, 1982’de İsrail tanklarının bir hafta içinde Beyrut’a girmesini sağladığı biliniyor.

 

Buna karşın zamana yayılan asimetrik bir yıpratma savaşının, İsrail içinde ciddi siyasi çalkantılara sebep olduğu ve İsrail’i başarısızlığa sürüklediği de ortadadır.

 

1967 savaşında düzenli ordulara karşı savaşta sahip olduğu üstün silah gücü sayesinde İsrail’e zafer kazandıran söz konusu doktrinin İsrail’e karşı asimetrik savaş veren Lübnan ve Gazze direnişlerine karşı da uygulandığını söyleyebiliriz.

 

Binaenaleyh, gerek Lübnan gerekse Gazze direnişinin, İsrail’i kara harekatına zorlayan ve muharebeyi bir yıpratma savaşına dönüştüren bir strateji izlediği görülüyor.

 

Hava saldırılarıyla kendilerine sivil kayıplar verdiren İsrail’e savaşı bir yıldırım harekatıyla bitiremeyeceği mesajının verilmesi direnişin en önemli argümanı olarak dikkat çekicidir. Bu cümleden olmak üzere direnişin savaşı aşağıda sıralanacak araçlar üzerine inşa ettiği bir stratejiyle yönettiği söylenebilir:

 

1-Stratejik derinlik bakımından yetersiz olan İsrail’e asla güvende olamayacağının mesajının verilmesi için kapasite oranında düzenli füze saldırıları yapılması.

 

2-Kara harekatı içerisindeki askeri unsurların direnişin bulunduğu topraklara girebileceği; ancak burada tutunamayacağı mesajının verilmesi için kararlı bir gerilla savaşının sürdürülmesi.

 

3-Lojistik, ikmal, muhabere ve istihbaratın düzenli ordu ciddiyeti içinde yürütülmesi.

 

4-Psikolojik savaşta inisiyatifin elde tutulması ve iç cephenin motivasyonunun zinde tutulması için TV, radyo vb gibi iletişim araçlarının susturulmasına izin verilmemesi.

 

5-Ateşkes konusunda yapıcı olunması; ancak kırmızıçizgilerin kararlılıkla korunması.

 

 “Beni Gazze’den kurtarın” mesajı

Hizbullah’ın bu beş madde ile özetlenen savaş stratejisini başarılı bir şekilde uyguladığı için savaşı 33 güne yaydığını ve savaştan zaferle çıktığını; Filistinli direnişçilerin de 20. günü itibariyle aynı çerçevede savaşı başarıyla yönettiğini söylemek mümkün.

 

ABD’nin Lübnan savaşını sürdürmesi için İsrail’e olağanüstü baskılar yaptığını ve İsrail’in bu savaştan kurtulmak için Kana’daki BM kampında katliam yapıp 1701 sayılı kararın çıkmasına zemin hazırladığını tekrar hatırlatarak 15 Ocak’ta Gazze’de BM’ye ait UNRWA binasına yapılan fosfor bombalı saldırının vermek istediği mesajı okumaya çalışalım.

 

İsrail, “beni Gazze’den kurtarın” mesajı veriyor. UNRWA merkezinin vurulmasından sonra 20 günlük sessizliğini bozan BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un, Doha’da ya da Riyad’da zirve toplamak için paçaları tutuşan İsrail’in Arap dostlarının ve insan hakları şampiyonu Batılı liderlerin, İsrail’in bu mesajını aldıkları görülüyor.

 

20 Ocak’ta ABD başkanlığı koltuğuna oturacak olan Barack Obama’nın İsrail’in bu feryadına kulak tıkamayacağını tahmin edebilir ve önümüzdeki hafta sonuna kadar 1860 sayılı kararı tadil eden bir yeni kararın acilen çıkarılabileceğini bekleyebiliriz.

 

Haftaya çıkacak Hamas’ın kırmızıçizgilerine uygun bir ateşkesin başta Tzipi Livni ve Ehud Barak olmak üzere birçok siyasi kelle götürmesi de hiç sürpriz olmayacak.

 

Tek taraflı ateşkes ne anlama geliyor

 

Yazının kaleme alındığı ve saldırıların şiddetli bir şekilde sürdürüldüğü 15 Ocak’ta, 1860 sayılı ateşkes kararının tadili üzerinden yeni bir ateşkes kararı beklenebileceğini söylemiştik. Ancak İsrail, 17 Ocak tarihi itibariyle tek taraflı ateşkes ilan etti.

 

Binaenaleyh, İsrail’in tek taraflı ateşkes ilanının hedefleri ve savaşın sonuçlarına ilişkin son bir not düşmekte de yarar bulunuyor.

  

İsrail kabinesinin 17 Ocak’ta aldığı ve gece saat 2’den itibaren uyguladığını açıkladığı tek taraflı ateşkes, kara birliklerinin şimdilik Gazze’den çekilmemesi sebebiyle kırılganlığını korurken, İsrail yönetimi Hamas, ateşkes ilan etmedikçe Gazze’den çekilme konusunda bir takvim açıklamayacağını belirtti.

 

Başta Hamas olmak üzere Filistinli direniş grupları, İsrail askerlerinin Gazze’den çekilmemesi durumunda ateşkesin söz konusu olamayacağını belirtmişlerdi.

 

Tek taraflı ateşkes kararı, Gazze’deki direnişin askeri altyapısını çökertmeyi ve bölgeye silah girişinin tamamen durdurulmasının siyasi zeminlerini yaratacak bir ateşkes anlaşmasını dayatmayı öngören İsrail’in Gazze Savaşı’ndaki başarısızlığını gizleme çabası olarak değerlendirilebilir.

 

Gözüken o ki Filistin direnişine siyasi şartlar dayatmayı başaramayan İsrail’in tek taraflı ateşkes kararı alarak, hem Gazze’ye yönelik saldırılarını hem de uyguladığı ablukayı ucu açık bir fiili durum haline getirmeyi hedefliyor.

 

İsrail’in yaratmak istediği ucu açık fiili durumun 20 Ocak’ta göreve başlayacak olan ABD Başkanı Barack Obama’nın konuya ilişkin tutumu ve 10 Şubat’taki İsrail seçimlerinin oluşturacağı şartlar çerçevesinde şekillenmesi bekleniyor.

 

Soykırım niteliği kazanan katliamlara ve uygulanan ağır ablukaya rağmen Filistin direnişinin İsrail’in dayattığı, Batılı ülkelerle Arap rejimlerinin de açık bir şekilde desteklediği teslim anlaşmasına boyun eğmemesi, başta Gazze’deki meşru Hamas yönetimi olmak üzere tüm direniş grupları açısından bir zafer olarak değerlendiriliyor.

 

Temmuz Savaşı’nda askeri bir zafer kazanan Hizbullah’ın, bu zaferini Lübnan içerisinde siyasi kazanıma dönüştürdüğü Doha Anlaşması’na kadar olan süreçte attığı adımların Filistin direnişine de örnek olması, Filistin direnişinin siyasi kazanımları açısından da önemli gözüküyor.

 

Bu çerçevede; Filistin’deki Hamas, İslami Cihat ve diğer direniş gruplarının, Lübnan’daki Hizbullah, Ulusal Özgürlük Hareketi ve Emel’in 8 Mart Muhalefet Cephesi gibi siyasi bir koalisyon teşkil etmesi ve direnişin siyasi girişimlerinin bu koalisyon tarafından ortak bir görüş halinde söz konusu edilmesi son derece önemli gözüküyor.

 

 

Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
İmad Mugniye Tugayları tarafından 16-01-2009 10:34:43 Tarihinde yazıldı.
Analiz
Analizlerinizi zevkle okuyorum.İçime su serpildi diyebilirim.Teşekkürler
hay tarafından 17-01-2009 12:06:29 Tarihinde yazıldı.
mukemmel diyebilirim allah kalemine guc versin
mücahit tarafından 18-01-2009 18:21:30 Tarihinde yazıldı.
ZAFERİN YA DA DİRENİŞİN MEZHEBİ OLMAZ
Doyurucu ve nitelikli bir inceleme yaptığınız bu yazıda; 33 günlük temmuz savaşı ve furkan savaşını bütünsel bir perspektifle analiz ettiğiniz için teşekkür ederiz. Sünni ve şii direniş odaklarının gerçek düşman karşısında Allah'a dayanarak çizdikleri strateji elhamdülillah zaferler getiriyor. Şimdi Hamas'ın zaferi gösteriyor ki, şii veya sünni olmak önemli değildir. Önemli olan muttaki, mütevekkil bir önderliğe ve uhrevi bir amaca dayanmaktır. Hamasla birlikte, zaferlerin ya da yenilgilerin gerekçesini mezhebi konseptte arayan perspektifin de kendisini sorgulaması gerektiği ortaya konulmuş oluyor... Rabbimizden dileriz ki şii ve sünnilerin kaderi sizin yazınızda anlattığınız gibi hep zaferlerle kesişsin...
ibrahimhalil uysal tarafından 20-01-2009 10:34:51 Tarihinde yazıldı.
dogru bilgi
aklı selim ancak dogru bir bilgilendirmeyle hakikate ulasır bu konuda bizlere dogru bilgiyi ulastıdıgınız icin sizlere tesekkür ederiz
KUMİ tarafından 20-01-2009 19:19:23 Tarihinde yazıldı.
SAGOLUN
YORUMLARINIZ ÇOK GÜZEL İNŞALLAH BUNLARI KİTLELERE ULAŞTIRMANIN YOLLARINI BULURSUNUZ TV BU KONUDA İYİ B,R ARAÇ SİZİ TV DE GÖRDÜM ÇOK SEVİNDİM İNŞALLAH DEVAMI GELİR
YÜKSEL COŞKUN tarafından 25-01-2009 18:34:08 Tarihinde yazıldı.
GAZZE'DE KAZANAN TARAF HANGİSİDİR?
Yaklaşık 20 gün süren İsrail saldırılarının bıraktığı sonuçlar korkunç boyutlardadır. İsrail'in bu savaı da kaybettiğini iddia etmek realiteden çok bir isteğin karşılığı gibidir. Keşke öyle olabilseydi. İsrail'in kaybı 10 asker 3 ü sivil olmak üzere toplam 13 kişi. Buna karşılık Filistin tarafının ise ortalama 1500 can kaybı 500 bini aşan yaralı/skat, on bin civarında yıkılan bina. İsail tarafında yıkılan bir tek bina yok. Şimdi sahi hangi taraf kazanmıştır? Filistinlileri daha dğrusu Hamas'ı destekleyen ülkeler bu savaşta ne yapmıştır? Her fırsatta Filist,n/amastan yana olduğunu söyleyen İran/suriye'nin bu savaş boyunca bir işini gören duyan olmuş mudur? Hizbüllah'ın bir girşimine şahit olan olmuş mudur? Hayır duyan da gören de olmadı. Kabul edilmelidir ki, Hamas'ın dostlarının, dostlukları sözle, asai açaıklamalarla sınırlı kalmıştır. Buna karşılık İsrail'in dostları, dostluklarıı göstermiştir. Gazzenin eski haline gelmesi, Hamas'ın yaralarını sayması kolay kolay mümkün olmayacak boyutlardadır. Arapların mevcut durumu da zaten İsrail ile ciddi bir savaşa uygun değildir. Araplr gibi Filistinlilerin hem iç sounları hem de askeri hazırlıklarının yetersizlikleri İsrail ile topyekun bir savaşa müsait olmadıklarını göstermektedir. Öyle yere göğe sığdırılamayan İsrail vahşetini mazur göstermek için TV'ler tarafından şişirilen Kassam Füzelerinin ise durumu daha çok bir çaresizliğin görüntüsünden başka bir şey değildir. Kassam Füzesi dedikleri ise, su borularının içine doldurulan barutların patlatılmasından başka bir şey değildir. Gazzenin üç bir yanının İsrail tarafından kuşatılması, batı tarafının ise refah sınır kapısı ile Mısır tarafından kapatılması Gazzeyi bir çeşit toplama kampı haline getirmiştir. Gazzenin bu hali ile çaresizliği ile İsrail'in güvenliğini tehdit edebileceğini düşünmek akılcı mıdır? Hamas hangi imkan ile bunu yapacaktır? İsrail, Kassam tışlarını bahane ederek sabah akşm yeni bir katliam girşimine yeltenmektedir. Bu doğru. Kabul edilmelidir ki Kassam füzeleri olmasa da İsral saldırı ve katliamları devam edecektir. Filistinin iç sorunları, Hamas Fetih ayrılığı, komşu Arap ülkelerinin İsrail dostları tarafından idare ediliyor olmaları belki de İsrail saldırılarından daha öncelikli bir sorun durumundadır. İnsanın bkmaya dinlemeye bile tahammül edemediği Gazze haberlerini/savaşını bile İran-Suriye ve Hizbüllah üçlüsünün propagandası için bir malzeme unsuru olarak ele almak doğru bir davranış mıdır? Gazzede yürekler yakan vahşet olurken Suriyenin Aslan / Esed isimli zağarını duyan gören olu mu? İranın kükreyen kaplanları nerelerdeydiler? Türk atasözünde olduğu gibi ateş düştüğü yeri yakar misali, İsrail ateşi ile Gazze yanmış ve yıkılmıştır. Hizbüllahın Hamas'a desteği ise Türkiyedeki Bayeziddeki desteğin ötesine geçememitir. Gazze üzerinde kıyametler koparken bu cılız destekler yakın vadede Gazzenin hangi derdine çare olabilecektir? Çare gerçekçi olmaktır. Teslimiyet değil ama Kassam füzeleri denilen silahlarla İsraiiin yok edilemeyeceğini anlamakla başlayabilir. İsraille yapılacak topyekun bir savaş için çok ciddi bir zaman ve hazırlık lazım değil midir? İsrailin Lübnana ve Gazzeye saldırıları, işte kendisine karşı yapılacak topyekun bir savaş hazırlığını da ortadan kaldırmaktadır. Hala İsrailin yenilediğini iddia edenlere söylenecek fazla sözde yoktur. Çünkü onlar cezbe halini yaşamaktadırlar. Ne kadar büyük kayıplar olursa Sabüzzemanın/Mehdinin gelişinin de o kadar çok yaklaşacağını iddia etmektedirler. Onlar sözün bttiği yerdedirler. Gerçekçilik onlara göre değildir. Gazzenin feryadı da kaypları da kıyametleri de hep onun gelişinin habercileri gibidir. Ama o mübarekte binlerce yıldır bir türlü gelmior. Gelemiyor. Sahi gelecek birisi var mı? Vesselam. Yüksel Coşkun [email protected]
kiyam tarafından 31-01-2009 18:49:40 Tarihinde yazıldı.
Hamas icin kati bir zafer!
Evet Yüksel Coskun, Mustafa Özcan, Hüsnü Mübarek, Suud Krali El Suud, Ürdün Krali Abdullah; Israil Diktatörü Livni bunlar kaybetti! Bu gibi tipler Lübnan savasin da da Hizbullahin kaybettigini iddia eden tipler idi! Peki kazananlar kim oldu? Kazananlar hic süphiniz olmasin ki Direnci secen müslümanlar oldu! Suriye, Iran, Hamas, Hizbullah ve müslümanlarin büyük bölümü bu savasta yenenler tarafinda yer aldi! Artik bu sıkıcı yenilmislik pisikolojisini birakip gercekleri vakti gelmistir Yüksel bey evet sizin tarafiniz neresidir? Doğrunun tarafında misiniz yoksa Israil tarafindanmi?
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı 21/01/2018 - 17:13 tarihinde eklendi
İran’a dair iki tasvir 01/01/2018 - 09:04 tarihinde eklendi
Güncel
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
21:42 (25.03.2019)
El Cezire: Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrail'in Gazze'nin kuzeyini hedef alan saldırısında 3 Filistinli yaralandı.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım