MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
09/09/2009 - 02:25 tarihinde eklendi
Tahran Pirus Zaferi mi istiyor?
Alptekin DURSUNOĞLU
Eğer bu, belli bir cenahın yok edilmesine yönelik kalıcı ve kapsamlı bir tasfiye operasyonu ise önümüzdeki vadede İran’da ye yeni bir Beni Sadr vakasına veya yeni Montezeri vakalarına tanık olabiliriz.

“İstiklal, özgürlük ve İslam Cumhuriyeti” sloganıyla gerçekleştirdiği devrim ve kurduğu sistemle bölgesindeki rejimlerden tamamen farklılaşan İran, 30 yıl aradan sonra tipik bir Ortadoğu rejimi olma yönünde kararlı adımlar atıyor.

 

Körfez ülkeleri gibi krallık veya emirlikler ile Mısır, Suriye, Libya gibi adı cumhuriyet olan totaliter rejimlerin ortak özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

 

1- Devletin belirli bir kişi, aile veya partinin mutlak egemenliğinde olması.

 

2- Yetkileri sınırsız kral, emir veya başkanın sorgulanmazlığı ve cevap verici olmaktan münezzeh sayılması.

 

3- Demokratik süreçlerin sonucunun baştan belli olması.

 

4- Sistem içi dahi olsa çok sesliliğe tolerans gösterilmemesi. İktidarını, sahip olduğu küresel ittifak ilişkisine borçlu olan yönetici sınıfın, “ulusal güvenlik” adına her türlü dini, ahlaki veya insani değeri ayaklar altına almaktan kaçınmaması.

 

5- Sistemin bekasının güvenlik tedbirlerinden başka bir araçla sağlanamayacağının düşünülmesi ve ulusal stratejinin buna odaklanması.

 

6- Sistemin farklı seslere darbe veya devrimden başka siyasi katılım imkanı tanımayacak ölçüde tekilci olması.

 

İslam Cumhuriyeti bir Ortadoğu rejimi değildi

İran İslam Cumhuriyeti son cumhurbaşkanlığı seçimi öncesine kadar istiklal, özgürlük ve İslam Cumhuriyeti kavramlarını hayata geçirme biçimiyle bölgesindeki tüm rejimlerden farklılaşmakla kalmadı, hatta bölgesindeki halklar nezdinde ideal bir model olarak algılandı.

 

Çünkü İslam Cumhuriyeti ile ortaya konan “istiklal” tanımı, salt bağımsızlık veya devrim süreciyle sınırlı kalan bir slogan değil; kurulu sisteme bölgesel ve küresel onur kazandıran ve uluslar arası alanda etkili bir aktör olmasını sağlayan güçlü bir dinamik oldu.

 

Özgürlük de salt iktidarı ele geçirmek için devrimci motivasyonu güçlendiren bir slogan olarak kullanılmadı; İslam Cumhuriyeti, hayata geçirdiği özgürlükle ortak ulusal misak olan anayasaya bağlı tüm toplumsal kesimlere siyasete katılım imkanı sağlayarak çok sesli ve açık bir toplum yaratılabileceğini gösterdi.

 

İslam, salt bireysel dünyaya has bir tecrübe olarak değil, toplumsal rüşt ve adaletin en esaslı moral dinamiği olarak yönetimin meşruiyetinin kaynağı olarak belirlendi ve bu meşruiyete, halkla yönetimi buluşturan cumhuriyet ilkesiyle makbuliyet kazandırıldı.

 

8 yıllık savaşta şehirlere yağan füzelere rağmen ulusal güvenlik gerekçesiyle hiçbir seçimi ne iptal edip ne de erteleyen, ulusal misak olarak nitelenen anayasaya bağlı tüm siyasi gruplara siyasi sahnede yer veren, yaşanan siyasi bunalımları güvenlik tedbirleriyle değil; katılım, müzakere ve uzlaşmayla yöneten İslam Cumhuriyeti, bu pratiği ile bölgesindeki rejimlerden farklılaşmış ve bölge halkları tarafından bir ideal model olarak görülmüştü.

 

Ortadoğu rejimi olma yönünde atılan adımlar

Onuncu dönem cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra ortaya çıkan bunalım karşısında sergilediği şu davranışlar ise Tahran’ın 30 yıllık İslam Cumhuriyeti tecrübesinden gittikçe uzaklaşmakta ve bölgesindeki rejimlere yaklaşmakta olduğunu düşündürüyor.

 

1- Seçim sonuçlarına yapılan itirazlar ve ortaya konan demokratik tepkiler bir “kadife devrim” girişimi olarak ortaya kondu.

 

2- Seçim sonuçlarına yönelik protestolar sırasında kamu güvenliğini bozan anayasal düzen karşıtı marjinal grupların şiddet eylemleri bahane edilerek, sistem içi siyasi gruplar ve onların tabanları ötekileştirilmeye çalışıldı.

 

3- Sokak gösterilerine karşı kamu güvenliğini sağlamakla görevli bir kısım organlar, üniversite yurtlarına saldırıp cinayet işleyerek benzeri görülmemiş bir güvenlik hizmeti verdi!

 

4- Suçlu dahi olsa şeffaf ve adil bir şekilde yargılanıncaya kadar can güvenlikleri devletin garantisi altında olması gereken tutuklular cezaevlerinde öldürüldü. Yaşanan olaylar sırasında kaç kişinin hayatını kaybettiğine ilişkin 2 ayı aşkın bir sürenin geçmesine rağmen kamuoyunu tatmin edecek hiçbir kesin resmi rakam açıklanmadı.

 

5- Olaylardan hemen sonra tutuklanan şahısların neyle suçlandıkları, hangi cezaevinde bulundukları, hangi güvenlik birimi (Polis, Devrim Muhafızı, Besic veya İstihbarat) tarafından tutuklandıkları aylarca ailelerinden bile gizlendi. Tutuklular avukatlarıyla görüştürülmedi ve mahkeme gününe kadar haklarındaki iddianame avukatlarına verilmedi.

 

6- Bu şartlar altındaki tutukluların mahkemesi, alınan “itiraflar”la belli bir siyasi kesimi tasfiye amaçlı olarak siyasi gösteriye dönüştürüldü.

 

7- İslam İnkılabı Rehberi’nin üniversite yurtlarına yapılan saldırıları ve tutukluların öldürülmesini “cinayet” olarak tanımlamasına, bilinen ölüm olaylarının gerçekleştiği Kehrizek tutukevinin kapatılması talimatını vermesine rağmen, Kehrizek Tutukevi’nin 13 yetkilisinin (kim oldukları belirtilmeksizin) görevden alındığının açıklanmasından ve cezalandırılacaklarının söylenmesinden öte hiçbir adım atılmadı. Dönemin İçişleri Bakanı Sadık Mahsuli’den konuyla ilgili hiçbir açıklama gelmedi. Bütün bu olaylarla ilgili makamı itibariyle birinci dereceden sorumlu olan Tahran Devrim Mahkemesi Savcısı Said Murtazavi terfi ettirilerek Başsavcı yardımcılığına getirildi. Hükümet adına bu konudan bahseden tek resmi yetkili olan Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ise bu olayların “ajanlar” tarafından yapıldığını belirterek “kadife devrim” senaryosuna uygun bir açıklama yapmış oldu.

 

8- İslam İnkılabı Rehberi’nin seçim sonuçlarına itiraz edenleri, itirazlarını ilgili kurumlar nezdinde ve yasal yollardan yapmayıp sokakta hak arayışına girdikleri için sadece “hatalı dost” olarak nitelemesine ve “dostu bir hatası yüzünden düşman saymayın” uyarısına, seçim sonuçlarına itiraz eden liderlerin yabancılarla işbirliği yaparak rejimi devirmeye çalıştıklarına ilişkin ifadelerin sadece bir iddia olduğunu belirtmesine ve salt iddialarla bu tür suçlamaların yapılamayacağını ortaya koymasına rağmen, Anayasayı Koruyucular Kurulu’nun üyeleri Ayetullah Yezdi ve Cenneti, Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ve Devrim Muhafızları Komutanı General Muhammed Ali Caferi, rejimi devirmek isteyen asli unsurların Musevi, Kerrubi, Hatemi, hatta ima yoluyla Ayetullah Rafsancani olduğunu söyleyebildi ve bunların yargılanmasını isteyebildi.

 

“Kadife devrim”den “yumuşak savaş”a

Besic’den sorumlu Genelkurmay Başkan Yardımcısı General Zulkadr, Meşhed’deki bir törende yaptığı konuşmada seçim sonrasında yaşanan itirazların “kadife devrim” olarak nitelenmesine işaretle İran’ın şu an “yumuşak bir savaş” vermekte olduğunu belirterek şunları söylüyor:

 

“Sert savaşta (Ceng-i Sakht) dost ve düşman sınırları bellidir; ama yumuşak savaşta (Ceng-i Nerm) hiçbir sınır, hiçbir maddi ve nesnel istihkam belli değildir. Düşman her yerde bulunmaktadır. Sert savaşta savaş meydanı belli ve somuttur; ama yumuşak savaşta sınırlı bir bölge yoktur; bu asimetrik savaşta her yer savaş meydanıdır.”

 

Bu söylem, Türkiye kamuoyunun “postmodern darbe” diye anılan 28 Şubat sürecinden aşina olduğu bir söylemdir. 28 Şubat sürecinde de Genelkurmay Milli Askeri Stratejik Konseptini yani tehdit algılamasını değiştirdiğini belirterek Türkiye Cumhuriyeti rejimi için dış tehditlerin değil, iç tehditlerin öncelikli hale geldiğini belirtmiş ve tehdit sıralamasında iktidardaki Refah Partisi’ni kastederek “irtica”nın birinci sırada yer aldığını ifade etmişti.

 

General Zulkadr şöyle devam ediyor: “Sert savaş, birlik sağlayıcıdır, halk büyük bir motivasyonla savunma hatlarına gelmektedir; ama yumuşak savaşta düşman mevzileri teker teker fethetmekte; ama kimse bunu fark edememektedir.”

 

Şu an için İran’da yaşanan bu nitelik değişmesini İran’daki bazı kesimlerin ifade ettiği gibi bir “kadife darbe” olarak nitelemek ne kadar gerçekçi olur bilinmez; ama ortaya konan tutum ve yapılan açıklamalar İran’ın artık tehdit algısındaki önceliği “yumuşak savaş” nitelemesiyle dışarıdan içeriye yönelttiği söylenebilir.

 

İran İslam Cumhuriyeti’ni Ortadoğu’daki diğer rejimlere benzeştiren de işte tehdit algısında gittiği değişikliktir.

 

Askerlerin meslekleri gereği yaşanan gelişmeleri “dost-düşman” algısı içerisinde tanımlaması son derece anlaşılabilir ve normal bir durum olarak değerlendirilebilir. İmam Humeyni’nin askerlerin siyasetten uzak durmasını istemesinin sebebi de bu olmalıdır. Ancak cumhurbaşkanının da aynı algıyı paylaşması, Ahmedinejad’a yöneltilen ABD ve İsrail’e karşı başvurduğu mücadele yöntemlerinin aynısını, içerideki siyasi rakiplerine karşı da kullandığı şeklindeki eleştirileri haklı çıkarıyor.

 

İran’da bazı kesimlerin dediği gibi eğer gerçekten bir darbe söz konusuysa ve mevcut seçim sonuçları da eğer bu darbenin bir ürünü ise “darbe hükümetinin” verdiği “yumuşak savaşta” siyasi rakiplerine karşı hiç de yumuşak davranmaması ve ülkenin en ana akımlarından birini tasfiye etmek için her yola başvurması beklenebilir.

 

Ancak yaşanan sürecin halkı, kurumları, hatta ulemayı böldüğü ve halkın önemli bir kesiminin, Düzenin Yararını Belirleme Kurulu’nun, Meclis’in ve ulemanın mevcut durumdan ciddi bir rahatsızlık duyduğu da ortadadır.

 

Eğer başlatılan “yumuşak savaş” iddia edildiği gibi “şaibeli seçim sonrasında kurulan darbe hükümetini” kabule zorlamak için atılmış geçici bir adımsa; halkın, söz konusu kurumların ve ulemanın sistemin zarar görmemesi için bu geçici olağanüstü duruma sabretmeleri beklenebilir.

 

Ama eğer bu, belli bir cenahın yok edilmesine yönelik kalıcı ve kapsamlı bir tasfiye operasyonu ise önümüzdeki vadede İran’da ye yeni bir Beni Sadr vakasına veya yeni Montezeri vakalarına tanık olabiliriz.

 

“Yumuşak savaşta düşman mevzileri teker teker fethetmekte; ama kimse bunu fark edememektedir” paranoyasıyla başlatılan yumuşak savaşta General Zulkadr’in dediği gibi sınırlı bir bölge kalmayacak ve bu asimetrik savaşta her yer savaş meydanı olacaksa, bu savaş sonrasında İran’ın kazanacağı zafer ancak “Pirus Zaferi” olacaktır.

 

Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
Ali Yağız tarafından 09-09-2009 16:37:32 Tarihinde yazıldı.
Uzmanlık bir yere kadar
Adınız uzman....yazınıza gelince üzülerek ifade edeyim uzman kaleminden çıkmış bir yazı değil. elbet okuduklarınızdan yola çıkarak yorum yapıyorsunuz. ama yazılanlar sadece sizin aktardıklarınızdan ibaret değil.
Kadir tarafından 10-09-2009 19:23:00 Tarihinde yazıldı.
Allaha defalarca şükrediyorm, bazı kşileri tanıma fırsatı verdiği için. Hoca seni tanıttığı için, gerçek mahiyetin ortaya çıktığı için allaha şükürler olsun. Zaten bu İslam inkıabı mübarek bir turnusol kağıdı gibi maşallah, ne de çabucak tanıtıyor insanları.
ADALET tarafından 11-09-2009 04:28:30 Tarihinde yazıldı.
Neresini düzelteyim.
Öyle bir tahlil yapılmışki baştan aşağıya eleştir beni diyor.Ancak yorum makale gibi uzun olamayacağından ilk maddelere gönderme yapalım yeter. 1-Maddeye eleştiri.Bu eleştiriler yıllardan beri var.En başta veliyyi fakihe karşı yeni bir durum değil. Aile ise kim bu aile.Bundan önce refsancani ailesi için deniyordu oysaki görünürde o şahısda sizin burada temsil ettiğiniz zihniyete sahip.(yansıtılan manada yazdım)Dolayısıyla iran zaten böyle idi yeni bir durum yok.Yazıda ise sanki daha yeni oluyor gibi gösteriliyor. 2-bu madde tam bir felaket.İmam Humeyni zaten veliyyi fakihi nasıl tanımlıyorki!!!Açın bir daha okuyun.Bu anlayışı İmam Hamaney değil İmam Humeyni getirdi.Dolayısıyla iran 30 yıldır zaten böyle.Zaten başlıkta montezari olayına atıfda bulunmuşsunuz açık delil.O halde neden yeni bir durum gibi yazıyorsunuz. 3-Bu maddeye eleştiri: Rehberi muazzam Seyyidimiz imam Hamaney buyurduki " Bizim demokrasimiz batılı demokrasi değilki bu bizim anlayışımız.Beğenin beğenmeyin.(Evet İslam cumhuriyetinde sonuç baştan bellidir.Açık bir kafir seçilemez İslam nizamını bozacak unsurlar ta baştan elenir dolayısıyla sonuçlar baştan bellidir.Ancak İmam Humeyni daha katı idi demokrasi kelimesini hiç kullanmazdı.Yoksa iş tersindenmi yorumlanmalı.)Sahi şunuda sormak gerekiyor batılı demokrasilerde de iş baştan belli değilmi.Yani demokrasiyi ortadan kaldıracak bir partinin seçime girmesine izin veriyorlarmı.Sonucu baştan belli olmayan bir demokrasimi var yeryüzünde? 4-HER türlü DİNİ AHLAKİ İNSANİ değeri ayaklar altına almaktan kaçımaması denmiş.Buda tahlil yapanın açık çelişkisidir.zira yukarıdada şunu diyor "Eğer bu, belli bir cenahın yok edilmesine yönelik kalıcı ve kapsamlı bir tasfiye operasyonu ise önümüzdeki vadede İran’da ye yeni bir Beni Sadr vakasına veya yeni Montezeri vakalarına tanık olabiliriz" ve ayrıca "İran, 30 yıl aradan sonra tipik bir Ortadoğu rejimi olma yönünde kararlı adımlar atıyor" görüldüğü üzere bu cümlerlerde ise, eğer,olabilirz,adımlar atıyor...dolayısıyla 4.madde kesin hükme varılmış artık adımlar atıyor değil bizzat öyledir eğer ise olabilir değil şu anki nizam 4.maddeye göre zaten gayri insani ve islami bir idaredir. 5- bu madde reddedilir sadece. 6-buda yeni değil yukarıdaki 2. maddedeki izah bunada yeter. Evet yazının geriside böyle yinede uzun oldu. Yazan fanatik velayeti fakihin takibçisi.... NOT:Sakın bu maddeler körfez ülkelerinin totaliter yapılarına aitti islam cumhuriyeti için demedim demeyin.Maksat belli....bakalım yayınlanacakmı bu tahlil.Daha önce baılarının başına gelen gelmez inş.Gelirse sayın sitenin hali eleştirdiği totaliterlik olur.Bunuda yayınlamanızı zorlamak için yazdım.
serdar tarafından 11-09-2009 15:24:53 Tarihinde yazıldı.
iranın hali bu iken irancılardan çok şey beklenemez
sayin Alptekin Dursunoglu, iranın hali bu iken irancılardan çok şey beklememenizi tavsiye ediyorum. bu tip şahıslardan ne köy olur ne kasaba. tahlilllerinizi büyük bir zevkle okuyoruz. selam ve hürmetler....
ahmed can tarafından 11-09-2009 16:26:58 Tarihinde yazıldı.
yalnızca anlamaya çalışıyorum (1)
Bismillah Alptekin ağabey, yazılarınızda ki çelişkili görünen yorumlarınızdan ya da daha doğru ifadeyle açık ve net olmayan ifadelerinizden nerede durduğunuz pek anlaşılamıyor. Ama dostlar hakikaten sizin nerede durduğunuzu görmek istiyorlar. Yazınızın içeriğinden özellikle yedinci ve sekizinci maddelerden; İslam inqılabını baskıcı yöntemlerle korumaya çalışan güvenlik güçleri ile yine aynı doğrultuda hareket eden hükümet yetkilileri tarafından “sözü dinlenilmeyen, kendisine itaat edilmeyen, basiretsiz bulunan, sembolik bir konuma itilerek işlevsizleştirilmeye çalışılan bir lider konumuna itilmeye çalışıldığı” sizin rehberle ilgili bakışınız olarak okunuyor. Yoksa biz yanlış mı anlıyoruz. En azından hiç değilse böyle olduğuna inanmak istiyoruz. Bu cümlem sizi biraz kırmış olabilir. ......... Ama yine de anlamak istiyorum: Eğer İslam inqılabı yetkilileri bir Ortadoğu rejimi olma yönünde adımlar atıyorlarsa rehber bunun neresinde duruyor: a)Bizzat bu politikanın başında bulunan sinsi ve ceberut bir lider olarak mı? b)Yoksa dirayetini, basiretini, uzlaştırmacılığını, söz dinletebilirliğini kısacası velayet-i fakih’te bulunması gereken vasıfları kaybetmiş beceriksiz söz de bir lider olarak mı? c)Ya da sözü dinlenilmeyen, itaat edilmeyen, işleri çekip çevirmedeki gücü elinden alınarak zayıf bir konuma itilmiş, mazlum ve yalnız/garip bırakılmış bir lider olarak mı?(rehberin sözlerine itaat etmeyen birilerinin olduğu kesin. Birilerinden de ziyade bir kesimin varlığı gözler önünde. Ama maalesef bunlara hiç değinilmedi)
[email protected] tarafından 11-09-2009 16:30:09 Tarihinde yazıldı.
yalnızca anlamaya çalışıyorum (2)
Yazımızdan açıkça ne demek istediğimiz anlaşılmıyor mu diyebilirsiniz? Maalesef sizin yazınızla paralel doğrultuda, benzer içerikte yazılar kaleme alan bazı yazarların ilk iki madde de belirttiğimiz rehbere yönelik çirkin ifadelerini okuyoruz. Bizim sizden isteğimiz "bağnazlığı ve amigoluğu destekleyecek sloganlar" atmanız kesinlikle değil. Ama dostlarınızın zihninde oluşan soru işaretlerini gidermeniz ve "bir netliği" yakalamanızdır. Söylemeden edemeyeceğim: Yine daha önce haber sitenizde yayınlanan "İran tarihinin en geniş katılımlı cuma namazı(19.07.2009)" başlıklı haberinizde Rafsancani’nin kıldırdığı cuma namazına katılımın İslam Devriminin ilk yıllarından sonra "toplumun her kesiminden insanları bir araya getirdiği" vurgulanmıştı. Hani insanın aklına şöyle bir soru geliyor. Hakikaten vuku bulmuş bir olayın zihin yönlendirmeden olduğu gibi aktarılmış bir haberi mi?! Yoksa Rafsancani’nin bir makama bir başkasından daha liyakat taşıdığı vugusu mu? Bu soruyu zihinlerde doğurtan sebeb haberinizde vurgulanan husus. "İslam Cumhuriyeti, makbuliyet ve meşruiyet" başlıklı yazınızın altına "Yasir Ay" isimli şahsın bir eleştiri mahiyetinde düştüğü sorular ortada kaldı. Cevap vermeye değer nitelikte bulmadınız mı? Bunu çok üzülerek söylüyorum ama eğer ki soru işaretleri havada kalacaksa; "tipik bir Ortadoğu aydını olma yönünde kararlı adımlar attığınızı" rahatlıkla söyleyebileceğiz. Allah akıbetimizi hayr eylesin. Selametle...
Alptekin Dursunoğlu tarafından 11-09-2009 21:54:27 Tarihinde yazıldı.
Açıklama
Sayın Ahmed Can Bey, zaten belli bir konu hakkındaki bakış açımı veya sizin tabirinizle “nerde durduğumu” ortaya koymak için yazdığım yazıya “bazı dostların” merakını gidermek için benden tefsir yazmamı istiyorsunuz. Yazdığım yazıyı “açık ve net” bulmayan “bazı dostların” kendi yazdığım yazıya yazacağım tefsiri ne ölçüde “açık ve net” bulacağından emin değilim. Binaenaleyh gündeme getirdiğiniz somut sorularınıza cevap vermeye çalışayım: 1- Öncelikle bir yazarın ismini zikrederek yaptığınız değerlendirmeye ve benim yıllar önce ona verdiğim cevaba ilişkin cümlelerinizi, söz konusu yazarı sitemizde cevap vermeye ilzam etmek gibi bir hakkımın olmadığını düşünerek çıkardığım için beni anlayışla karşılayacağınızı umuyorum. Yazımın 7. ve 8. Maddelerinde İslam İnkılabı Rehberi’nin seçim sonrasında verdiği ilk Cuma hutbesinde, daha sonra da üniversite öğrencilerine ve üniversite hocalarına yaptığı konuşmalarda söyledikleri aktarılmış, orada söylenenlerle yazıda belirtilen bazı yetkililerin Rehber’in ifadeleriyle çelişen adımları zikredilmiştir. 2- Başka yazarların benim yazımla “paralel doğrultuda, benzer içerikte” yazdığı yazılar beni hiç ilgilendirmiyor. Dolayısıyla da yazıma “benzer içerikte ve paralel doğrultuda” yazılmış yazıların tümünü okumak, kendimle onlar arasına paralellik veya karşıtlık kurmak ve de onların yazdıklarının hesabını vermek gibi bir sorumluluğumun olduğunu sanmıyorum. 3- Yazınızda a, b ve c maddelerinde ifade ettiğiniz tarzda bir kategorileştirmeyi doğru bulmuyorum. İran’daki durumun bahsini ettiğiniz bu kategorilerden biri ile açıklanabileceğine inansaydım bunu zaten yazımda belirtirdim. 4- "İran tarihinin en geniş katılımlı cuma namazı (19.07.2009)" başlıklı haberimiz nesnel bir gerçeği yansıtıyordu. İslam İnkılabı Rehberi’nin kıldırdığı cuma namazına seçim sonuçlarına itiraz eden kesimlerin büyük bir çoğunluğu katılmamış; ancak Ayetullah Haşimi Rafsancani’nin kıldırdığı Cuma namazına hem iktidar yanlısı kesimler hem de seçimlere itiraz eden kesimler katılmıştı. İktidar yanlısı kesimler de seçimlere itiraz eden kesimler de Ayetullah Haşimi’yi rehberliğe daha layık gördükleri için değil, meydanı bir diğerine bırakmamak için söz konusu Cuma namazına yoğun katılım göstermiş ve netice itibariyle bu Cuma namazı devrimin ilk yıllarından sonraki en geniş katılımlı Cuma namazı olmuştu. Dolayısıyla affınıza sığınarak belirteyim ki haberimizle ilgili “aklınıza gelen soru” öküz altında buzağı bulur muyuz sorusu olmuştur. 5- "İslam Cumhuriyeti, makbuliyet ve meşruiyet" başlıklı yazınımın altına "Yasir Ay" isimli şahsın yazdığı yoruma cevap vermeye değer bulmadığımdan değil, Yasir Bey’in 1. Madde dışındaki sorularının söz konusu yazının içeriğiyle ilgili olmadığını düşündüğüm için cevap vermedim. Yasir Bey’in 1. Maddede ifade ettiği “İslami olsun ya da olmasın herhangi bir devlet organizasyonunun içerideki makbuliyeti, onun işlevselliği ve bekası açısından kendisini dayandırdığı meşruiyetten daha önemli gözükmektedir. " ifadesi ne sayaset bilimine ne de islami ilkelere uygun.bir kere ifade bütünlüğü bozup içeriye öncelik veriyor. ikincisi uygulama ve pratik durum ne zamandan beri meşruiyetten önemli hale geldi.ontolojik hiyerarşiyi gözardı eden reelpolitik bir açıklama olmuş.” Cümleleri bir soru değil bir itirazdır. Yasir Bey söz konusu yazının ana düşüncesini alıntılamış ve bu düşünceye katılmadığını belirtmiş. Binaenaleyh ne kimsenin benim düşüncelerime katılma zorunluluğu var ne de benim düşünceme katılmayanlara açıklama yapma zorunluluğum var. 6 “Bunu çok üzülerek söylüyorum ama eğer ki soru işaretleri havada kalacaksa; "tipik bir Ortadoğu aydını olma yönünde kararlı adımlar attığınızı" rahatlıkla söyleyebileceğiz.” İfadenize gelince… Yaptığım bu açıklamalarımdan sonra beni bir Ortadoğu aydını olarak görüp görmeyeceğinizi bilmiyorum. Ancak Ortadoğu aydınının hangi tipik ortak özelliklere sahip olduğu konusunda Avrupalı, Amerikalı, Afrikalı vs. bir aydın olduğunu iddia etmeyen benim gibi birini aydınlatırsanız sevinirim. Saygılar.
kumi tarafından 12-09-2009 12:59:08 Tarihinde yazıldı.
yazık
sayın dursunoglu daha önceki tahlillerinizi okumuş ve begendiklerimiz için teşekkür etmiştim. Fakat bu son tahlil tam da zamanında yapılmiş. İslam devrimini içerden çökertmek için harekete geçen ingiliz ve amerika çephesi ortalıgı toz dumana katıyor. sizde bu bulanık havada onların ekmegine yag sürüyorsunuz. Size kötü niyetlisiniz demiyorum. Fakat yanlış ve gerçle fazla alakalı olmayan bu yorumlar İslam devrimine zarar veriyor. Yazınız çok kötü olmuş. sizi insanlara tavsiye ediyordum. televizyona çıkmanızada çok çok sevinmiştim. ACABA BİRAZ ACELE Mİ ETTİM diyorum kendime sizi tavsiye etmekte
Abdullah tarafından 13-09-2009 10:24:37 Tarihinde yazıldı.
Makaleye yazılan yorumlara bakıldığında bu sayfanın da irandan bir farkı kalmamış. Yorumlar işbirliğ, ihanet, devrim kazanımlarını tersine çevirme suçlamalarıyla dolu. Fikirler tartışılmıyor aksine ortadoğu insanının alışkın olduğu gibi şahsiyetler tartışılıyor. aykırı bir yorum ihanet ile suçlanmanız için yeterli yani. Oysa devrim yirminci yüzyılda İslamın en büyük kazanımıdır ve her müslümanın onu yüceltmek için elinden geleni yapması en önemli vecibelerinden biridir. bu çerçevede Kur'an-ın ifade ettiği, Rehberin de buyurduğu gibi (azami ölçüde kucaklama, asgari ölçüde dışlama) müslümanlar arasındaki ilişkinin temeli hoşgörüye dayanmalı ve tartışmalar bu temel üzerine inşa edilmelidir. Birbirimizi hainlikle suçlamanın bize bir faydası yoktur.
Berliner ;) tarafından 19-09-2009 03:28:30 Tarihinde yazıldı.
Pirus Zaferi
Silahların gölgesindeki cumhuriyetlere bir katkı mı artık İran? "Yumuşak savaşta düşman mevzileri teker teker fethetmekte; ama kimse bunu fark edememektedir." Bu demektir ki; Iran Islam Devrimi kendisini getiren şartları yaratmayı başardı. "Yenilgiyi andıran galibiyet" tanımlaması Hz.Baykalın tabiriyle "cuk oturmuş"
Abdullah Yorulmaz tarafından 20-09-2009 08:48:46 Tarihinde yazıldı.
Bu Kriz Aşılmalıdır! -1-
22 Kasım 1998’de Tahran’daki evlerinde bıçaklanarak öldürülen Daryuş ve Pervane Foruhar cinayetleri tam bir Gladio operasyonuydu ve Devlet tarafından örtbas edilmiştir. Olaya bakan Askeri Savcı, 20 Haziran 1999’da açıklama yapıyor; “Dört katil tespit ettik. Bunlardan biri Said İmami’ydi ve tutuklu bulunduğu hapishanede tüy dökücü krem yutarak intihar etti.” Sait İmami İstihbarat Bakan yardımcısıdır. Amerika’da eğitim görmüş ,İran’a dönmüş ve hızla bu bakanlıkta yükselmiştir. Yaşı 34 tür. Yargılamalar sonucu üç idam iki de müebbet çıkar mahkemeden. Bir sene sonra mahkeme kararı değişir ve idamlar 10 yıla,müebbetlerde 3 er yıla indirilir. Rehber Hameney açıklama yapar;”Cinayetlerin sorumlusu İran’ın düşmanı yabancı güçlerdir.” “Yabancı parmağı” “dış güçler” “ karşı devrim yada zıd ı ınkılab” moda tabirle”kadife devrim”. Oysa kadife devrim yapılan yerlere bir bakın bakalım oralarda meşru yönetimler varmıydı?Örneğin Sırp kasaplarının Yugoslavyasında? Ya Rus güdümündeki Gürcistan ve Ukraynası ? Afganistandaki taliban rejimi mi Karzaiden daha meşru idi yoksa Saddamın Faşist rejimimi abd işgalindeki ıraktan daha meşruydu? Dikkat çekici olan bu Ülkelerin hiçbirinde Demokrasi yok,muhalefet yok!Hepsi totaliter,baskıcı,hukuku iktidarlarının aracı olarak gören adaletsiz rejimler. Bir rejimin meşruiyeti için sadece abd ve İsrail karşıtlığı kafimidir? Arap taassubu ve cahilliği İmam Alinin belini büktüğünü herkes bilir.
Abdullah Yorulmaz tarafından 20-09-2009 08:50:28 Tarihinde yazıldı.
Bu Kriz Aşılmalıdır! -2-
İran da muazzam bir Devrimle tesis edilen İslam Cumhuriye;İstiklal,Özgürlük ve Adalet üzerine kurulmuştur ve bu nizamı, İmam; Halk Oyuna sunarak meşruiyetini pekiştirmiştir. En karanlık ve tehlikeli virajda Halk Oyuna neden gidildi üzerinde durmak ve düşünmek gerekmektedir. Halkoyu ya da tercihi sıradan basit bir teferruattır mı zannedilmektedir. Eğer böyle zannediliyorsa büyük bir yanılgı söz konusudur. İran’daki meşruiyet sorunu son seçimlerle ortaya çıkmış bir sorun da değildir. 1990 Ların sonunda başlayan aydın cinayetleri, öğrenci yurtları baskınları ve seçim hileleri ile 15 yıl öncesinden gelen savrulmaların bir sonucudur. Sayın Muradoğlu’nun maddeler halinde sıraladığı tüm eleştiriler gerçekçidir ve bir yönetimin gayrimeşruluğu için yeter nedenlerdir. Çok geç olmadan Devrimin Sadık takipçilerinin harekete geçerek, sistemin aksayan yönlerinin ıslah edilmesi,Devrimin felsefesiyle çatışan sorumluların tasfiye edilmesi,nizamın (Hukukun) tesis edilerek tüm suçluların yargı önüne çıkartılmasının sağlanması,Devrimin geleceği açısından elzemdir.
veysel menekşe tarafından 20-09-2009 08:53:53 Tarihinde yazıldı.
işn zor kardeşim
İşin zor kardeşim!.. Allah yardımcın olsun!.. Wesselam!.
ali tarafından 25-09-2009 14:28:13 Tarihinde yazıldı.
bari tam olsun..
yazınızda iranı tahlil ederken sık sık türkiye ile kıyaslamada bulunmuşsunuz... bende size 28 şubatın cumhurbaşkanı olan zatın sözüyle cevap vereyim... ' bana islam cumhuriyetinin güvenlik güçleri cinayet işliyor dedirtemezsin.' devam edelim, ' bana islam cumhuriyetinin güvenlik güçleri tecavüz ediyor dedirtemezsin.' ' bana cumhurbaşkanını halk seçmedi devlet seçti dedirtemezsin.' ' bana israil iranın içişlerine karışmaz sadece sert savaş yapar dedirtemezsin.' ve hele hele ' velayeti fakih bir diktatörlüktür' hiç dedirtemezsin.....
Hasan BOZKURT tarafından 28-09-2009 12:43:41 Tarihinde yazıldı.
İnsaflı Olalım..
Rabbimiz Der ki "Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır." Maide Suresi - 8 Bu ayeti şu şekilde de anlamalıyız ..."""Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan MUHABBETİNİZ, sizi adaletten alıkoymasın sizi insafsızlığa sürüklemesin!!. ..... Şimdi ..İmam Humeyni'nin mirası bugünkü manzaramı sizce?Alptekin Ağabeyin yaptığı değerlendirme gayet yerinde va adaletli bir değerlendirmedir.Yani şimdiye kadar tahliller,değerlendirmeler güzeldi de bundan ötürü "kufe" muamelesi mi görecek Alptekin Hoca..Bundan bir çıkarı mı var ki bu muamele reva görülüyor!! Hadi siz de eleştirmekten çok buna alternatif ayakları yere basan bir değerlendirme yapın da görelim..Kaç cümle dizebilirsiniz arka arkaya?! Bırakın bu kavmiyetçi cahiliye alışkınlarını Kur'an ,Hz.Peygamber bize bunu öğretmedi.! Ve böyle adaletten,insaftan,hakikatten uzak tutumlar kalplerimize ve basiretimize perde çekmekten başka başka bişey yapmadığını anlamalıyız. Sevdiklerimiz hakikatin savunucuları oldukları müddetçe bizim takdirimizi ve muhabbetimizi kazanabilir.Bu mü'minin en temel özelliklerinden olmalıdır. ... Selam ve Dua İle... Allah için bir Mü'mini hemen bir kalemde böyle insafsızça çizmek hangi ahlaka sığar!
ali tarafından 28-09-2009 16:32:49 Tarihinde yazıldı.
hasan bozkurt'a
yazara alptekin ağabey diye hitap ettiğinize göre belliki tanıdığınız ve sevdiğiniz biri... lakin burda velayeti fakihe ve islam nizamına muhabbetleri ve bağlılıkları dolayısıyla yazarın analizine katılmayan yorumculara yaptığınız cahili eleştirilerini sizinde yazara olan muhabbetinizden dolayı bende aynısını sizin için düşünebilirim... şunu bilin ki burda yazarı eleştiren yorumcular hakkı üstün tutma gayelerinden dolayı sırf Allah rızası için yazmakta ve yazarın münafıkların ve islam düşmanlarının oyunlarına gelmesine ve amaçlarına maşa olmasını kabullenememektedirler.... yoksa kimsenin alptekin 'ağabeyinizi' çizdiği falan yok... ve yorum yoluylada olsa bir mümini uyarmak cahili değil mümince bir tavır olsa gerek.. vesselam..
Hasan BOZKURT tarafından 29-09-2009 10:30:32 Tarihinde yazıldı.
ali'ye
Alptekin ağabey tabiki tanıdığım ve sevdiğim biri..bu neden çok tuhafına gidiyor ki..sen kendini sevmek zorunda hissetmeye bilirsin.Adamı münafıklar ve islam düşmanlarının elinde maşa olmakla suçlayacan sonra da buna velayeti fakih ve islam nizamı muhabbeti diyecen öyle mi!! Yazık hem de ne yazıkk. Şayet yüreğinden ve kaleminden eminseniz yazarın yazdıklarına ve düşüncelerine karşı eleştiriniz yapıcı olmalıdır. Onu münafıkların ve islam düşmanlarının safına sokucu değil!.Bir mü'mine "münafıkların maşası ve oyuncağı"oldunuz demek onu çizmek değil de nedir!Bu hangi insada sığar.Şayet eleştireceksen sen de adam akılı bir tahlil değerlendirme döktürürsün buraya hem yazar faydalanır hem de tüm okuyanlar.Siz işin kolayına kaçıyorsunuz..İnsanfsızça damgalıyorsunuz.. wesselam..
ibrahim çavus tarafından 24-10-2009 14:32:42 Tarihinde yazıldı.
HAKTAN YANA OLMAK ONUR VERİCİDİR
İnsan, hakkı sırf birilerinin gönlü hoş olsun veya düşman safında olanların ekmeğine yağ sürülmesin gibi ucuz bahanelerle gizlemez veya farklı bir kalıba sokmaz. Hak olan, haklı olan bu ilkesini korudu müddetçe savunulur. Bu çizgisini terk ettiği zaman ise, haksızlığı suratına çarpılır. İnsani değerlere sahip olan ve bunun da ötesinde İslami hassasiyet sahibi olanlar ise, olayı daha hassas bir şekilde tartar, ölçer ve ona göre görüşünü ortaya koyar. Kendisine yüklenen bu ağır sorumluluktan dolayı, haksızlık, zulüm, baskı ve zorbalık kimden gelirse gelsin tepkisini ortaya koyar. Sokakta, tutuklulukta, zindanda veya hayatın diğer bütün sosyal alanlarında yapılan haksızlıklara göz yummak, hiçbir gerekçeyle savunulamaz. Zulüm zulümdür. Baskı, zorbalık, haksızlık, adaletsizlik insan olan herkes tarafından reddedilir. Tepki gösteriler. Faili meçhuller, derin devlet zihniyetini geliştirenlerin işlediği cinayetler hiçbir onurlu insanın kabulleneceği, durum değildir olamaz da. Müslüman bunu yaparken hiçbir şekilde, adaleti gözardı etmez. Haksızlık yapmaz. yazarın, gönül bağlarını yapılan haksızlıklara perde, kalkan veya bahana yapmadan hak bildiği görüşünü ortaya koymasından daha tabii ne olabilir ki? İran, eğer İslam’ın ilkelerinden uzaklaşıyor ve geçmiş saltanatların geleneğini yeniden ikame etme peşinde koşuyorsa, buna her birimizin tepki göstermesi gerekiyor. Eğer, İslam devlet içinse sorun var demektir. Bizim inandığımız ve bildiğimiz, devletin İslam için olması gerektiğidir. Bunun aksini düşünmek büyük bir gaflettir. Her muhalefet edeni ajanlıkla suçlamak basitliğinden artık vaz geçilmelidir. Bu oyunlar bayatladı artık. Yani kendilerinin dışında herkes hatalı ve yeri geldiği zaman dış güçlerin kuklası, uşağı ve ajanı.. Geçmişte, inkılabı gerçekleştiren ve bu uğurda bedel ödeyen yüzlerce insan ya etkisiz hale getirildi veya küstürüldü, inzivaya itildi, yurt dışında paraya yönelmesi sağlandı. Şimdi ise, ülkenin bütün taklid mercileri inkılap karşıtı olarak tanıtılmaktadır. Geriye kim kaldı. İnkılabı gerçekleştirenler, savaşlarda büyük bedeller verenler, savaş boyunca cephelerden geri gelmeyenler karşı devrimci, kendileri bu devletin sahipleri.. Kargaları bile güldürdüklerinin farkında değiller.. Bu sözlerimden dolayı incinenler olabilir. İncinmelerini istemem, ama bu bizim gerçeğimiz. Kalıplaşmış, kemikleşmiş düşüncelerden uzaklaşıp, en basit düşüncelerini sorgulayarak işe başlarlarsa çok büyük mesafe alacaklarını düşünüyorum.
ilkin huseyni tarafından 25-10-2009 08:59:19 Tarihinde yazıldı.
Ve sonun Yakındoğu araştırmalar merkezi siyonist oldu...Tebrikler
Ben Azerbeycandan yazıyorum.Ama üzülerek söyleyim ki,yazıklar olsun size Alptekin Dursunoğlu İslam inkılabıyla Şah rejimini nasılda karıştırmışsın.Bravo! Daha ne diyeyim ALLAH hidayet etsin seni
Atilla tarafından 26-10-2009 13:33:39 Tarihinde yazıldı.
KENDİNİZ İÇİN İSTEMEDİĞİNİZİ, KARDEŞİNİZ İÇİN YAPMAYIN
Kadir ve İlkin Huseyni rumuzuyla veya başka bir isimle yazan arkadaşlar, hakkı söylemek neden bu kadar zorunuza gidiyor. Kutsal olan Allah’tır, peygamberdir. Beşer her zaman hata yapabilir. Eğer geçmişte hatalara göz yumulmasaydı, saltanatlar olmazdı ve saltanatları ayakta tutan avam olmazdı. kutsal devlet anlayışıyla işlenen cinayetler, hatalar, ihanetler İslam olarak gösterilemez. yapılan haksızlıklar İslam maskesiyle gölgelenemez. Örnek vereyim, ramazan bayramında bütün ulema itifakla bayramın bir gün sonra olduğunu, ayın görülmediğini söylemedi mi? Söyledi, resmi iki kişi inatla bu fetvaları dinlemedi ve bir gün önce bayram yaptı. diğer müçtehitler ise, kendi taraftarlarına bir gün sonra bayram yapmaları fetvası verdiler. şimdi bu hataya muhalefet etmeyelim mi? izole olmuş aklınızı kurtarmaya bakın, size yazıktır. insanları siyonistlikle suçlamak basitliktir sadece..
ADALET tarafından 02-11-2009 08:01:01 Tarihinde yazıldı.
Pirus Zaferi
Makalenin yazarı acaba Pirus zaferimi elde etti tüm yazdıklarıyla.
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı 21/01/2018 - 17:13 tarihinde eklendi
İran’a dair iki tasvir 01/01/2018 - 09:04 tarihinde eklendi
Güncel
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
21:42 (25.03.2019)
El Cezire: Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrail'in Gazze'nin kuzeyini hedef alan saldırısında 3 Filistinli yaralandı.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım