İsrail medyası, İran-ABD mutabakatını nasıl yorumladı?

img
İsrail medyası, İran-ABD mutabakatını nasıl yorumladı? YDH

ABD-İran arasında Pakistan arabuluculuğunda yürütülen anlaşma sürecinde İsrail’in Washington’daki karar mekanizmalarından dışlandığı ve Tel Aviv’de, İran’ın diplomatik kazanımla güçlenerek çıkacağı endişesinin büyüdüğü belirtiliyor.




YDH- İsrail medyası, ABD ve İran arasında Pakistan'ın arabuluculuğunda yürütülen 60 günlük "Barışa İlişkin Mutabakat Zaptı" sürecini yakından takip ediyor. 

Kan ve Israel Hayom kaynaklarına göre Tel Aviv, Washington’ın karar alma mekanizmalarından tamamen dışlanmış durumda.

Kan haberine göre; İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ile bir görüşme gerçekleştirerek durumu değerlendirdi ve iç kabineyi acil toplantıya çağırdı. 

Kan’ın aktardığına göre, Netanyahu Trump’a, "Lübnan'daki ateşkes ile İran'daki durumun birbirine bağlanmasından duyduğu korkuyu" bizzat ifade etti.

Ancak İsrailli yetkililer, Tahran’ın nükleer meselenin mevcut anlaşmanın bir parçası olmadığını belirttiğine dikkat çekiyor.

Öte yandan, Israel Hayom tarafından paylaşılan güvenlik raporları, İsrail liderliğinin kapalı kapılar ardında yürütülen müzakerelere dair güncel bilgilerden neredeyse tamamen kopuk olduğunu doğruluyor.

İstihbarat yetkilileri, İsrail'in artık sadece üçüncü taraf ülkeler veya bağımsız istihbarat araçları üzerinden süreçle ilgili "kırıntı" düzeyinde bilgi toplayabildiğini ifade ediyor.

Kan’ın İran merkezli Tesnim haber ajansına dayandırdığı verilere göre, müzakerelerde ilerleme olsa da düğüm noktaları hala çözülemedi. 

Tesnim kaynağı, dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması konusunda Amerikalıların "engeller çıkardığını" belirterek, "varlıklar gerçek ve şeffaf bir mekanizmayla serbest bırakılmadan nihai bir anlaşmaya varılamayacağını" vurguluyor.

Tahran yönetimi, kırmızı çizgilerinden taviz vermeyeceğinin altını çiziyor.

Israel Hayom ve Kan haberlerinin ortaklaştığı bir diğer nokta ise İsrail'in kuzey cephesindeki askeri tıkanıklık.

İç kabine toplantısında İran’dan ziyade Hizbullah ile yaşanan gelişmelere odaklanıldığını belirten yetkililer, İsrail'in "yeni durumun korkunç" olduğu görüşünde birleşiyor.

Üst düzey bir yetkili, ''İsrail'in İran’ın askeri kabiliyetine büyük hasar verdiğine inandığını, ancak Lübnan sınırında Hizbullah'ın ateşkese direndiğini ve İsrail'in eylem özgürlüğünün ABD’nin "ateşkes baskısı" nedeniyle kısıtlı olduğunu'' kabul ediyor.

Muhalefet kanadı ise sert: Israel Hayom’un aktardığına göre, Yisrael Beiteinu lideri Avigdor Lieberman, Netanyahu’yu Trump’ın önünde "İsrail'i küçük düşürmekle" suçluyor.

Eski Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Giora Eiland ise Kanüzerinden servis edilen analizlerde, İran'ın savaştan "puan farkıyla da olsa galip" çıktığını ve İsrail'in bir kez daha "stratejik bir çıkmazda" kaldığını belirtiyor.

İran anlaşması şekillenirken İsrail alarma geçti

Pakistan'daki müzakerelerde ilerleme kaydedildiği yönündeki raporların ardından, İsrail liderliğinin kritik müzakerelerde kapalı kapılar ardında olup bitenlere ilişkin güncellemelerden neredeyse tamamen kopması nedeniyle İsrail'de endişeler artıyor.

New York Times daha önce, İran’a yönelik saldırı sürecinde kurulan yakın koordinasyona rağmen, İsrail’in yalnızca birkaç hafta içinde Washington’daki karar alma mekanizmalarının dışına itildiğini yazmıştı.

Gazeteye göre, Netanyahu’nun Trump’a, ''askeri işbirliğinin İran rejiminin çöküşünü hızlandıracağı yönünde verdiği ve sonradan gerçeği yansıtmadığı belirtilen güvenceler, Tel Aviv’in ABD-İran müzakereleri üzerindeki etkisini kaybetmesine'' neden oldu.

Trump’ın, Netanyahu’yu askeri operasyonlarda bir "ortak", ancak diplomatik çözüm sürecinde ise "dizginlenmesi gereken bir aktör" olarak kodladığı belirtiliyor.

'ABD'nin zafer imajı yok ve bu İsrail için kötü bir haber'

Israel Hayom'un haberine göre, ABD ile İran arasında şekillenmeye başlayan diplomatik mutabakatın İsrail'in stratejik çıkarlarıyla örtüşmemesi, Tel Aviv'de derin bir hayal kırıklığı ve güvenlik krizi yarattı. 

Analistler, bu tablonun İran için bir "zafer imajı" oluştururken,İsrail'i diplomatik yalnızlığa ittiği görüşünde birleşiyor.

Ortaya çıkan taslak anlaşmanın somut ve tek başarılı sonucu, Hürmüz Boğazı'nın deniz trafiğine yeniden açılması olarak öne çıkıyor.

İran’ın yarı resmi Fars Haber Ajansı, Hürmüz Boğazı'nın statüsüne yönelik iddiaları kesin bir dille yalanladı.

Ajans, olası bir anlaşma durumunda bile boğaz üzerindeki yönetim ve kontrolün tamamen İran İslam Cumhuriyeti'nin elinde kalacağını vurguladı.

İran, Fars Körfezi'ndeki tankerlerin güvenli geçişine izin verirken; ABD de İranlı tankerlerin Çin'e petrol taşımasına göz yummaya hazırlanıyor.

İsrail cephesinde ise, füze programı, nükleer faaliyetlerin kısıtlanması ve vekil örgütlere (Hizbullah, Husiler vb.) verilen destek gibi hayati konuların bir sonraki müzakere dönemine ertelenmesi, "anlaşmanın içten içe boşaltıldığı" şeklinde yorumlanıyor.

Israel Hayom'un haberi şu gözlemlerle sürüyor:

''İran ekonomisi hırpalanmış ve askeri zayıflığı belirginleşmiş olsa da, rejim kendi belirlediği en temel hedefe ulaştı: Ayakta kalmak. ABD yönetimi, savaşın başında ilan ettiği "nükleer tehdidi yok etme", "füze programını durdurma" ve "vekil terör örgütlerini bitirme" hedeflerinin hiçbirine ulaşamadı. Aksine, mevcut taslak anlaşma İslam Cumhuriyeti'nin Lübnan’da askeri ve siyasi bir aktör olarak varlığını sürdürmesini mümkün kılıyor. Bu durum, İran’ın dünyaya karşı "ABD'ye rağmen ayakta kaldık" mesajı vermesini kolaylaştırıyor.''

Obama anlaşmasına dönüş endişesi

ABD ile İran arasında Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen 60 günlük "Barışa İlişkin Mutabakat Zaptı" süreci, Tel Aviv’de hem siyasi hem de güvenlik bazlı bir deprem yarattı.

İsrail rejimi, Washington’ın karar alma mekanizmalarından dışlandığını hissederken, Kanal 13 ve diğer yerel kaynaklar müzakere masasında nükleer dosyanın "kırmızı çizgi" olup olmadığına dair ciddi bir belirsizlik yaşandığını aktarıyor.

İsrailli yetkililer, masadaki taslağın, Netanyahu’nun geçmişte Trump ile birlikte "yıkmak" için büyük çaba sarf ettiği 2015 tarihli Obama dönemi nükleer anlaşmasına oldukça benzediği endişesini taşıyor.

İran’ın nükleer programını sınırlı bir süre dondurması karşılığında yaptırımların kalkması ve ekonomiye milyarlarca dolar enjekte edilmesi, İsrail’in güvenlik mimarisi için "kabus" senaryosu olarak tanımlanıyor.

Analistler, ABD’nin İran’a vereceği bu ekonomik cankurtaran halatının, Hizbullah gibi vekil unsurların yeniden silahlanmasını hızlandıracağı konusunda Tel Aviv'i uyarıyor.

Kanal 13’ün ulaştığı üst düzey siyasi kaynaklara göre, ABD Başkanı Donald Trump, "İran’ın nükleer programının tamamen ortadan kaldırılması ve zenginleştirilmiş uranyumun ülke topraklarından çıkarılması" yönündeki talebinde kararlı. Washington, Hürmüz Boğazı'nın açılması ve çatışmaların durması için nihai bir anlaşmaya, ancak bu nükleer şartların kabulü halinde imza atılacağını belirtiyor.

Müzakere sürecinde belirlenen takvim ise oldukça yoğun:

• Hürmüz Boğazı: Anlaşmanın imzalanmasının ardından deniz ablukasının kalkması için 30 günlük bir süreç öngörülüyor.

• Nükleer müzakereler: Konunun teknik detayları için 60 günlük bir müzakere dönemi ayrıldı.

• Ateşkes: Mutabakatın ilk aşaması, İsrail’in Lübnan’daki çatışmaları sonlandırmasını da kapsayan genel bir ateşkesi hedefliyor.

İşgal ordusundan "füze ve nükleer" uyarısı

İsrail ordusu, masadaki taslak metinden oldukça rahatsız. Ordu kaynaklarının Kanal 13’e verdiği bilgiye göre, mevcut taslakta İran’ın uranyum zenginleştirmesini durduracağına veya balistik füze geliştirmeye son vereceğine dair bağlayıcı maddelerin olmaması bir "güvenlik açığı" olarak nitelendiriliyor.

İşgal ordusu, İran'ın bu süreci kasıtlı olarak uzatarak askeri pozisyonunu korumaya çalıştığını tahmin ederken, tüm birlikler müzakerelerin çökme ihtimaline karşı "yüksek alarm" seviyesinde tutuluyor.

Anlaşmanın içeriği ABD iç siyasetini de karıştırdı. Eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, anlaşmayı sert bir dille eleştirerek, "ABD'nin Devrim Muhafızları'na kitle imha silahları için para ödediğini" savundu.

Beyaz Saray ise bu eleştirileri "profesyonellerin işine müdahale" olarak niteleyerek reddetti.

Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz ise anlaşmayı "felaket bir hata" olarak tanımlayarak, ''İran rejiminin milyarlarca dolar fon alıp nükleer kapasitesini korumasına izin verilmesinin kabul edilemez olduğunu'' belirtti.

Kanal 12: İsrail müzakere masasında ciddiye alınmadı, Kuzey'de Hizbullah aşağılıyor

Kanal 12 ekranlarında Yaron Avraham imzasıyla yayınlanan analizde, İsrail savunma ve siyasi elitlerinin, Washington ile Tahran arasında kurulan bu "yeni düzenin" sonuçlarına dair altı kritik uyarı öne çıkıyor.

1. Şaşkınlık ve istihbarat zafiyeti

İsrail’in savunma, istihbarat ve siyasi kademeleri, son ana kadar ABD ile İran arasında bir anlaşma ihtimalinin düşük olduğu görüşündeydi. Kanal 12’nin aktardığına göre, "İran müzakere istese bile istediklerini alamayacak" değerlendirmesi yapan İsrailli yetkililer, şekillenen çerçeve karşısında hazırlıksız yakalandı. Bu durum, İsrail’in stratejik tahmin kabiliyeti ve karar alma süreçlerine dair ciddi soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

2. Stratejik ittifakın "çift taraflı" bedeli

İsrail-ABD arasındaki "özel ilişki", tarihsel olarak Tel Aviv’e rehinelerin kurtarılması veya Suriye'deki operasyonlarda hareket alanı gibi büyük avantajlar sağlasa da, bugün İsrail ordusunun Lübnan'daki hareket kabiliyetini kısıtlayan bir "kelepçeye" dönüşmüş durumda. Trump rejiminin İran'a yönelik askeri sertliği takdir toplasa da, müzakere sürecindeki stratejik tercihleri İsrail’i 'kendi coğrafyasında' "elleri bağlı" bir konuma itti.

3. Nükleer dosyada 'ertelendi' aldatmacası

Anlaşmanın detayları, İran’ın %60 saflıktaki uranyum stokunu (440 kg) derhal teslim etmesini içermiyor. Konunun ileriki tarihlere "ertelenmesi", İran’ın elinde tutmaya devam edeceği binlerce kilogramlık %20 saflıkta zenginleştirilmiş uranyumla birleştiğinde nükleer tehdidi yok etmekten uzak görünüyor. Uzmanlar, İran’ın uranyum zenginleştirmeyi durdurmaya yönelik "sözlü" taahhüdünü ciddiyetsiz buluyor.

4. Hürmüz Boğazı: Stratejik silah dönüşümü

Ekonomik bir rahatlama getiren "Hürmüz’e karşılık yaptırım hafifletme" formülü, küresel piyasalar ve ABD için bir başarı olarak görülse de İsrail için bir stratejik kayıp. İran, boğaz üzerindeki fiili kontrolünü ve yönetme yetkisini koruyarak bunu bir "stratejik silaha" dönüştürdü. Analistler, "İran’ın nükleer silaha ihtiyacı kalmadı, Hürmüz onlar için aynı caydırıcılık işlevini görüyor" değerlendirmesini yapıyor.

5. Kuzey cephesinde "eylem özgürlüğü" kaybı

İsrail ordusu, Lübnan’daki Hizbullah altyapısını imha etme konusunda ilerleme kaydettiğini savunsa da, Hizbullah’ın özellikle insansız hava araçları (İHA) saldırıları karşısında beklenen caydırıcılığı sergileyemiyor. İran’ın ateşkes şartı olarak Lübnan’daki çatışmaların sona ermesini masaya getirmesi, İsrail’in askeri operasyonlarını durdurma baskısını artırıyor. Bu durum, 2024 sonundaki ateşkesin aksine, Hizbullah'ın sınırda yeniden mevzilenmesine zemin hazırlayan bir "acizlik" olarak tanımlanıyor.

6. Nihai Karar Verici: Mücteba Hamenei

Mutabakat zaptı üzerindeki tüm tartışmalara rağmen, sürecin nihai kaderi Devrim Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamenei'nin onayına bağlı. İsrail uzmanlarına göre Ayetullah Hamenei'nin anlaşmaya "hayır" demesi tüm süreci çökertebilir ve Trump'ı yeniden askeri bir tırmanışa zorlayabilir. Ancak İsrail, şu an için İran’ın rejimi "ayakta tutma" hedefine ulaştığı ve ABD’nin ilan ettiği "terörü bitirme" hedeflerinin hiçbirine ulaşamadığı bir tablo ile karşı karşıya.

Kanal 12: İranlılar yenilmedi; devlet altyapısı korundu

Mossad'ın eski üst düzey yöneticilerinden Eyal Zir Cohen, İran ile yürütülen ateşkes sürecinin yedinci haftasında Kanal 12'de çarpıcı bir değerlendirme kaleme aldı. Cohen, İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik stratejik varsayımlarının çöktüğünü belirterek, Tahran'ın süreci sadece zaman kazanmak için kullandığını vurguladı.

Stratejik bir çıkmazda olduklarını ifade eden Cohen, İran'ın askeri komuta kademesindeki kayıplara rağmen şaşırtıcı bir hızla toparlandığını ve rejimin "savaşın bitiminde ayakta kalma" hedefine ulaştığını belirtti.

Tahran'ın Washington ile yürüttüğü müzakerelerde uzlaşmacı bir dil yerine "direnç ve caydırma" dilini tercih ettiğini hatırlatan eski Mossad yöneticisi, İranlıların kendilerini yenilmiş hissetmediğini, aksine zamanın kendi lehlerine işlediğine inandıklarını kaydetti.

Cohen’e göre, İran, ABD'nin başlangıçta koyduğu nükleer ve bölgesel hedeflerin çoğundan geri adım attığını görerek, müzakerelerde güç dengesini eşitlediğini düşünüyor.

Cohen, operasyonel konseptin temelindeki en büyük yanılgının, "rejim ile devlet altyapısını birbirinden ayırma" çabası olduğunu savundu.

İran'ın füze, İHA, lojistik ve komuta sistemlerinin sivil altyapı (enerji, ulaşım, ağır sanayi) üzerinde yükseldiğini belirten Cohen, şu tespitte bulundu:

"Devlet, temel yaşam sürekliliğini sağladığı sürece, Devrim Muhafızları ülkenin geleceğini elinde tutmaya devam edecektir. İran vatandaşı, Devrim Muhafızları’nın silahlarından çok, Amerikan hava gücünün altyapıya dönük hamlelerinden korkmaya başladığı an, rejim ile halk arasındaki bağlar kopacaktır."

"Gerçek seçenek, daha agresif bir kampanya"

Mevcut ateşkesin İran’a toparlanma, kapasite yenileme ve yönetimi yeniden inşa etme imkanı tanıdığını savunan Cohen, şu uyarıda bulundu:

"İran, Batı'ya başka gerçek bir seçenek bırakmıyor: Ya kademeli bir geri çekilme ve gerçeği kabullenme, ya da rejim ile onu ayakta tutan devlet altyapısı arasındaki çizgilerin tamamen silineceği çok daha agresif bir kampanyanın başlatılması."

Cohen, sınırlı turların veya çatışmayı "yönetme" girişimlerinin sonuçsuz kalacağını, uzun vadeli bir sonuç için daha yüksek bedellerin ödenmesi gerektiğini belirterek, savaşın yeniden başlatılmasının tek stratejik uygulanabilir seçenek olabileceğine işaret etti.

Kanal 12: İran güçlenerek ortaya çıkabilir, İsrail ise "zafer" satmaya çalışacaktır

Kanal 12'nin siyasi muhabiri Dana Weiss'a göre, Netanyahu’nun Trump’tan öğrendiği en temel prensibi uygulamaya koyabileceğini öngörüyor: Yenilgiyi asla kabul etme, her zaman zaferi ilan et. 

Bu doğrultuda Netanyahu’nun; İran ve Lübnan cephelerindeki diplomatik geri adımları gölgelemek için dikkatini Gazze’ye çevirebileceği ve Trump’ı, bölgedeki prestijini kurtarmak adına "20 maddelik" yeni bir askeri planın Gazze’de uygulanması gerektiğine ikna etmeye çalışabileceği belirtiliyor.

Ancak Trump için Gazze meselesinin, doğrudan Amerika’nın ekonomik ve askeri çıkarlarını etkileyen İran veya Hürmüz Boğazı kadar öncelikli bir arena olmadığı vurgulanıyor.

Weiss yorumlarını şu sözlerle sürdürüyor:

''Hiç şüphe yok ki, böyle bir anlaşma uygulanırsa İsrail büyük zarar görerek bu durumdan çıkacaktır. İran ise güçlenerek çıkacaktır. İran'ın bakış açısından, iki büyük güç rejimi ortadan kaldırmak, füze stoklarına zarar vermek ve stratejik gerçekliği değiştirmek için bir kampanya başlattı ve İran bunu atlattı. Şimdi doğrudan Amerika Birleşik Devletleri ile müzakere edebilecek konumda ve müttefiki İsrail ise kenara çekilip dayatmaları kabul etmek zorunda kalacak.''

Jerusalem Post: İran sadece savaşı kazanmadı, daha tehlikeli bir şey kazandı

Jerusalem Post gazetesinde yayınlanan son analiz, İran'a karşı yürütülen askeri kampanyanın Tahran'ı çökertmediğini, aksine rejimin stratejik altyapısını güçlendirdiğini savunuyor.

İsrail ve ABD'nin İran'a karşı 70 günü aşkın süredir yürüttüğü askeri kampanya, Tahran'ı diz çöktürmek yerine rejimi daha dayanıklı hale getirdi. 

Jerusalem Post’un analizine göre, İran savaştan sadece "sağ çıkmakla" kalmadı; Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü yasallaştırdı, ticaret rotalarını Çin eksenli limanlara kaydırdı ve Batı’nın "rejim değişikliği" stratejisini boşa çıkardı.

ABD ve İsrail’in en büyük analitik hatası, İran’ın merkezi komuta yapısını imha etmenin "kurumsal çöküş" getireceği varsayımıydı.

28 Şubat’ta sistem çökmedi; aksine, 2008’de yasallaştırılan "Mozaik Savunma Doktrini" devreye girdi. 31 ayrı eyalet komutanlığı; kendi istihbarat, lojistik ve silah sistemlerine sahip, merkezi otoriteden bağımsız hareket edebilen "dağıtık" bir yapıya dönüştü.

Analize göre, ''bu yapı baskı altında ezilmiyor, aksine daha dirençli hale geliyor''.

İran, savaşın sıcaklığını bir fırsata çevirerek Hürmüz Boğazı üzerindeki hukuki iddiasını yasallaştırdı.

Artık geçiş hakkını "askeri bir tedbir" değil, "egemenlik hakkı" olarak tanımlayan Tahran, denizaltı internet kabloları için de Google, Microsoft ve Meta gibi teknoloji devlerinden izin, vergi ve kendi yasalarına tabi olma şartı talep eden bir yönetmelik yayınladı.

Bu, sadece askeri değil, küresel finansal sistemin damarlarını kontrol etmeye yönelik bir hamle olarak değerlendiriliyor.

Savaşın en somut sonuçlarından biri, İran’ın ticaret mimarisini değiştirmesi oldu.

Dubai’nin Cebel Ali limanı üzerinden akan yıllık 45 milyar dolarlık ticaret, artık Çin tarafından işletilen Pakistan’daki Gwadar limanına kaydırıldı.

Bu durum, Washington'ın "başarılı" ilan ettiği ablukayı, İran için Çin destekli yeni bir ticari çıkış kapısına dönüştürdü.

Rusya ile hava savunma ortaklığı, Çin ile stratejik ticaret blokajı ve Pakistan ile kurulan kara koridorları, İran’ın bölgedeki izolasyonunu kırdı.

Analize göre savaşın asıl motivasyonu nükleer program değil, İran’ın sahip olduğu devasa maden kaynakları.

Hamedan'da keşfedilen dünyanın en büyük ikinci lityum rezervi ve 770 milyar dolarlık maden potansiyeli, Çin’in tekelindeki 21. yüzyıl enerji tedarik zincirini kırabilecek tek unsurdur.

Eğer İran mevcut kurumsal yapısını koruyarak savaştan çıkarsa, bu durum Washington yerine Pekin ile hizalanan maden zengini ülkeler için devasa bir "örnek model" teşkil edecek.



Makaleler

Güncel