Amerikan basınına göre İran, 19. yüzyıldan beri yaşadığı yabancı müdahale ve egemenlik kaybı deneyimlerinin etkisiyle, ulusal çıkarlarını tehdit eden kapsamlı tavizlere karşı müzakerelerde dirençli bir tutum sergiliyor.
YDH- Kanadalı gazeteci Tanya Goudsouzian, Responsible Statecraft platformunda kaleme aldığı kapsamlı analizinde, İran’ın Batılı güçlerle yürüttüğü müzakerelerde sergilediği direncin arkasında yatan temel faktörleri mercek altına alıyor.
Goudsouzian, Tahran’ın nükleer programdan bölgesel ittifaklara kadar uzanan konularda attığı her adımı, ülkenin 19. yüzyıla dayanan sömürgecilik karşıtı tarihsel hafızası üzerinden okuması gerektiğini savunuyor.
Yazar, İran’ın mevcut dış politikasının, 1891 Tütün Protestosu'ndan 1953 darbesine kadar uzanan "tavizler ve egemenlik kaybı" tecrübeleriyle şekillendiğine dikkat çekiyor.
Goudsouzian, Tahran yönetiminin Batı'nın taleplerini sadece diplomatik birer pazarlık konusu olarak değil, ulusal bekaya yönelik bir tehdit olarak algıladığını belirtiyor.
Yazarın bu durumu özetleyen şu ifadeleri dikkat çekiyor:
"İranlılar, özellikle yabancı saldırganlarla karşı karşıya kaldıklarında tarihlerini hafızalarında her daim taze tutarlar. İslam Cumhuriyeti tarafından atılacak her türlü taviz veya gösterilecek teslimiyet ciddi bir iç tepkiyi tetikleyebilir; çünkü İran'ın tarihsel tahayyülünde, bir santim geri adım atmak, kaçınılmaz olarak Batı'nın istismarına ve istikrarsızlaştırıcı protestolara davetiye çıkarmak demektir."
Goudsouzian, Columbia Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hamid Dabashi’nin görüşlerine atıfta bulunarak, İranlı yetkililerin dış politikada takındığı katı tutumun, halkın kolektif hafızasından bağımsız olmadığını vurguluyor.
Yazar, Tahran'ın özellikle Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik hakimiyetini, Batı’nın dayatmalarına karşı elindeki en büyük koz olarak gördüğünü ifade ediyor.
Analize göre, ABD’nin İran’dan talep ettiği füze programının durdurulması ve bölgesel etkisinin sınırlandırılması gibi başlıklar, Tahran nezdinde 19. yüzyıldaki "imtiyaz verme" dönemlerinin modern birer yansıması olarak görülüyor.
Goudsouzian, bu bağlamda şu tespitin altını çiziyor:
"Trump bu görüşmeleri standart bir ticari işlem olarak görebilir, ancak tarih İran'a şunu öğretti: Batı ile yapılan bir uzlaşma, yabancı süper güçlerin her zaman asıl ödülle ayrıldığı bir tuzaktır."
Gazeteci, ABD'li eski istihbarat yetkilisi Bill Burns’ün, "kendilerini köşeye sıkıştırdıkları" yönündeki değerlendirmesini hatırlatarak, askeri baskının İran'a beyaz bayrak çektirmeyeceğini savunuyor.
Goudsouzian’a göre, tarafların bir noktada uzlaşabilmesi için Washington’ın bölgesel silahsızlanma gibi geniş kapsamlı taleplerini askıya alıp, sadece nükleer çerçeveye odaklanan "daha az kötü" bir diplomatik formüle yönelmesi gerekiyor.
Sonuç olarak yazar, İran’ın masada kalmaya devam edeceğini ancak "tarihsel bir hata" olarak görülen tavizlerden kaçınacağını öngörüyor.
Goudsouzian, tarafların zaman konusunda farklı dinamiklere sahip olduğunu belirterek, hızlı bir çözümden ziyade, tarafların kırmızı çizgilerini koruyarak süreci yönetmeye çalıştığı uzun süreli bir diplomatik çekişmenin beklendiğini vurguluyor.