Haftanın Raporu: Suriye sorunu ve İsrail’le normalleşme

28 Ekim 2012

YDH-Hafta’nın Raporu başlığıyla yayımlayacağımız dosyada Türkiye’yi ilgilendiren bölgesel gelişmelere dair haberlere ve bunlara ilişkin yorumlara yer vereceğiz.

 

YDH-Türkiye’nin Suriye politikasına yönelik eleştiriler, Suriye’nin kuzeyindeki PKK varlığı ve İsrail’in Türkiye ile ilişkileri normalleştirme talebi bu haftanın öne çıkan başlıkları oldu.

Haftanın raporu

YDH, “Hafta’nın Raporu” genel başlığı altında bir haber analiz dizisi başlatıyor. Hafta’nın Raporu’nda Türkiye’yi ilgilendiren bölgesel gelişmelere dair basından derlediğimiz haberleri aktarıp bunları yorumlamaya ve konuyla ilgili bir hafıza oluşturmaya çalışacağız.

Suriyeli mültecilerin 100 bin sınırını aşmasını “kritik eşik” olarak niteleyen ve Suriye içerisinde bir tampon bölge oluşturulması talebini her fırsatta dile getiren Türkiye, Batılı müttefiklerinden beklediği desteği göremiyor.

İngiltere Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanı Richard Ottoway, BM kararı olmaksızın Suriye’ye askeri bir müdahale yapmanın doğru olmayacağını belirterek “Esed rejimi, ağır silahlara ve geniş savunma gücüne sahip. Bu sebeple Suriye’ye müdahale etmek büyük bir askeri operasyonu gerektirir ki şu anda gerek ekonomik gerekse politik olarak uygulanabilir değil” dedi. Suriye’den Akçakale’ye yapılan top atışının önce kazayla olduğunu sandıklarını belirten Ottoway, ancak atışların devam etmesi üzerine bunun kasıtlı olarak yapılan bir tahrik etme politikası olduğunu düşündüğünü söyledi.[1]

Ottoway’ın bu açıklamaları Suriye konusunda Ankara’ya beklediği siyasi ve askeri desteği vermekte son derece cimri davranan Batılı dostların kışkırtıcılıkta oldukça cömert olduklarını gösteriyor.

İsrail: Türkiye ile Suriye’yi konuşmak istiyoruz

Bir süredir Türkiye ile siyasi ilişkileri normalleştirmek için akademisyenler ve basın üzerinden kamuoyu oluşturmaya çalışan İsrail rejimi, Türkiye ile Suriye konusunda masaya oturmak istedikleri mesajını iletti. Daha önce Türkiye’de büyükelçilik görevinde de bulunan İsrail Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Pinhas Avivi, Mavi Marmara olayı ile ilgili olarak özür ve tazminat talebinin karşılanabileceğini; ancak Gazze ablukası meselesinin ise bu taleplerin dışında tutulması gerektiğini söyledi.

Türkiye, Mavi Marmara olayından sonra İsrail’le ilişkilerin normalleştirilmesi için İsrail’in saldırıdan dolayı özür dilemesini, gemide ölenlerin yakınlarına tazminat ödemesini ve Gazze ablukasını sona erdirmesini şart olarak koşmuştu.

Kudüs'te bir grup Türk gazeteciyle bir araya gelen Avivi, Suriye'deki durumun hem İsrail, hem Türkiye'nin geleceğini etkilediğini belirterek iki ülke yetkililerinin basın aracılığıyla sert açıklamalar yapmak yerine yeni bir mekanizma oluşturmaları gerektiğini söyledi. Türkiye'nin Gazze'yi iki ülke ilişkilerinden ayrı tutması halinde çözüme ulaşılmasının çok daha kolay olacağını savunan Avivi, özür ve tazminat taleplerinin karşılanabileceği mesajını verdi.[2]

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Selçuk Ünal ise Avivi’nin mesajıyla ilgili yaptığı açıklamada "Türkiye-İsrail ilişkilerinin bulunduğu noktaya nasıl geldiği herkesin malumudur. Türkiye’nin bu konudaki tutumunda herhangi bir değişiklik bulunmamaktadır. İsrailli yetkililerin basına beyanlar yoluyla mesaj vermeye çalışmak yerine ilişkilerin normalleşmesi için atılması beklenen adımları atmaları gerekmektedir"[3] dedi.

Türk İsrail ilişkilerinin normalleştirilmesine ABD’den destek

Suriye politikasının yanlışlığına ilişkin içeride ve dışarıda yapılan eleştiriler sürerken ABD Genelkurmay Başkanı yardımcısı James Winnefeld 23 Ekim’de Ankara’ya geldi. Suriye konusunda Türkiye’ye tam destek veren Winnefeld, iki ülke arasında savaş senaryosunu düşünmediklerini ima etti. Amerikalı komutan, ülkesinin bölgedeki en yakın müttefikleri olan Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin hem siyasi, hem de askeri alanda yeniden geliştirilmesinden yana olduğu mesajını verdi.[4]

17 Eylül’de de ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Martin Dempsey, Türkiye’ye gelmiş ve Suriye’ye askeri müdahalenin söz konusu olamayacağını söylemişti.

ABD Genelkurmay Başkanı Yardımcısı James Winnefeld’in Türkiye ziyaretinde Suriye konusunda Türkiye’nin beklediği desteği vermemesi, aksine Türkiye İsrail ilişkilerinin normalleştirilmesi konusunda mesaj vermesi ilginç sayılabilecek bir gelişme oldu.

İsrail’in işin içine Suriye’yi de katarak Türkiye ile siyasi ilişkilerini normalleştirmek istediğini açıklaması ve ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı James Winnefeld’in de bunu desteklemesi, Türkiye’nin İsrail’le ilişkileri normalleştirme konusunda radikal bir adım atacağı anlamına gelmiyor elbette. Çünkü İsrail’le Türkiye arasındaki siyasi ilişkilerin normalleştirilmesini etkileyen iki temel faktör bulunuyor.

1- Türkiye’nin Mavi Marmara olayı sebebiyle özür ve tazminat talebi konusunda İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman arasında görüş birliği bulunmuyor. Netanyahu, Ankara’nın özür ve tazminat talebini makul bir yolla karşılayıp ilişkileri normalleştirmek istemesine rağmen Lieberman, İsrail’in Mavi Marmara’da ölen Türkler için özür dilemek yerine Ankara’ya “üzüntü bildirmek” ile yetinmesi gerektiğini savunuyor.

2- Türkiye sadece özür ve tazminat değil Gazze’ye uygulanan ablukanın kaldırılmasını da şart olarak öne sürüyor ve doğrudan ikili ilişkilerle alakalı olmamasından dolayı bu şart, Türkiye içerisindeki bazı çevreler tarafından da yadırganıyor.

İsrail Dış Politika Direktörü Pinhas Avivi, Türkiye’nin Gazze meselesini şart olmaktan çıkarması durumunda İsrail’in özür ve tazminat talebini karşılayabileceğini belirtmesi, uzlaşmaz olan tarafın Türkiye olduğu mesajını da taşıyor.

Nitekim eski Dışişleri Müsteşarı ve Büyükelçi Özden Sanberk bu noktaya dikkat çekerek şunları söylüyor: “Görünüşte İsrail ön koşulsuz görüşme istiyor, Türkiye reddediyor gibi bir tablo var. Ancak gerçekte durum öyle değil. Tarafların müzakere ettiği, İsrail’in kabul ettiği, içinde özür kelimesinin geçtiği uzlaşılmış bir metin var. İlişkiler normalleşecekse o metne dönülmeli. İsrail önce o metne geri dönmeli”[5]

Eski bir diplomat olan Sanberk’in, özür kelimesine ve uzlaşı metnine vurgu yapmakla birlikte Gazze şartına hiç değinmemesi, elbette Türkiye’nin bu şarttan vazgeçebileceği anlamına gelmiyor; ancak İsrail kabinesinin özür konusunda iç ihtilafını çözmesi ve Amerika’nın da iki taraf arasındaki ilişkinin normalleştirilmesi yönünde baskı yapması durumunda Türkiye’nin Gazze ablukasının kaldırılması şartında ısrar edip etmeyeceği belirsiz gözüküyor.

Öte yandan İsrail’in Türkiye ile ilişkileri normalleştirmek istediğine dair açıklamasını Suriye’de yaşanan gelişmelerle” ilişkilendirmesi Batı’nın bu konuda kendisini yalnız bıraktığını düşünen Türkiye’ye verilmiş bir mesaj olarak da okunabilir.

Lavrov: Türkiye’den açıklama bekliyoruz

Başta Türkiye olmak üzere ABD ve müttefikleri Suriye sorununu bir insan hakları ve demokrasi sorunu olarak göstermeye ve Rusya’yı baskı altına almaya çalışırken Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye’de yaşanan iç savaşın tüm Ortadoğu’da planlanan jeopolitik bir oyunun parçası olduğunu söyledi.

Batılı ülkelerin muhalif grupları rejim düşene kadar savaşmaları konusunda teşvik ettiğini belirten Lavrov, “Bu, Ortadoğu haritasının yeniden çizilmesinin bir parçası. Birçok grup kendi çıkarlarını korumaya çalışıyor. İran rejimine yakınlığı ile görülen Esed de bu büyük oyunda günah keçisi oldu.” tespitinde bulundu. Büyük oyunu örtmek için Esad’in bir çeşit umacı haline getirildiğini vurgulayan Lavrov, Ortadoğu’nun yeniden haritasının çizilmesi yönündeki sürecin devam ettiğini, birçok Batılının kafasında Suriye’den çok İran olduğunu söyledi. Rus bakan kendi pozisyonlarının ise her zaman aşamalı ve bölge halkının talepleri doğrultusunda bir değişimden yana olduğunu belirtti.[6]

Lavrov, ayrıca Türkiye’nin Chicago Sivil Havacılık Anlaşması'na göre Suriye uçağını indirme hakkının olduğunu söylemekle birlikte Suriye uçağında silah veya mühimmat bulunmadığını uçaktaki yükün yasal elektronik parçalardan oluştuğunu belirterek Türkiye'nin bu konuda sergilediği tutumun Rusya’da tedirginlik uyandırdığını söyledi ve “Olayın üzerinden bu kadar zaman geçmiş olmasına rağmen Türkiye yükün silah olmadığını kabul etmiş değil. Bu durumda biz hala Ankara’dan kamuya böyle bir açıklamanın yapılmasını talep ediyoruz” dedi.[7]

Ankara, Suriye krizinin başından beri “Rusya, pazarlık marjını yükselttikten sonra Şam yönetimini satar” umudunu korumaya çalışmış, hatta Cenevre Bildirisinden sonra Rusya’ya bedel ödetme tehdidi savuran ABD Dışişleri Bakanı Clinton’un yarattığı heyecana kapılarak “Suriye yönetimine destek veren ülkelere de verdikleri bu desteği sonlandırmaları için baskı yapılmasını”[8] istemişti. Ancak Lavrov’un bu son açıklaması, Moskova’nın Suriye sorununu ABD ve Dostları’nın “demokrasi, insan hakları, kan ve vicdan” söylemleriyle kurduğu bir “jeopolitik oyun” olarak algıladığını gösterdi.  

Suriye’deki militanlar maaşa bağlandı

Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ın Halep’te yönetime karşı savaşan militanlara ayda 150 Dolar maaş ödediğinin açıklanması Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un tespitini doğrulamaktaydı. Çünkü dünya tarihte ilk defa dışarıdan maaşa bağlanan paralı askerlerin “özgürlük ve demokrasi devrimine” tanıklık etmekteydi.

Suriyeli muhalif komutanlar, Suriye ordusuyla savaşan militanlara 150 Dolar maaş dağıttıklarını ve bu paranın da Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’dan geldiğini açıkladı. Muhalif komutanlardan Abdulselam Humeydi, Halep’te muhabirlerin de katıldığı ödeme gününde evli olanların ya da ön saflarda savaşanların ileride daha çok maaş alabileceğini ifade ediyordu.[9]

Halk Türkiye’nin Suriye politikasını onaylamıyor

Başbakan Erdoğan’ın İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’la Azerbaycan’da yaptığı görüşmenin ardından Suriye sorununun çözümü için İran ve Rusya’nın da yer aldığı bölgesel bir içerisinde yer alabileceklerine dair açıklaması, Türkiye’nin Suriye politikasını değiştirmeye başladığı yönünde yorumların yapılmasına sebep oldu.

Hürriyet gazetesi yazarı Hüseyin Yayman Türkiye’nin dış politikasında radikal bir değişiklik olmamakla birlikte üslubunda bir yumuşama olduğunu belirterek bunu da toplumun Suriye politikasına destek vermemesiyle açıkladı.

Ak Parti’nin her ay “Türkiye Gündem Araştırması” adı altında anket yaptırdığına dikkat çeken Yayman, Türk toplumunun genelde Ortadoğu’da ve özelde de Suriye’de yaşananlardan kaygı duyduğunu belirterek Siyasal İletişim Ofisi’nin yaptığı son araştırmanın bu durumu net olarak ortaya koyduğunu yazdı. Yapılan araştırmaya göre ‘Türkiye’nin Ortadoğu politikasının ülkenin menfaatine sonuçlanacağına inanıyor musunuz? ’sorusuna, % 20.0 oranında ‘evet’, % 40.5 ‘hayır’, % 22.7 ‘fikrim yok’, % 16.8 oranında ‘belki’ cevabının verildiği tespit edildi.[10]

Suriye’yi iyi hesap edemedik

Suriye politikasının yanlışlığının sadece Türkiye’de değil, Amerika’da da artık görülmeye başladığı anlaşılıyordu. Türkiye ve ABD arasında siyasi ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla kurulan Amerikan Türk Konseyi (ATC) Başkanı Richard L. Armitage, Suriye'de yaşanan iç savaş ve şiddet ortamının bu denli uzun sürebileceğini tahmin etmediklerini söyledi.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEIK) Türk-Amerikan İs Konseyi davetlisi olarak İstanbul'a gelen Armitage, “Ben bazı Türklerin ve Amerikalıların bu işin (Suriye'de yaşananların) karmaşıklığının yeterince anladığından emin değilim. Birçok insan Arap Baharı çerçevesinde, Tunus, Mısır, Libya'da olanları gördü, fakat Suriye farklı. Öncekilerde yozlaşmaya, eşit fırsatların sunulmamasına, liderliğe karşı bir reaksiyon şeklindeydi. Fakat Suriye mevzusunun etnik eğilimleri olan bir sivil savaş olduğunu düşünüyorum.

Türkiye ve ABD'nin son derece tedbirli hareket etmesi gerekiyor. Ben de bu iş başladığında, meselenin 6 aydan fazla sürmeyeceğini ve sonrasında ise bir çözüm oluşacağının düşünüyordum. Biz de, Türkiye'den arkadaşlarımız da yeterince iyi değerlendirmede bulunamadı. (Suriye'de) ordu parçalanmadı, bölünmedi. Bu şekilde krizin devam etmesi kabul edilebilir bir şey değil tabii ki.

İkinci konu da, Suriye'de kimyasal ve biyolojik silahların olduğu söyleniyor. Eğer bunların kullanılmaması güvence altına alınmazsa, ilk etapta Türkiye için, uzun vadede de ABD için tehdit oluşabilir. Ben uluslararası toplumun yakın zamanda (Suriye'ye) müdahalede bulunma isteğinin olduğunu sanmıyorum” dedi.[11]

Suriye sınırında askeri hareketlilik sürüyor

Suriye’de tampon bölge kurulması için Batı’dan beklediği askeri müdahale desteğini göremeyen Türkiye’nin sınırdaki askeri hareketliliği ise sürüyor. Daha önce Suriye sınırındaki Akçakale, Ceylanpınar ve Suruç ilçelerine zırhlı araç ve personel takviyesinin yapıldığı Şanlıurfa kent merkezine birkaç kilometre uzaklıktaki Mehmetçik Köyü yakınlarındaki hakim tepeye hava savunma üssü kuruldu. Malatya 7'nci Ana Jet Üssü Komutanlığı'ndan getirilen sistemin kurulduğu tepede, uçaksavar ve füzelere karşı radar sistemleri yerleştirildi. 24 saat boyunca 180 derecelik açıyla dönerek alan taraması yapılan üste gelişmeler anlık olarak üstlere bildiriliyor. Uçaksavar ve füze rampalarının da kurulu bulunduğu; yaya ve araç ulaşımına kapalı alanda askerler sürekli nöbet tutuyor.[12]

Türkiye’nin Suriye konusundaki tedirginliği sadece desteklediği muhaliflerin sahadaki başarısızlıklarından değil aynı zamanda Türkiye sınırındaki Kürt silahlı varlığından da kaynaklanıyor. İstihbarat raporlarına göre Suriye’nin Kuzeyinde bulunan kamplardaki PKK’lı sayısı 10 bine ulaştı, son bir ayda da binden fazla PKK’lının da Suriye’ye geçtiği bildirildi.[13]

PKK’nın Suriye kolu olarak nitelendirilen PYD’nin, Nusaybin sınırındaki Kamışlı kentinde bir radyo istasyonu kurduğu[14] bildirilirken PYD’ye bağlı milislerle Türkiye tarafından desteklenen Özgür Suriye Ordusu militanlarının da Halep’te silahlı çatışmalara girdiği haberleri geliyor.[15] Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’ye tehdit oluşturabilecek silahlı grup varlığı PKK ile sınırlı değil. 12 Eylül öncesinde Hatay ve çevresinde etkin olduğu belirtilen Mihraç Ural liderliğindeki aşırı solcu “Acilciler” grubunun da Lazkiye civarında 2 kampa sahip olduğu bildiriliyor.[16]

Batılı dostlar yalnız bıraktı

Bütün bu gelişmeler olurken Türk yetkililerinin Suriye konusundaki üsluplarında da bir yumuşama olduğu hissediliyor. Önceki hafta Suriye konusunda İran ve Rusya’nın da dahil olabileceği bölgesel girişimlere açık olduğu mesajını veren Başbakan Erdoğan’ın Suriye’de ateşkese ilişkin açıklamasında da yine bu mesajına atıf yapması dikkat çekti.[17]   

Erdoğan’ın İran ve Rusya’nın da dahil olacağı bir uluslar arası girişime vurgu yapmaya başlaması, “Suriye’nin Dostları” grubundan umudunu kesmeye başlamasının bir işareti olarak yorumlanabilir.

Nitekim Türkiye Akçakale’ye düşen top mermisinden dolayı Suriye’yi suçlayıp, bu ülkeye karşı müttefiklerinden destek isterken ABD'nin Avrupa Kuvvetleri Komutanı Mark Hertling, “Bu mermilerin Suriye güçlerinden mi Türkiye'yi işin içine daha fazla dahil etmek için muhalif gruplardan mı yoksa Suriye'deki PKK 'dan mı geldiği noktasında kafa karışıklığı bulunduğunu” söyledi ve bu konuya NATO ülkelerinden hiçbir askerin müdahil olmak istemediği ifade etti.[18]

Öte yandan Batı basını da Erdoğan’ın İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’la Bakü’de görüşmesinin ardından yaptığı açıklamaların Türkiye’nin Suriye politikasını değiştirmeye başlamasının bir işareti olarak yorumladı.

İngiliz Guardian gazetesi yazarı Simon Tisdall, Başbakan Erdoğan’ın İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’la Bakü’de yaptığı görüşmenin Suriye politikalarına etkisi olabileceğini belirterek Suriye krizinde farklı tarafları destekleyen iki ülkenin, askeri müdahale seçeneğinin rafa kalkmasıyla krizin çözümüne dair ortak çıkarları paylaştığını ifade etti.

Şam’ın ateşkesi kabul etmesini, İran ve Türkiye’nin, Suriye’ye yönelik yaklaşımlarındaki değişikliğin bir sonucu olarak yorumlayan Tisdall bunun, Amerika, Birleşmiş Milletler veya herhangi bir etkin uluslararası müdahalenin yokluğunda, Türkiye’nin Suriye’deki çıkmaza yönelik yeni bir bölgesel çözüm arayışını yansıttığını söyledi.

“Türkiye, Suriye’deki yangından büyük yaralar aldı. Sınırda tampon bölge oluşturulması, uçuşa yasak bölge ilan edilmesi ve silahlı bir insani müdahale taleplerini reddeden Washington ile Avrupalı NATO müttefikleri tarafından yüz üstü bırakılmış gibi hissediyor” diyen Simon Tisdall, Türk yetkililerin Türkiye’nin Özgür Suriye Ordusu’na desteğine misilleme olarak Suriye’nin de PKK’ya yardım ettiğine inandıklarını aktardı.

Ankara’nın ‘yön değiştirdiğini’ yazan Tisdall, “Hükümetin yöntemini değiştirdiğine dair açık işaretler var. Türkiye, komşuları İran, Rusya ve hatta belki Irakla ilişkilerini onararak bölgesel güçler tarafından da güvenceye alınacak şekilde Suriye’de bağlayıcı bölgesel bir çözüm arıyor ve ayrımı giderek derinleşen Şii-Sünni gruplar arasında köprü kurmayı umuyor” dedi.

Guardian yazarına göre, bu yeni yaklaşım Esad’ın gitmesini isteyen Mısır ve Suudi Arabistan ile rejim değişikliğine karşı çıkan Rusya ve İran’ı bir araya getirecek ‘paralel görüşmeler mekanizması’ oluşturulmasını amaçlıyor. Tisdall, bu yaklaşımın İsrail’i de içine alabileceği görüşünde.

Amerikan Financial Times gazetesi yazarı Philip Stephens da makalesinde, AKP hükümetinin muhalefete hoşgörüsüz olduğu ve medyada muhalif sesleri susturduğunu belirterek “Türkiye’nin Libya’da önce Kaddafi karşıtlarını desteklemeye yanaşmadığını, aynı hatayı Suriye’de de yapmak istemediği için ihtimalleri hesaplamadan Şam rejimini devirmeye çalıştığını yazdı.

Erdoğan’ın Esad yanlısı güçleri hafife aldığını belirten Stephens, ABD'nin kanın yayılması ve Şam rejiminin sona ermesine yönelik arzusunu ise fazla ciddiye aldığını yazdı. Yazara göre, kısa bir süre öncesine kadar ABD'nin bölgeden elini çekmesini memnuniyetle karşılayan Türkiye, şimdi ise Amerika’nın bölgede liderliğe yanaşmamasından üzüntü duyuyor.[19]

Türkiye’nin Amerika’nın bölgede liderlik yapmaya razı olmamasından duyduğu üzüntünün Washington’u başkanlık seçimleri sonrasında merhamete getirip getirmeyeceği bilinmez; ancak parası Suudi Arabistan ve Katar’dan gelen, toplumsal ve askeri yükünü Türkiye’nin çektiği ve Suriye’yi acı çekerek yavaş yavaş öldüren bu vekalet savaşında Amerika’nın sonuca ulaşmak için hiç acelesinin olmadığı kesin. Çünkü Washington ve Tel Aviv’e göre yıllar boyunca süreceği anlaşılan bu savaştan kiralık devrimcilerin galip çıkması durumunda ABD ve Dostları yeni bir müttefik kazanırken Şam yönetiminin zaferi ise sadece bir Pirus zaferi olacak.

 


[1]http://dunya.milliyet.com.tr/-suriye-ye-askeri-mudahale-ihtimali-/dunya/dunyadetay/22.10.2012/1615641/default.htm

[2]http://www.aksam.com.tr/israilden-turkiyeye-masaya-oturmaya-haziriz--145638h.html

[3]http://dunya.milliyet.com.tr/turkiye-den-israil-e-flas-yanit-/dunya/dunyadetay/22.10.2012/1615742/default.htm

[4]http://www.hurriyet.com.tr/gundem/21768108.asp

[5]http://tr.euronews.com/2012/10/23/israil-turkiye-ile-iliskileri-neden-simdi-duzeltmek-istiyor/#.UIZ_vJEzq8Y.twitter

[6]http://dunya.milliyet.com.tr/-ic-savas-oyunun-parcasi-esad-da-gunah-kecisi-/dunya/dunyadetay/23.10.2012/1616204/default.htm

[7]http://www.hurriyet.com.tr/planet/21765982.asp?top=1

[8]http://haber.gazetevatan.com/suriyenin-dostlari-rusya-ve-cine-ultimatom-verdi/462780/30/Haber#.UI1B6rQ7Rjc

[9]http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1105052&CategoryID=81 , http://www.ensonhaber.com/suriyeli-muhaliflere-ilk-maaslari-odendi-2012-10-23.html

[10]http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21760646.asp

[11]http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/21753799.asp

[12]http://www.samanyoluhaber.com/gundem/Sinirda-bir-ilk/867283/

[13]http://www.sabah.com.tr/Gundem/2012/10/27/son-bir-ayda-binden-fazla-pkkli-suriyeye-gecti

[14]http://haber.stargazete.com/dogu/kurtler-suriyede-radyo-kurdu/haber-699081

[15]http://www.hurnethaber.com/index.php?option=com_content&view=article&id=7710&catid=47&Itemid=718

[16]http://gundem.milliyet.com.tr/-suriye-siniri-alarm-veriyor/gundem/gundemdetay/28.10.2012/1618077/default.htm

[17]http://www.haberfx.net/basbakan-erdogan-suriyedeki-ateskesle-ilgili-konustu-haberi-634429/

[18]http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1105539&CategoryID=81

[19]http://haber.gazetevatan.com/turkiye-sam-yolunda-tokezledi/489441/1/G%C3%BCndem#.UI1HWGmoqNR