Esed neden düşmedi, neden düşmeyecek? (7/2)

28 Nisan 2013

YDH- Sadık Hanefer ve Hüseyin Mellah’ın, el-Menar televizyonu için hazırladıkları Suriye krizini ele alan 7 bölümlük yazı dizisinin ikinci bölümünü yayımlıyoruz.

 

YDH- Sadık Hanefer ve Hüseyin Mellah’ın,  el-Menar televizyonu için hazırladıkları Suriye krizini ele alan 7 bölümlük yazı dizisinin ikinci bölümünü yayımlıyoruz.

Esad Neden Düşmedi, Neden Düşmeyecek adlı yazı dizimizin ikinci bölümünde; Suriye'de altyapıyı da vuran ve geniş bir şekilde yürütülen tahrip eylemlerine, Arap ve Batı merkezli ambargolara ve ablukaya rağmen,  devlet kurumlarının genel işlerinin yürütülmesinin arkasında yatan sebepleri işleyeceğiz.

Arap modern tarihinde Mısır ile birlikte ilk kurulan ülkelerden olan, 1956'daki üçlü saldırıya karşı Mısır'ın yanında duran, Fransa sömürgeciliğine karşı Cezayir devriminin yanında yer alan, en başından beri, Direniş ekseninin merkezinde yer alarak -özellikle Mısır'ın Camp David ile devre dışı kalması ve Irak'ın işgal edilmesinden sonra- Filistin'in yanında Siyonist işgalciye karşı duran bir ülke olan Suriye'nin, silahlı çatışmalar sonucu kan kaybettiği gerçeği reddedilemez.

Suriye… Yönetim

Suriye ve ordusuna yönelik, halen devam eden baskıların boyutu, Suriye yönetimini ilk aylardan beri devirmeye yeterliydi; ama iki senedir, insanlığı ve toprağı yaralayan olaylara rağmen Suriye devleti yerinde kaldı.

2011 Martında, Deraa’da olayların başlamasından bu yana, olayların giderek sistematik bir şekilde tırmandırılmak istendiği net bir şekilde görüldü. Yönetimin, göstericilerin bazı taleplerine haklılık verip kabul etmelerine (kriz başlangıcında), siyasi hataların yapılmasına, diyalog ve reform hazırlığı yapılmasına rağmen, bazı dış etkenlerin sürece dahil olmaları ile beraber gidişat bir kartopu şeklini alıp yuvarlanarak genişletildi. Krizin sonunda istenen, Şam'ın kendi kendine Direniş ile ilişkisini kesmesi idi.

Suriye ve müttefikleri, karşı karşıya oldukları durumu fark ederek buna meydan okumayı seçerken Suriye aynı zamanda reform için de adımlar atmıştı. Anayasal bir karar alarak, muhalefet güçlerinin ilk defa katıldığı genel ve yerel seçimler yapılmıştı. Muhalefet cephesi ve bölgesel-uluslar arası güçler bu reformlara razı olmayarak; Suriye’ye karşı daha önce eşi benzeri görülmemiş medya propagandası başlatıp, Arap Birliğindeki üye koltuğunu muhalif Koalisyona vermeye kadar varan diplomatik baskılar yapmaya başladılar. Bununla birlikte Rusya, Çin ve BRICS ülkeleri, Suriye’yi uluslar arası alandan izole etme çalışmalarına karşı koymayı başarabildiler. 

Sistemlerin birliği

Suriye’nin siyasi, askeri, iktisadi ve toplumsal sistemleri birbirine tutunmasaydı bu kararlı duruşa sahip olunmazdı. Bu konuda, Enformasyon Bakanı Yardımcısı Halef Miftah, el-Menar sitesine verdiği demeçte ‘’Suriye devleti, kurumları ile beraber Suriye yapımıdır; dolayısı ile dış etkenlerden kolay kolay etkilenmez. Bu devlet ve devlet kurumları, dış güçlerin eliyle kurulmuş olsaydı şimdiye çökerdi. ‘’Yerel üretim’’ olması, Suriye’nin kimliğini korumuştur’’ dedi.

Miftah daha sonra ‘’Suriye liderliği, politik oyunları ve krizi akıllıca yönetmeyi başarabildi. Beşşar Esad; psikolojik dengesi ve kararlılığı, orduya ve toplumsal çalışmalara değer vermesinin yanında, bölgesel ve uluslararası oyunları da yakalayabilme yeteneği ve uluslararası desteklerin de katkısı ile Suriye devletini ve yönetimini devrilmekten kurtaracak bir çeşit denge kurmayı başarabildi'' dedi.

Suriye devletinin, kriz karşısında kararlı bir şekilde durabilmesinde etkili olan faktörler

- Dış ilişkilerde nasıl ve kime oynayacağını bildi.

- Dış etkenlerin katkısı ile hazırlanan ve sonradan başarısızlıkla sonuçlanıp ortaya çıkan komploların geçişine izin vermedi.

- Cumhurbaşkanı Beşşar Esad'ın istenmeyen bir kişi olmaması.

- Krizden sonrası için alternatif olarak sunulan seçeneklerin, Suriye halkının hayallerini hiç karşılayamayacak düzeyde olması.

- Askeri, siyasi ve iktisadi sistemlerin birbirine sıkıca tutunması.

- Arap ve Batılı ülkelerin bazı istatistiklerine göre de, yönetimin, geniş bir halk kesimi tarafından desteklenmesi

Ekonomi

Suriye, en az silahlılarla yürüttüğü savaş kadar tehlikeli bir ekonomik abluka altında. Batılıların ve Arapların el ele verdiği bu abluka ve kuşatmaya rağmen Suriye, mali kaynakları güvence altına almayı; sağlık, elektrik ve enerji alanlarında hizmet ulaştırmayı sürdürüyor.

Ambargolara ve baskı şiddetinin arttırılmasına rağmen Suriye; doğuya yönelen bir siyasi yol izlemesi ve yöneldiği ülkelerin tecrübelerinden yararlanması sayesinde zararları en aza indirebildi. Bu sayede; altyapının, enerji santrallerinin, petrol rafinerilerinin ve kamusal yolların tahrip edilmesine veya bunlara büyük zararlar verilmesine rağmen devlet, genel işlerini yürütmeyi ve finansal istikrarı minimal düzeyde de olsa sürdürmeyi başarabildi.

Kendine yeterlilik ve açılma

Suriye 2000 yılından önce, 10 yıl boyunca süren ve devletin birincil eksenini oluşturan bir ekonomi politikasına bağlıydı. Suriye liderleri -merhum Hafız Esed'den bu yana- ekonomilerini, Batı yardımlarına veya kapitalist sistem olarak bilinen sisteme bağlı kılmadı. Bunun yerine, tarım ve petrol üzerinden kendi kendine yeterli olma siyasetini izledi ve yurtdışından ithalatı yasallaştırdı; ama önceliği her zaman yerel üretime verdi. 

2000 yılından sonra ise, özellikle son yıllarda krizden önce Suriye, ekonomisini civardaki ülkelere, İran, Irak ve Türkiye'ye hatta körfez ülkelerine de açtı. Bunlara ek olarak BRICS, Latin Amerika ve bazı Avrupa ülkeleri ile bir dizi anlaşma imzaladı; ama ekonomisini Batı standartlarına bağlamadı.

Çeşitlilik ve üretim

Suriye Ekonomi Bakanı Yardımcısı Hayyen Süleyman el-Menar sitesine verdiği demeçte ''Suriye ekonomisi, doğası gereği çeşitliliğe sahiptir ve verimlidir. Suriye, dünyada en az borcu olan ülkelerden biridir. Rusya, Çin ve İran gibi dengeli ülkelerle olan ilişkilerimiz, kriz ile başa çıkmada yardımcı olurken, krizden beklenenden az etkilenmemizi sağladı'' dedi.

Süleyman daha sonra ''Maaşları gecikmeli veren hiç bir kurumumuz yok. Buna delilimiz de, 2013 yıllık bütçesinin, 2012'deki bütçeye ve daha öncekilere göre artış göstermesidir. Aynı zamanda bize yeterli olacak şekilde nakit rezervlerimiz var. Bazı Arap devletleri ile ekonomik ilişkilerimiz sürmektedir. Esas olarak da Rusya, Çin, İran ve dost olan diğer ülkelerle ilişkilerimiz devam ediyor'' dedi.

Kendine yetme siyasetinin bazı olumlu taraflarının yanında olumsuz etkileri de vardır; ama bu siyaset; askeri ve ekonomik olarak ''petrol denizinde neşeli şarkılar söyleyen'' bazı devletlerin ekonomisine nazaran daha uygun şartlar yarattı.

Bu konuda, Suriye Meclis Başkanı Yardımcısı Halid Abbud el-Menar sitesine ''Ölçütümüz, bölgedeki halkların liderleri ile ilişkisi ise, Suriye halkı ile siyasi kurumların başındaki liderler arasındaki birbirine bağlı ilişkiler kabul edilebilir ilişkilerdir.'' dedi.

Abbud daha sonra:''Devlet kurumlarına, örnek olarak iktisadi alanda, dönüp baktığımız zaman; Suriye'ye karşı uygulanmakta olan ablukaya rağmen Suriye'nin kendine yetebildiğini görebiliyoruz. Suriye şu anda kendi kendine yetebilen ülke olarak adlandırılabilir ve bölgede şu an bu şekilde olan tek devlettir.''

Sanayi... Yıkım ve hırsızlık

Bilindiği gibi Suriye ekonomisi, yerel üretimine büyük ölçüde bağlıdır ve Halep kenti bu alanda akciğer görevi yapacak şekilde geliştirilmiştir. Suriye'deki yerel üretim fabrikalarının, mali hareketliliğin ve ticaretin merkezi olması nedeni ile Halep'e ikinci başkent denilir.

2.5 milyon insanın yaşadığı bu kent; geçen yaz benzeri görülmemiş bir planlanma ile (ki Suriye ordusunun operasyonları karşısında başarıya ulaşamadı) binlerce silahlı kenti ele geçirmek için şehre sızana kadar uzun bir süre olaylardan uzak kaldı.

Suriye kaynaklı raporlara göre, Halep kentine sızma operasyonlarının istihbaratı; fabrikaları da  çalan Türk hükümetinin koordinasyonu ile gerçekleştirildi.

Bu bilgileri teyit eden ekonomist Hayyan Süleyman ''Türkiye başbakanı Recep Tayyip Erdoğan; Suriye'nin imkanlarını, özellikle Türkiye endüstrisi ile rekabet halinde olan sektörlerin üretim hatlarını, yok etmeyi amaçlıyor. Bu amaçla; iplik üretimi, tekstil, gıda-tıbbi malzemeler ve çimento fabrikaları çalınıp hurda fiyatına satıldı. Suriye, tarihinde iki defa açık hırsızlık ile karşı karşıya kaldı. İlki 1865 yılında Osmanlıların Suriye'deki tüm meslek gruplarını ve esnafı İstanbul’a taşıması idi. İkinci hırsızlık ise 2012 yılında, Türkiye başbakanının emirleri ile suç çeteleri tarafından fabrikaların sökülüp İstanbul'a nakledilmesiydi'' dedi.

Süleyman daha sonra ''Bu hırsızlık olayları sadece üretimi etkilemekle kalmadı ülke ekonomisini de etkiledi. Bu suç çeteleri; petrol kuyularını yaktı, hububat silolarını çaldı, zeytin ağaçlarını kesti ve depolardan mallar çaldı. Bu şekilde insanlığa, ağaçlara ve toprağa büyük zararlar verdiler'' dedi. Türkiye bütün bunların farkında mı sorusuna ''Fabrikalardan çalınan makineler, Türkiye'ye, Babu’l- Hava sınır kapısından geçirilirken görüntülendi. Bu makineler, ancak ağır yükleri ve geniş malzemeleri taşıyabilen büyük araçlarla taşınabildiği gibi sadece sınırda belirli geçiş noktalarından geçirilebilir'' cevabını verdi.  Süleyman daha sonra ''Hırsızlık olayları sadece sanayiyi etkilemekle kalmadı bütün iktisadi alanlar bu olaylardan etkilendi. Manevi, beşeri ve diğer zararlara ek olarak 300 milyar Suriye lirası civarında kaybın olduğu tahmin edilmektedir'' dedi.

Medya... Zorluklarla karşılaşmak

Medyanın, Suriye krizinin tırmandırılmasında ve şu andaki haline ulaşmasında, esas rollerden birini oynadığını söylersek abartmış olmayız. Arap ve uluslararası merkezli, 200'den fazla medya kuruluşu, Suriye'ye karşı savaşta bir araç olarak kullanıldı ve halen kullanılıyor. ''Medya İmparatorluğu'' kurma amacı ile devletlerden ve hükümetlerden milyar dolarların akıtıldığı bu kurumlara karşı, savaşın dengesiz ilerlemesi çok doğaldır.

Dolayısı ile Suriye medyası (görsel-işitsel ve elektronik) olayların başında çok net bir şekilde bir boşluğa düştü. Suriye medyası kendini bir anda hazırlıklı olmadığı ve eşit koşullar altında olmayan bir savaşta buldu. Ancak zamanla, rakip medyaya karşı, düştüğü boşluğun önemli bir kısmını doldurdu.

Krizden sonra medya

Suriye Enformasyon Bakanı Yardımcısı Halef Miftah, sitemize verdiği demeçte ''Suriye, eşi benzeri görülmemiş bir medya savaşı içinde. Aldatıcı basın, resmi basının terk ettiği bölgelerdeki boşluklarda iş yapıyor. Suriye basını buna rağmen krize adapte olmayı başardı ve kitlelere olayların gerçek yüzünü ulaştırmayı başarabildi'' diyerek, Suriye medyasının, eşit koşullar altında başlamayan savaşta, gerçeklerle ilişkisini doğru kurup seyircisine doğru aktarabildiği için giderek seyirci kazandığını da belirtti.

Miftah daha sonra şöyle dedi:''Direnen medyanın yanında, basın emekçileri, aydınlar ve yazarların; kamuoyunu aydınlatmada, boşlukları doldurmada ve uluslararası düzeyde verilen kararları bile etkilediği ortaya çıkan medyanın, uluslararası ve bölgesel desteklerle Suriye'ye karşı başlattığı kampanya ile başa çıkmada büyük rolleri oldu.

Sosyal iletişim araçlarını ve Suriye Elektronik Ordusunu da unutmamak gerek.'' Bakan yardımcısı demecin devamında ''Savaş; Direniş ile hegemonya kurmaya çalışan güçler arasında sürüyor. Ve herhangi bir kişi savaş sahasını etkileyebilir. Bilinç savaşı da bu alanda çok önemlidir. Bilinç savaşı, yolu kısaltmaya yardımcı olurken, teknolojiye ve paraya sahip medyayı da kısıtlayabilir'' dedi.

Bu aşamada Suriye medyasının, Arap ve Batı dünyasının karar alma süreçlerine etkisi oldu. Dolayısı ile Suriye'nin televizyon kanalları, Arap ve Batı uydularından izole edildi. Aynı zamanda, medya sektöründe işçilere karşı geniş sindirme operasyonları gerçekleştirildi. Medya çalışanları hedef gösterildi ki en son Suriye televizyon binası bombalandı ve Al-Akhbariya binası tahrip edildi.

Suriye, diğerlerinden farklı

Suriye, bütün alanlardan gelen vahşi saldırılara karşın, kararlı duruşunu sürdürmeyi başardı ve devrilmedi. Bunun nedeni ise, diğerlerinden farklı olması ve diğerlerinde yaşananlardan farklı olaylar yaşamasıdır.

1- Rus-Ekim Devrimi: İki ay,

2- Fransız Devrimi: 3 hafta,

3- İran Devrimi: 6 ay sürmüştü.

''Arap Baharı'' adı altında olaylar;

- Tunus'ta: 15 gün,

- Mısır'da: iki ay,

- Libya'da: 10 ay,

- Yemen'de: 1 sene sürdü

Suriye ise=Kararlı...

Çeviren: Hasan Sivri