Gençlik ve Üniversite Yazıya git

PDF olarak indirmek için yazdırma penceresinde hedef olarak “PDF olarak kaydet” seçeneğini işaretleyin.

Yakın Doğu Haber
04 Aralık 2006 · 01:00

Gençlik ve Üniversite

Gökhan KAVAK - Üniversite ortamında yabancılaşan gençler, alt gruplara ayrılarak devrimciler, aldırmazlar, tutucular ve hippiler gibi gruplara bölünmüştür. Bazı gençler yabancılaşma sonucunda hiçbir şeyi umursamazken, bazıları da mevcut düzeni değiştirmek için bütün mesailerini harcamaktadır.

Türkiye, dünya ülkeleri arasında nüfus yoğunluğu olarak 16., ekonomik olarak 24., sırada olmasına rağmen dünya bilimine katkı bakımından 30-40. sırada yer almaktadır. Bilim adamlarına verilen önem bakımından ise 108 ülke içerisinde 80. sıradadır. Tıp alanında yayımlanan 3093 dergiyi tarayan “Index Medicus”, İtalya’dan 80, Bulgaristan’dan 7 bilim dergisi alırken Türkiye’den sadece 1 bilim dergisini dikkate almıştır. Şimdiye kadar Nobel ödülü almış bir bilim adamımız dahi yoktur.

 

Dünya’nın en zengin 100 iş adamı Türkiyeli olmasına karşın, bilime ve bilim adamlarına katkısı bakımından Dünya’daki ilk bin iş adamı arasına giren herhangi bir iş adamımız maalesef bulunmamaktadır.

 

İsviçre, Hollanda ve Almanya gibi ülkelerde bir öğretim üyesine 8–10 arasında öğrenci düşerken ülkemizde 25–30 arasında öğrenci düşmektedir.

 

Yaklaşık 40 yıl önce Kore Savaşı sona erdiğinde Güney Kore az gelişmiş, endüstrisi olmayan fakir bir tarım ülkesiydi. Şimdi ise, Güney Kore kaynaklı mallar dünyada başı çekmektedir.

 

İyi bilim adamlarının yetişmesi ve bilimin ilerlemesi gayret, destek ve istikrar ister. Düşünce, inanç ve teşebbüs özgürlüğü sağlanmamış, serbest rekabet kuralları yerine oturmamış ve bilimsel verilerin değil politik tercihlerin hâkim olduğu bir toplumda bilimsel araştırmaların ilerlemesi mümkün değildir. Fransa’da, Brezilya’da, Türkiye’de baskı, dayatma ve ihtilaller bilimdeki gelişmeyi engellemiştir. Hâlbuki bilim ilerledikçe bağnazlığın azalacağı; bağnazlık azaldıkça bilimin ilerleyeceği öngörülmekteydi.

 

Gelişmiş ülkelerde okullaşma oranı yüksek öğretimlerde %60 iken Türkiye’de   %12,2’dir. Gelişmiş ülkelerde öğrenci başına 6000 dolar düşerken Türkiye’de öğrenci başına harcanan para 755 dolardır. Türkiye 1999 yılında dünya bilimine sayısal katkısı bakımından 26. sıradadır; fakat bu hiç de parlak bir rakam değildir. Zira nüfusu Türkiye nüfusunun altıda biri olan bazı Avrupa ülkeleri bile bilime Türkiye’den çok daha fazla katkıda bulunmuştur.

 

Üniversite gençliği toplumun sosyokültürel yapısının en dinamik unsurudur. Üniversite gençliğini diğer gençlikten ayıran en önemli özellik, üniversite gençliğinin geleceğin aydını olma ve karar mekanizmasında belirleyici rolü üstlenme fonksiyonudur. Yine toplumsal bunalımlardan en fazla etkilenen gençlik üniversite gençliğidir. Ayrıca gençlik sorunları belirgin olarak en fazla bu grupta görülür. Kendini bulmaya çalışan ve bir nevi kimlik bunalımı geçiren en çok bu kesimdir.  

 

Üniversite gençliği toplumla ekonomik, psikolojik ve toplumsal olarak bütünleşemediğinden dolayı topluma gittikçe yabancılaşmaktadır. Üniversite öğrencileri kendilerini geleceğin aydını, yöneticisi olarak gördüklerinden yetişkinlerin elde ettikleri konuma elde etmek ve sorumluluk sahibi olmak istemektedirler. Diğer yandan üniversite gençliği, henüz öğrenci olmaları ve yeteri olgunluğa erişememeleri dolayısıyla aileleri tarafından belirli sorululuklardan muaf tutulmaktadır.

 

Aileden ve yaşadığı ortamdan uzaklaşarak üniversite hayatının içine giren gençler burada farklı bir ortamla karşılaşmaktadır. Geleneksel değerlerden uzaklaşan gençler artık üniversite kültürüne girmiş ve topluma yabancılaşmıştır. Bu durumda gençlerde kuralsızlıkların,sapmaların ve tutarsızlıkların görülmeye başlaması kaçınılmazlaşmaktadır.

 

Üniversite ortamında yabancılaşan gençler, alt gruplara ayrılarak devrimciler, aldırmazlar, tutucular ve hippiler gibi gruplara bölünmüştür. Bazı gençler yabancılaşma sonucunda hiçbir şeyi umursamazken, bazıları da mevcut düzeni değiştirmek için bütün mesailerini harcamaktadır. Bazıları ise belirsizlikten korktukları için mevcut düzene bağlanıp tutucu bir tavır almaktadır. Bu üç durum da belirli yabancılaşmanın sonucu ortaya çıkan durumlardır.

 

Üniversiteler, açık öğretim kurumları da dâhil eğitimin %17’sini oluşturmaktadır. Bu durumda ülkemizdeki genç nüfusun çoğunluğu, eğitimdeki alt yapı eksikliğinin sıkıntısı çekmektedir. Büyük bir istekle üniversite sınavına hazırlanan gençler üniversiteye girdikten sonra da sanki bir maratonu bitirmiş gibi rahatlama hissetmektedirler. Yabancı oldukları bu eğitim kurumuna giren gençler üniversite yapısına geç adapte olabilmekte; kampus içerisinde yalnızlık çekmekte; bireysel ilişki kopuklukların olumsuz etkisi altında kalmaktadır.

 

Türkiye’deki üniversitelerin tarihine baktığımızda görüyoruz ki bu yapıların bizim kültürümüzün ürünü olmadığını görüyoruz. Bir diğer ifadeyle bu kurumlar, kendi eğitim kurumlarımızın zamanın şartlarına göre geliştirilmiş formları değildir. Bu yapıların formu daha çok batılılaşma hedefi güdülerek ithal edilen bir sistemin ürünüdür. Bu yüzden günümüzde toplumumuzda batılılaşma amacı ile yapılan ıslahatların gösterdiği birçok olumsuzluklar üniversitelerde de görülmektedir. Batının kendi sosyal yapısından doğan bu kurumların, batı ile farklı bir zemine ve arka plana sahip olan toplumumuza aktarılması düzeltilemeyecek yanlışlara yol açmaktadır.

 

Ülkemizde kırsal kesimlerden üniversite ortamına gelen gençler, yeni bir atmosferle karşılaştıklarında büyük bir boşluğa sürüklenmektedir. Bu boşluğun etkisi ile gençler ne yaptıklarını bilmeden çeşitli alanlara dağılmakta ve ne yaptığını sorgulamadan toplumun zararına dahi olsa çeşitli faaliyetler göstermektedirler. Otoriter yapıdan uzak, aile yapısının olmadığı yerlerden özgür bir ortam hayal ederek üniversitelere gelen gençler buralardaki merkeziyetçi ve baskıcı yapılar karşısında büyük hayal kırıklığına düşmektedirler. Bu baskıcı yapı karşısında çıkış yolu aramaya başlayan gençler kendilerini ifade edebilecekleri yeni yapılar arama ihtiyacı duymaktadırlar.

 

Küreselleşen dünya sisteminde insanlar küçük bir köyde yaşıyormuşçasına birbirleri ile haberleşebilmektedir. Küreselleşmeyle birlikte toplumlar birbirlerinden daha fazla haberdar olabilmekte ve daha kolay birbirlerini etkilemektedirler ki bu etkileşim de daha çok güçlü devletlerin kontrolündedir. Büyük devletler maddi ve manevi çıkarlarından dolayı diğer devletleri kültürel olarak etkisine almayı istemekte, bu da etki altındaki toplumların çoğu zaman düzensizliğine neden olabilmektedir. Bu etkileşim de öncelikle sosyal bir kurum olan üniversite kesiminde baş göstermektedir. Güçlü ülkeler diğer ülkelere bilgi aşılarken onları istediği gibi yönlendirebilmektedir. Etkileşim altında bulunan gençlik kendi kültürünü unutarak yeni kültüre girmekte fakat bu da gençlerin manevi bir boşluk yaşamalarına neden olmaktadır.

 

Üniversitelere öğrenci alımı ile iş istihdamının planlamasının yapılmaması, öğrencilerin üniversiteye uyumlarının sağlanamaması, öğrencilerin kabiliyetlerine göre yönlendirilmemesi, yabancı etkilerle etkileşimin fazla olması gibi etkileşimlerinden dolayı üniversite gençliğinde birtakım sıkıntılar ortaya çıkmaktadır.

 

Toplumun genel bir yapısını değerlendirmeye çalışırsak toplumun en dinamik yapısı olan üniversite gençliğine bakmamız yeterli olacaktır. Toplumun en dinamik, en enerjik olan bu kesimi zamanlarını gelişmede, yaratıcı hünerler kazanmada, toplumlarını birleştirecek, bütünleştirecek sosyal aktivitelerde, aktif spor ve eylemlerde ve diğer karşılıklı yardımlaşmayı gerektirecek faaliyetlerde bulunmuşlarsa o toplumun gelecekte sağlam bir yapısının olabileceğini söyleyebiliriz. Bu bakımdan üniversite gençlerinin yaşam kalitelerini belirleyebilmek için onların serbest zamanlarını nasıl değerlendirdiklerini ortaya koymak gerekir.

 

Aşağıdaki araştırma Selçuk Üniversitesinde çeşitli bölümlerde devam eden 571 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir.   

 

Tablo–1:  Sık sık ve sevilerek yapılan faaliyetler.

 

Faaliyet

Kişi

%

Arkadaşlarla temas ve görüşme

265

46.8

Radyo dinlemek ve TV izlemek

259

45.7

Oturup düşünmek

257

45.7

Gazete okumak

229

41.5

Telefon ile görüşmek

179

31.9

Evde vakit geçirmek

160

28.5

Kitap okumak

151

27.1

Aile ile sohbet

142

25.2

Sosyal eğlencelere katılma

134

23.8

Seyahat etme

111

19.8

Dinle ilişkili faaliyetler

91

16.5

Alış veriş yapma

92

16.3

Açık hava sporları

89

16.0

Pikniğe gitme

87

15.8

Müzik aleti çalma-şarkı söyleme

85

15.7

Bireysel açık hava sporları

80

14.2

Evde değişik işlerle uğraşma

59

10.5

Kişisel mektup yazma

58

10.5

Özel hobiler

58

10.5

 

Tablo- 1’in incelenmesinde görüleceği gibi üniversite öğrencilerinin yaklaşık %40’ı serbest zamanlarını arkadaşlarla temas ve görüşmeyle, radyo dinlemek veya TV izlemek, oturup düşünme ve gazete okumak ile değerlendirmektedir. Bundan sonraki diğer dört faaliyet ise, yine bireysel ve pasif katılımları içeren faaliyetlerdir. Diğer bir deyişle üniversite öğrencilerinin serbest zamanlarını değerlendirme aktivitelerinde ilk sekiz sıraya giren faaliyetler pasif ve bireysel faaliyetlerdir.

 

Tablo–2 Hiçbir zaman yapmadıkları ve sevmedikleri faaliyetler.

 

Faaliyet

Kişi

%

Üye oldukları bir kulübe gitme

403

76.9

Örgü örme dikiş dikme

375

68.0

Klüplere başkanlık yapma

352

65.5

Fotoğraf ile uğraşma

338

61.1

Langırt, bilardo vb. oynama

260

47.2

Balık tutma veya avcılık

217

38.9

Sosyal kuruluşlarda gönüllü çalışma

206

37.2

Kamp kurma

204

36.7

Kişisel mektup yazma

172

31.2

Kağıt oynama

167

29.9

 

Tablo-2’de görüleceği üzere gençler hiçbir zaman yamadıkları ve sevmedikleri faaliyetlerin başında “üye oldukları bir kulübe gitmek” gelmektedir. Bakımevleri, sosyal hizmet kuruluşlarında çalışma yapmadıkları faaliyetler arasında yedinci sırayı almaktadır.

 

Üniversite gençliği kültürünü incelemek, belirli sosyokültürel sistem içinde insan davranışını ortaya koymaktadır. Üniversite gençliği kültürü toplumumuzun yaşama kalitesinin yansımasıdır.

Yakın Doğu Haber
ydh.com.tr
Bu belge 19.08.2026 17:15 tarihinde alınmıştır.
https://ydh.com.tr/d/199/genclik-ve-universite