Kasım anlaşmasına rağmen İsrail saldırıları neden devam ediyor?

05 Nisan 2025

"Peki İsrail gerçekten 'kalıcı ve kapsamlı bir çözüme yol açacak koşulları yaratmak için adımlar atmaya' hazır mı?”

YDH - İsrail'in Güney Lübnan ve Dahiye’deki yerleşim yerlerine yönelik tekrarlanan saldırıları, 27 Kasım 2024'te varılan Düşmanca Eylemlerin Durdurulması Bildirisi'ni ihlal ediyor. El-Ahbar yazarı Ömer Neşeba’ya göre Lübnan anlaşmadaki yükümlülüklerini büyük ölçüde yerine getirirken, İsrail'in devam eden saldırıları ve ön bildirimde bulunmaması anlaşmanın geçerliliğini ve garantör ülkeler ABD ile Fransa'nın rolünü sorgulatıyor.

İsrail'in Güney Lübnan ve Beyrut Dahiye’deki yerleşim bölgelerine yönelik saldırıları tekerrür ediyor. Salı günü şafak vaktinde yoğun nüfuslu Hay Madi mahallesine düzenlenen son saldırı, iki tarafın da 27 Kasım 2024'te bağlı kalmayı taahhüt ettiği Düşmanca Eylemlerin Durdurulması Bildirisi ve Güvenlik Düzenlemelerinin Güçlendirilmesi ile BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 Sayılı Kararının Uygulanmasına İlişkin İlgili Yükümlülükler'e yönelik yüzlerce devam eden ihlale bir yenisini ekliyor.

Söz konusu “bildiride”, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Fransa'nın, "Lübnan ve İsrail'in Mavi Hat boyunca mevcut düşmanca eylemlerin tırmanışını sürdürülebilir bir şekilde sona erdirmeye çalıştıklarını" anladıkları belirtilmişti.

Fakat İsrail'in "düşmanca eylemleri" sürerken, ABD ve Fransa hâlâ bunu "anlıyor" mu? Peki İsrail gerçekten "kalıcı ve kapsamlı bir çözüme yol açacak koşulları yaratmak için adımlar atmaya" hazır mı?

Bu bildiri/anlaşmada belirtilen yükümlülükler incelendiğinde, Lübnan devletinin Amerikalılar ve Fransızlarla üzerinde anlaşılan her şeyi yerine getirirken, İsrail saldırganlığının sürdüğü ortaya çıkıyor:

Resmi metne göre, "İsrail ve Lübnan, aşağıdaki ayrıntılı yükümlülüklere uygun olarak düşmanca eylemleri durduracaktır: (...) Lübnan hükümeti, Hizbullah'ın ve Lübnan topraklarındaki diğer tüm silahlı grupların İsrail'e karşı herhangi bir operasyon yürütmesini engelleyecektir."

Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü'nün (UNIFIL) de teyit ettiği üzere, Lübnan ordusu güneyde konuşlanmış durumda ve Hizbullah "İsrail'e karşı herhangi bir operasyon yürütmekten" imtina ediyor.

Buna karşılık İsrail'in de "Lübnan topraklarında, karadan, havadan veya denizden, sivil ve askeri hedefler dahil olmak üzere Lübnan hedeflerine veya devlete ait diğer herhangi bir hedefe karşı herhangi bir saldırı amaçlı askeri operasyon" gerçekleştirmekten kaçınması gerekiyor.

Metinde yer alan ikinci yükümlülük, "İsrail ve Lübnan'ın kalıcı barış ve güvenliğin sağlanmasında BMGK'nin 1701 sayılı kararının önemini kabul etmesi ve herhangi bir ihlal olmaksızın tam olarak uygulanmasına yönelik gerekli adımları atmayı taahhüt etmesidir."

Bildiri metninin lafzı, uygulamanın "gerekli adımların" atılmasını içeren aşamalı bir sürece işaret etmektedir. Dolayısıyla, Lübnan ordusu geçen kasım ayından bu yana Litani Nehri'nin güneyinde tam otoritesini tesis ederek bu yönde adımlar atmaktadır.

Üçüncü yükümlülük ise, "Lübnan'a yönelik her türlü silah ve ilgili teçhizat satışı veya tedarikinin, Lübnan'daki devlet dışı silahlı grupların yeniden yapılandırılmasını ve yeniden silahlandırılmasını önlemek amacıyla Lübnan hükümeti tarafından izlenmesi ve düzenlenmesidir."

Bu çerçevede ordu, güneyde ve Bekaa Vadisi'nden Beyrut ve Dahiye’ye kadar uzanan bölgelerde silahlara el koymakta, devriye gezmekte ve kontrol noktaları kurmaktadır.

Lübnan hükümeti ayrıca Kasım 2024'ten bu yana şunları taahhüt etmektedir: "(1) Lübnan'a ve Lübnan üzerinden izinsiz silah ve ilgili teçhizat girişine karşı önlemleri izlemek ve uygulamak (...), (2) Litani'nin güneyindeki bölgeden başlayarak, silah ve ilgili teçhizat üretimiyle ilgili tüm tesisleri sökmek ve gelecekte bu tür tesislerin kurulmasını önlemek ve (3) Litani'nin güneyindeki bölgeden başlayarak, tüm altyapıyı, askeri mevzileri sökmek ve tüm izinsiz silahları müsadere etmek."

Bu yükümlülüklerin uygulanması, ifadeden de anlaşılacağı gibi aşamalı görünmektedir ve Lübnan hükümetinden tedbirleri Litani'nin güneyinden başlatarak uygulaması istenmektedir.

Fakat metin aynı zamanda Lübnan hükümetinin anlaşmayı "düşmanca eylemlerin durdurulmasının uygulanmaya başlamasıyla birlikte" uygulamakla yükümlü olduğuna dair açık bir ifade de içermektedir.

Bu durum, düşman İsrail'in "düşmanca eylemleri durdurma" taahhüdüne uymamasının, bildirinin/anlaşmanın uygulanmasını akamete uğrattığı anlamına gelmez mi?

Düşman İsrail, Lübnan hükümetinin bildiri/anlaşmada belirtilen yükümlülüklere tam ve kapsamlı bir şekilde uymamasının kendisine Lübnan'a karşı savaş saldırıları düzenleme hakkı verdiğini iddia etmektedir.

Ancak bu argüman, Salı şafağında Dahiye'ye (Beyrut'un güney banliyösü) yönelik saldırı için geçerli değildir.

Birincisi, bildiri/anlaşma metni düşman İsrail'i, Lübnan hükümetinin "Hizbullah'ın ve Lübnan topraklarındaki diğer tüm silahlı grupların İsrail'e karşı herhangi bir operasyon yürütmesini engellemesi" karşılığında "sivil ve askeri hedefler de dahil olmak üzere Lübnan hedeflerine karşı herhangi bir saldırı amaçlı askeri operasyon" yapmamakla yükümlü kılmaktadır.

İkincisi, düşman İsrail, (anlaşmanın gerektirdiği gibi) Lübnan'ın bildiri/anlaşmayı ihlal ettiği iddialarını önceden UNIFIL'e, Amerikalılara veya Fransızlara bildirmemiştir.

Anlaşmanın açıkça "İsrail veya Lübnan'ın uluslararası hukuka uygun olarak doğal meşru müdafaa hakkını kullanmasını kısıtlamadığını" belirtmesi doğrudur.

Fakat ABD ve Fransa (İsrail'in en önemli destekçilerinden ikisi) uluslararası hukukun kısıtlamalarına aldırış etmemektedir.

Düşman İsrail ordusu sözcüsünün, hedef alınmadan önce sivilleri hedef alınan yerden uzaklaşmaları konusunda uyarması (ki düşman salı şafağında bir yerleşim bölgesini bombalamadan önce bunu yapmamıştır) yeterli değildir.

Uluslararası insani hukuk, sivilleri korumak ve savaşlarda yıkımı sınırlamak için askeri ve sivil hedefler arasında ayrım yapma ilkesi, aşırı kayıplardan kaçınmak için orantılılık ilkesi ve zararı en aza indirmek için ihtiyatlılık ilkesi gibi kurallar belirlemektedir.

İsrail'in bu cezasızlık ve ateşkes sırasındaki "düşmanca eylemler" döneminde tüm bu ilkelere hiç aldırış etmediğine şüphe yoktur.

Çeviri: YDH