Lübnan ulusal güvenlik stratejisinin sabitleri ve temelleri

30 Ağustos 2025

"İsrail tehdidi ve diğer tüm tehditlerle mücadele görevi, öncelikle resmi askeri ve güvenlik kurumlarının sorumluluğundadır. Lübnan ordusu ile İsrail ordusu arasındaki muazzam silahlanma farkı nedeniyle, Lübnan ordusunun gerçek anlamda güçlendirilmesi ve İsrail tehdidini caydırmaya yetkin gelişmiş savunma kapasiteleriyle donatılması acil bir gerekliliktir."

YDH - Lübnan Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesi, İsrail işgali ve dış müdahaleler gibi tehditlere karşı kapsamlı bir savunma vizyonu sunmayı amaçlıyor. Ulusal egemenlik, halk direnişi ve ordu entegrasyonuna dayalı “melez egemenlik” modelini benimsiyor. Tehditleri önceliklendiren ve el-Ahbar gazetesi tarafından okura sunulan strateji, İsrail’i varoluşsal bir tehlike olarak tanımlar ve sosyal eşitsizlik ile mezhepsel çatışmalar gibi iç sorunlara çözüm öneriyor. Askeri ve askeri olmayan yollarla, Lübnan’ın güvenliğini, birliğini ve bağımsızlığını korumak için bütüncül bir yaklaşım öneriyor.

Bu belge, Lübnan’ın tarihindeki kritik bir dönemde, ulusal güvenlik stratejisi üzerine süregiden yoğun tartışmalara katkı sağlamak amacıyla bağımsız bir girişimle hazırlanmıştır. Belge, 29 Mayıs 2025’te “Lübnan’da Silahlı Direniş: Ulusal Bir Zorunluluk ve Stratejik Değer” başlıklı bir çalışmanın devamı niteliğindedir.

Giriş

5 Ağustos 2025’te Lübnan Bakanlar Kurulu, ulusal güvenlik stratejisi çerçevesi dışında direnişin silahsızlandırılması için orduya görev verdi. Bu karar, İsrail’in Lübnan topraklarındaki işgali ve vatandaşlara, topraklarına ve mülklerine yönelik vahşi saldırıları devam ederken, ulusal sorumluluk bilincinin eksikliğini yansıtıyor ve Lübnan’ın güvenliği ile istikrarı üzerinde ciddi sonuçlar doğurabilecek bir adım olarak görülüyor.

Hükümetin bu kararı, Cumhurbaşkanı Jozef Aun’un yemin konuşmasında ve Başbakan Nevaf Selam’ın Bakanlar Kurulu bildirisinde ulusal güvenlik stratejisinin onaylanması gerekliliğine dair verdiği sözleri boşa çıkardı ve onarılması zor bir güven krizini tetikledi. Hükümetin daha sonra “Amerikan belgesinin hedeflerini” onayladığını duyurması, Lübnan’ın karar alma egemenliğinden açıkça vazgeçtiğini ve Siyonist varlığın tek başına başaramadığını, dışarıdan dayatılan emirler aracılığıyla fitne tohumları ekerek gerçekleştirmeye çalıştığını ortaya koydu.

Devletin, Amerikan vesayetinin taleplerini karşılamak yerine, Lübnan’ın karşı karşıya olduğu tehditlere yanıt verecek kapsamlı bir savunma stratejisi geliştirme görevini ihmal etmesi ve ülkenin yaşadığı tehlikeli dönem nedeniyle, halkın ve ulusal çabaların, Lübnan’ın ulusal güvenlik stratejisinin sabiteleri ve dayanakları için bütüncül ve yenilikçi bir vizyon sunmasının önemi ortaya çıkıyor.

Aşağıda, stratejinin kendisine değil, onun dayanaklarına dair bir vizyon, kamuoyunun incelemesi ve tartışması için sunulmaktadır: Ulusal güvenlik stratejileri, devletin mevcut tehditlerle başa çıkmasını ve gelecekte ortaya çıkabilecek zorlukları yönetmeye hazırlanmasını sağlamayı amaçlar. Ulusal güvenlik stratejileri, özellikle savunma stratejisi gibi alt ulusal stratejilerin temelini oluşturur. Tehdit ve zorlukların farkına varılması, bu tehdit ve zorlukları çerçeveleyen, tanımlayan ve onlarla başa çıkmak için gerekli ulusal güç araçlarını ve kaynaklarını belirleyen ulusal güvenlik stratejilerinin temel dayanağıdır.

Kaynaklar her zaman sınırlı olduğundan, ulusal güvenlik stratejisi tehditleri önceliklerine göre sınıflandırır; bu sınıflandırma, tehditlerin tehlike derecesine, etkisine, aciliyetine ve güncelliğine bağlıdır. Bu bağlamda öncelik, mevcut zorluklar, riskler ve tehditlerle mücadele etmektir. Örneğin, devam eden İsrail işgali ve günlük İsrail saldırıları, ulusal çabaların derhal bir araya getirilerek karşı konulmasını gerektirir.

Bu doğrultuda, Lübnan ulusal güvenlik stratejisi, Lübnan’ın karşı karşıya olduğu iç ve dış tehditleri teşhis etmeyi ve bu tehditlerle başa çıkmak için bütüncül ve gerçekçi bir vizyon ortaya koyarak Lübnanlıları korumayı, onurlarını muhafaza etmeyi, Lübnan’ın tüm toprakları üzerindeki egemenliğini, birliğini ve iç istikrarını sağlamayı amaçlayan kapsamlı bir egemen referanstır.

Lübnan ulusal güvenlik stratejisi, coğrafi, tarihi, jeopolitik, güvenlik, ekonomik ve kültürel koşullardan ve özelliklerden hareket eder. Lübnan, sınırlı doğal kaynaklara sahip küçük bir ülkedir; vahşi bir varlıkla komşudur, kuruluşundan bu yana sömürgeci yapılar tarafından sızmaya maruz kalmıştır, mezhepsel olarak bölünmüştür, siyasi olarak kırılgandır, idari olarak başarısızdır ve küresel sermaye merkezleriyle bağlantılı mali ve ekonomik imtiyaz ağlarının hâkimiyetindedir.

Birinci bölüm: Egemenlik sabiteleri

● Ulusal değerler, ulusal güvenlik stratejisinin üzerine inşa edildiği temeli oluşturur ve esasen Ulusal Uzlaşı Belgesi, Lübnan Anayasası ve devletin egemenliğini, bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve özgür karar alma hakkını vurgulayan uluslararası anlaşmalardan kaynaklanır. Halk, yetkilerin kaynağı ve egemenliğin sahibidir; onurlu bir yaşam hakkı vardır ve vatanı savunma hakkı egemendir. Lübnanlıların, toprakları ve kaynakları saldırıya veya işgale maruz kaldığında meşru savunma hakları tartışılamaz.

Lübnanlılar arasında eşitlik, güvenlik hissini de kapsar; sınır bölgelerindeki vatandaşların güvenliği, Lübnan’ın diğer bölgelerindeki güvenlik kadar önemlidir. Ulusal güvenlik stratejisi, bu ulusal değerlerden türetilen ulusal çıkarları korumayı ve devletin ulusal güvenlik stratejisinden türeyen alt stratejilerine tüm ulusal güç unsurlarını dâhil etmeyi amaçlar.

● Güçlü, bağımsız ve adil bir devlet, sosyal sözleşmede vatanı ve halkı savunma görevi için şiddeti tekelleştirme yetkisine sahiptir; ancak bu yetki, devletin savunma yükümlülüğünü yerine getirmemesi durumunda halkın geri alabileceği koşullu bir yetkidir. İsrail işgali, geleneksel güç dengeleri ve Lübnan sisteminin yapısı gibi nesnel koşullar, Taif Anlaşması’ndan bu yana tüm hükümetlerin direnişin meşruiyetini tanımasına yol açmıştır. Taif Anlaşması, güneyin işgalden kurtarılması ve bunun kapsamlı bir şekilde ortadan kaldırılması için özel bir bölüm içerir; bu, devletin kendi güçleriyle kademeli olarak egemenliğini yayacağı bölümden ayrıdır.

24 Ekim 1989’da Cidde’de yayımlanan Üçlü Yüksek Komite Bildirisi, komitenin “Lübnan halkının güneyde İsrail işgaline karşı sergilediği kahramanca direnişi” övdüğünü ifade eder. Taif Anlaşması’ndan bu yana tüm hükümetler, işgalin varlığında direnişin meşruiyetini tanımış ve bu formül, 2000 yılında Lübnan’ın kurtarılmasında ve İsrail saldırganlığını caydırmada başarılı olmuştur. 2024’te caydırıcılık bozulduğunda bile direniş, İsrail’in kara işgaline karşı koymayı başarmıştır. Ayrıca, 18 Şubat 2025’teki olağanüstü toplantılarında üç lider, “Lübnan’ın düşman İsrail’in geri çekilmesi için her türlü yöntemi kullanma hakkını” yeniden teyit etmiştir.

● Ulusal egemenlik, yalnızca şiddetin tekelleştirilmesiyle (Weberci tanım, Max Weber’e atıfta bulunarak) değil, aynı zamanda dış müdahalelerin reddedilmesiyle (Westfalia tanımı) de sınırlı değildir. Dış müdahaleler nedeniyle egemenliğin eksikliği, devletin zayıflığının ve şiddeti tekelleştirme konusundaki yetersizliğinin temel nedenidir. Bu nedenle, dış “Westfalia” egemenliği olmaksızın iç “Weberci” egemenliğin dayatılması, devleti zayıflatır ve halkını tehlikeye atar; bu, devletin varlığının temel amacının kendisini sürdürmek değil, halkını korumak ve ona hizmet etmek olduğu düşünüldüğünde son derece tehlikeli bir sonuçtur.

● Ayrıca, bileşenlerinden bağımsız ve onlara üstün gelen tarafsız, bürokratik bir devlet fikri, Lübnan’a uymamaktadır; zira Lübnan, rekabet eden siyasi-mezhepsel aktörler arasındaki dengelerin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır ve direniş, bugün yapısının içinde kökleşmiştir. İçeriden direnişe karşı herhangi bir girişim, siyasi ve sosyal bir kırılma riski taşır; bu, idealize edilmiş bu vizyonları teorik olarak sorunlu ve pratikte istikrarı bozucu hale getirir.

● Mevcut koşullar altında, ulusal sorumlulukları üstlenmede hükümet ve hükümet dışı aktörlerin entegrasyonu, resmi birleşik bir strateji içinde askeri savunmayı gerçekleştirmek, Lübnan’ın güvenliğini, egemenliğini, halkının refahını, onurunu ve çıkarlarını korumak için en pratik ve etkili çerçeveyi temsil eder. Bu yaklaşım, devlet ve direniş arasında on yıllardır yerleşmiş olan başarılı düzenlemeyle uyumludur ve “melez egemenlik” olarak adlandırılan teorik kavramla örtüşür. Bu, uluslararası sistemin merkezinde olmayan ve sömürgeci yapılara, özellikle Lübnan bağlamında İsrail varlığına maruz kalan devletler için oldukça uygun bir seçenektir.

İkinci bölüm: Tehditler ve zorluklar

● İsrail tehdidi, Lübnan’ın karşı karşıya olduğu tehlikelerin başında gelir. İsrail varlığı, sömürgeci, yerleşimci, yayılmacı, ırkçı ve soykırımcı bir yapıdır. Bu nedenle, Lübnan’ın egemenliği, birliği, güvenliği, çıkarları, zenginlikleri, toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı, ekonomik istikrarı, kültürel kimliği ve halkının yaşamı için varoluşsal, stratejik, acil ve sürekli bir tehdittir. Bu anlamda, Lübnan için başka hiçbir tehdit bu düzeyde değildir ve ulusal güvenliğin tüm yönleri bu temelde şekillendirilmelidir; bu, devletin tüm kurumlarında karar alma süreçlerinin temel girdisi olmalıdır. Bu nedenle, bu tehditle mücadele için gerekli planların, kaynakların ve araçların belirlenmesi, ulusal güvenlik stratejisinin önceliklerinin başında gelmelidir.

● Sosyal eşitsizlik ve mezhepsel çatışma, en önde gelen iç tehditlerdir. Tek taraflı (mezhepsel ve dinsel) alt kimliklere sığınmak, ulusal kimliği zayıflatır, ulusal birliği parçalar, toplumsal dayanıklılığı aşındırır, devletin kavramını ve ona duyulan güveni sarsar ve dış güçlerin projelerine katılmayı ya da onlarla güç birliği yapmayı meşrulaştırır. Mali ve ekonomik tehdit, zenginliğin yoğunlaşmasında, rekor düzeydeki eşitsizlikte, rantların yaygınlığında, imtiyazların baskınlığında, küresel mali ve ekonomik sistemlere çarpık entegrasyonda ve Amerikan mali baskısında somutlaşır; tüm bunlar Lübnan’ı ekonomik ve mali egemenliğinden yoksun bırakır, kalkınmasını ve büyümesini engeller.

● İç ve dış aktörlerin siyasi nedenlerle Lübnan’ın istikrarını sarsmayı ve vatandaşlarına zarar vermeyi hedefleyen güvenlik faaliyetleri, sınır ötesi ek bir tehdit oluşturur. Bu tehdidin yoğunluğu, Lübnan’ı hedef alan dış ajandalar ve çevresinde yayılan kaos nedeniyle artmaktadır.

● Filistin ve Suriye mülteciliği: Hem Filistin hem de Suriye mülteciliği, Filistinlilerin ve Suriyelilerin kendi ülkelerine dönme haklarını ortadan kaldırmayı hedefleyen projeler ve bu toplulukların yaşadığı zor koşullar nedeniyle Lübnan için bir zorluk teşkil eder. Buna ek olarak, bu toplulukların Lübnan güvenliğini zayıflatmak için sürekli olarak güvenlik açısından istismar edilmesi girişimleri de bulunmaktadır.

Üçüncü bölüm: Tehditlerle mücadele, askeri yollar

● İsrail tehdidi ve diğer tüm tehditlerle mücadele görevi, öncelikle resmi askeri ve güvenlik kurumlarının sorumluluğundadır. Lübnan ordusu ile İsrail ordusu arasındaki muazzam silahlanma farkı nedeniyle, Lübnan ordusunun gerçek anlamda güçlendirilmesi ve İsrail tehdidini caydırmaya yetkin gelişmiş savunma kapasiteleriyle donatılması acil bir gerekliliktir. Bu güç asimetrisi, ordunun ulusal doktrininin, İsrail’in varoluşsal bir düşman olduğu vurgusuyla güçlendirilmesini ve ordunun bağımsızlığının, dış dayatmalara ve mezhepsel hesaplara tabi olmayan siyasi bir otoriteye bağlı kalmasını zorunlu kılar.

Bu rolün gerekleri arasında, silahlanma esnekliğinin sağlanması yer alır: (1) Silah kaynaklarına ilişkin seçenek yelpazesinin genişletilmesi ve (2) savunma teknolojisi ve siber güvenlik alanında, özellikle dost ülkeler, Lübnan özel sektörü ve Lübnan yetkinlikleriyle işbirliği içinde yatırım yapılması.

● Lübnan’ı koruyabilecek silahlı bir Lübnan ordusu inşa etme hedefi gerçekleştirilene kadar, silahlı halk direnişi, ulusal güvenliğin merkezi bir bileşeni ve Lübnan’ı savunan etkili savunma sisteminin temel direklerinden biridir. Direniş, 1948’den sonra çok sayıda ihlal ve işgale karşı durmuş; 1982 işgalinden sonra Beyrut, Sayda ve dağlık bölgelerden düşmanı püskürtmüş, 2000 Mayıs’ında kurtuluşu dayatmış ve o tarihten itibaren, 2024’teki İsrail kara işgaline karşı durmayı da içeren caydırıcılık dengesini oluşturmada ve Lübnan’ı koruma denklemlerini dayatmada önemli bir rol oynamıştır.

● Direnişin rolü, egemenlik gereklilikleri, caydırıcılık ihtiyaçları ve ulusal birlik zorunlulukları arasında denge kuran kapsamlı bir ulusal savunma stratejisi içinde tanımlanır. Bu strateji çerçevesinde, direniş ve askeri kurum, belirli bir askeri doktrin ve en yüksek etkinlik ve caydırıcılığı hedefleyen egemen standartlar doğrultusunda entegre bir şekilde çalışır. Bu ortak egemenlik, Lübnan’da on yıllardır hem fiilen hem de meşru bir şekilde gerçekleşmiş ve dış saldırganlığa karşı ulusal egemenliğin korunmasında önemli bir etkiye sahip olmuştur.

Dördüncü bölüm: Tehditlerle mücadele, askeri olmayan yollar

● İşgal altındaki Filistin’le sınır bölgelerine yönelik özel bir politika: (1) Lübnanlı vatandaşların bu bölgelerde güvenlik, ekonomik ve kalkınma gereksinimlerinin karşılanması yoluyla tutunmalarını sağlamak. Bu bölgelerdeki ekonomik ve kalkınma faaliyetleri özel resmi destek gerektirir; çünkü vatandaşlar, yatırımcılar ve özel sektör bu bölgelerde faaliyet göstermekten çekinebilir. Ayrıca, acil durumlar ve sınırlı tırmanışlarda sivilleri korumak için güçlendirilmiş altyapılara ihtiyaç vardır. (2) Bu bölgede özel bir savunma güvenlik modeli kurulması.

● Dış politikada: Lübnan’ın dış ilişkilerinin, İsrail tehdidinin merkeziyetine dayalı bir eksende kurulması; dış politikanın ulusal güvenlik stratejisine bağlı ve hizmetinde olması. Bu temelde, savunma gereksinimleri, güç inşa edilmesi ve düşman varlığa karşı stratejik derinlik oluşturulması, Lübnan’ın dış ilişkilerinin ve politikalarının temel girdisi haline gelir. Burada, Arap Birliği’nin kuruluş anlaşması ve Ortak Arap Savunma Antlaşması’na uygun olarak, özellikle Lübnan’ın Arap ulusal güvenliği için oynadığı tarihi rollerden sonra, İsrail saldırganlığını caydırmada katkıda bulunma görevi vurgulanır.

Bu doğrultuda, Lübnan devleti, bölgesel güvenliğe yönelik bir vizyon geliştirme ve İsrail tehdidine kısmen veya tamamen aynı vizyonu paylaşan bölge ülkeleriyle ortak stratejiler oluşturma görevindedir. Dış politikanın bu bağlamda katkıda bulunabileceği noktalar şunlardır: (1) İsrail tehdidiyle mücadelede ortak çıkarlar ve vizyonlar paylaşan devletler ve resmi/halk aktörleriyle ittifaklar ve ortaklıklar kurmak, (2) düşman varlığın politikalarını etkileyen aktörlerle bağlar kurmak, (3) nitelikli silah kaynakları sağlamak, (4) güvenlik ve askeri kullanım için üretim ve teknoloji uzmanlıklarını çekmek, (5) savunma ittifakları oluşturmak, (6) uluslararası ve bölgesel kurumlarda etki oluşturmak, (7) Lübnan diasporasının otantik rolüyle Lübnan pozisyonunu savunmak için küresel elitler ve kamuoyuyla iletişim kurmak, (8) büyük güçlerle mümkün olduğunca dengeli ilişkiler kurmak, (9) stratejik doğu derinliğiyle siyasi ve askeri ilişkileri pekiştirmek, (10) İsrail tehdidiyle mücadeleyle tamamen ilgisiz bölgesel çatışmalarda taraf olmaktan kaçınmak.

● Siyasi sistem reformunda: Taif Anlaşması’nda belirtilen vatandaşlık, eşitlik, adalet ve bağımsızlık ilkelerine dayalı, mezhepsel kısıtlamalardan bağımsız bir seçim sistemiyle ortaya çıkan, halkın hesap verebilirliğini güçlendiren, dışlayıcı olmayan, çoğulcu ve diğer kimliklerle olumlu etkileşim kurabilen bir ulusal kimlik oluşturan mezhepsiz bir devlet sistemi ihtiyacı. Bu şekilde, ulusal kimlik sağlamlaşabilir, kimliksel kutuplaşma kontrol altına alınabilir ve Siyonist projeye zıt, çoğulcu, doğu çevresiyle kardeşçe, köklü bir şekilde Arap ve tüm ırkçılık, ulusal üstünlük yanılsamaları ve terörü reddeden bir Lübnan kimliği sunulabilir. Bu ulusal kimlik formülasyonu, sosyal ve eğitsel süreçlerin yeniden inşasını, programların, projelerin, terminolojinin ve literatürün uyarlanmasını ve revize edilmesini gerektirir.

Böyle bir sistem, iç rekabetleri ve çatışmaları savunma alanından uzak tutabilir ve düşmanla mücadele için ulusal stratejiler, politikalar ve programlar oluşturabilir. Bunun gerçekleşmesi için bu siyasi sistem, düşmanın varoluşsal, stratejik, acil ve sürekli bir tehdit olduğu konusunda ulusal bir mutabakattan hareket etmeli; düşmanla mücadele, ona karşı durma ve normalleşmeyi mutlak bir şekilde reddetme, yerel güç dengesi hesaplarından bağımsız olarak sistemin siyasi kimliğinin özüne yerleşmelidir. Bu siyasi sistem vizyonu üzerinde anlaşma, bir tarafın düşmanla çatışmayı yerel bir rakibi alt etmek için kullanacağı korkularını düzenler. Bu korkuların nötralize edilmesiyle, yerel siyasi sürecin alanı genişler ve sistemin daha geniş ulusal çıkarları temsil etme olasılığı artar. Filistin ve Suriye mülteciliğiyle ilgili zorlukların ele alınması bu bağlamda yer alır ve mülteci ve sığınmacı topluluklara medeni ve insani haklar verilmesi, kendi ülkelerine dönme haklarını güvence altına almak için yoğun çaba gösterilmesi gerekir.

● Medya politikasında: İsrail tehdidinin merkeziyetine uygun bir medya söylemi oluşturmak ve bunu yasal olarak çerçevelemek. Medya aracılığıyla düşman, vatandaşlara tehlikeleri, saldırgan hedefleri ve politikalarıyla belirli bir şekilde sunulur; devletin düşmana yönelik tutumları ve politikaları etkinleştirilir ve vatandaşlar seferber edilir. Medya aracılığıyla düşmanın medya ve bilgi kampanyalarına yanıt verilir ve onaylanmış ulusal çıkarları desteklemek için uluslararası kamuoyuyla iletişim kurulur.

Bütün bunlar, sorumlu bir medya ve düşmana yönelik medya söylemini barış, acil durum ve savaş zamanlarında düzenleyen yasal mevzuat gerektirir; düşmanı tanıtan veya onun psikolojik ve bilgi savaşına katkıda bulunanları sorumlu tutmak için resmi kurumlara denetim ve yönlendirme yetkileri verilirken, medya özgürlükleri, ifade özgürlüğü ve görüş özgürlüğü gibi haklara zarar verilmez.

● Ekonomik politikada: Dayanıklı ve üretken bir ekonomi inşa etmek. Bu, ulusal gelir kaynaklarını çeşitlendirmeyi, ekonomik bağımsızlığı sağlamayı ve yeni ortaklarla yeni pazarlar açarak dışa bağımlılığı azaltmayı gerektirir. Bu aynı zamanda, en azından sınırlı gerilim, tırmanış ve savaş durumlarında esneklik gösterebilen bir ekonomi anlamına gelir. Bu ekonomi, üretken sektörlerin adil ve etkili bir şekilde geliştirilmesine, askeri harcamaları iyileştirecek ve savunma altyapıları kuracak büyüme kapasitesine dayanmalıdır.

Ayrıca, özellikle teknoloji ve yapay zeka gibi askeri yönlerle entegre edilebilecek sektörlerin güçlendirilmesine, düşman varlığın müttefiki uluslararası taraflardan gelen baskılar karşısında esnekliğe, İsrail tehdidinin doğasını paylaştığımız ülkelerle çıkarların ağ oluşturmasına ve eğitim ve sağlık alanlarında sosyal adaleti sağlayarak iç istikrarı güçlendirmeye, mezhepler ve bölgeler ötesinde Lübnanlıları çıkar ağlarına entegre etmeye dayanmalıdır. Burada, ulusal yatırımda ve uzmanlık ile yetkinlik transferinde Lübnan diasporasından yararlanma için ulusal bir strateji oluşturulması gereklidir.

● Mali politikada: Mali, bankacılık ve para istikrarını sağlamak. Lübnan’ın para ve mali politikaları, bazı istisnalar dışında, orta ve işçi sınıfları pahasına zengin ve tekelci bir sınıfın çıkarlarını gözeten kemer sıkma politikalarıdır. On yıllardır bu politikalar, kamu borcu, döviz kuru, vergi sistemi ve bankacılık yapısı politikaları dahil, zenginliğin daha fazla yoğunlaşmasına, işsizliğe, yoksullaşmaya ve kamu bütçesinde açık bir dengesizliğe yol açmıştır. Bu politikaların sonuçları, abluka ve mali baskılar altında 2019’daki mali çöküşle felakete dönüştü. Bankacılık sisteminin çöküşü yalnızca yerel ekonomiyi yok etmekle kalmadı, aynı zamanda düşmanın istismar ettiği jeopolitik zayıflıklar yarattı.

Bu nedenle, mevduat sahiplerinin paralarının geri alınmasıyla başlayan, kamu fonlarının israfından ve özel fonların çalınmasından sorumlu bankacılar ve politikacıların hesap vermesini sağlayan, bankaların tasfiye ve birleşme yoluyla yeniden yapılandırılması, daha adil bir vergi sistemi, kalkınma odaklı bir kredi politikası ve ihracatı teşvik eden bir para politikasıyla tamamlanan kapsamlı bir mali reform yapılmalıdır. Bu alan, dış mali baskılar karşısında esneklik sağlamak için çeşitli ortaklıklar ve mali araçlar benimsenmesini içermelidir.

İmzacılar:

Emel Halil, Arec Ebu Harb, Ahmed eş-Şehhal, Enver Yasin, Emel Saad, Emced Selame, Eyyub Nasif el-Huseyni, İbrahim el-Halebi, İbrahim Hanna ez-Zehr, Alan Aladdin, Bessam el-Haddad, Bessam el-Haşim, Bedir el-Hac, Beşir Ebu Zeyd, Beşir Saade, Piyer Ebi Saab, Beysan Tayy, Tevfik Şuman, Cafer Fadlullah, Cad Melki, Cemal Vakim, Cud Kadiri, Habib Fiyad, Hüsam Matar, Hasan ed-Derr, Hasan İllaik, Hasan Muhammed el-Huseyni, Hasan Muhammed Kibsi, Hristo el-Merr, Dayan Derviş, Davud Nufel, Rafi Madayan, Raniya el-Mısri, Rami Zerik, Rebi ed-Debs, Rebi Bereket, Rifat Bedevi, Rıdvan Murtaza, Randali Cabbur, Roni Alfa, Züheyr Berru, Züheyr Fiyad, Ziyad el-Hafız, Zeyneb es-Saffar, Sasin Kozli, Susen Safa, Şarl Ebi Nadir, Talal Taha, Tannus Şelhub, Adil Kıdih, İbade Kesr, Abdu Saad, Abdullah Muhyiddin, Abdulmelik Sekriyye, Arab Lutfi, İzze el-Hac Süleyman, Ali Nassar, Ali Haşim, Ali Vehbi, Ömer Neşşabe, İsa Nahhas, Galib Sarhan, Gassan Cevad, Fadiya Bezzi, Faten el-Merr, Fida Ebi Haydar, Fida Abdülfettah, Ferac el-Aver, Ferah Ebi Merşed, Firas Halife, Faris Ebi Saab, Kasım Gırib, Kasım Kasir, Kabi el-Huri, Leyla Habbullah, Leyla Ganem, Lina et-Tabbal, Lor Ebi Halil, Malik Ebi Saab, Malik Ebu Hamdan, Maya Mezcub, Muhammed Kasım, Mecduhlin Derviş, Muna Zahir, Muna Sekriyye, Muna Farah, Maha Zerrakıt, Nebil el-Cemel, Necib İsa, Neda Saab, Nikula Ebu Murad, Nevhund Kadiri, Nur Kadiri, Naimet Bedruddin, Hadi İd, Hale Ebu Hamdan, Hale Cabir, Hala Avvade, Hişam Safiyyuddin, Hüda Rizk, Yahya el-Lahib, Yusuf Cabir, Muhammed Gırib, Tarık Beşaşe.

Çeviri: YDH