Suriye’deki İsrail-ABD eksen kayması Türkiye’yi endişelendiriyor

31 Ağustos 2025

"Washington, dizginleri elinde tutmaya çalışıyor. Nihayetinde bu çatışmada hakem rolü üstlenerek Türkiye-Atlantik nüfuzunun Suriye’nin kuzeyi ve kuzeybatısındaki etki alanını belirleyecek. "

YDH - Türkiye ile Suriye arasında imzalanan askeri işbirliği anlaşması, İsrail’in Suriye’deki hava saldırıları ve bölgedeki etkinliğini artırma çabaları nedeniyle uygulanmakta zorluk yaşıyor. Ankara, hem sınır güvenliği hem de Kürt meselesi üzerinden çıkarlarını korumaya çalışırken, İsrail’in Suriye’yi mezhep ve etnik kimlikler üzerinden parçalama girişiminden endişe duyuyor. El-Meyadin kanalının yorumcularından Hüda Rizk'in değerlendirmesine göre ABD, görünürde birleşik bir Suriye’yi desteklese de İsrail’in öncelikleriyle uyumlu bir siyaset izlemeye başlamış durumda.

İsrail uçakları, Türkiye’nin Suriye’nin merkezinde konumlanma girişimini boşa çıkardı. Uçaklar Suriye hava sahasında uçmaya devam ediyor, bombardıman yoluyla uyarı mesajları gönderiyor ve Şam’ın aleyhine olabilecek ve tehdit olarak kabul edilebilecek her türlü davranışını gözlemliyor.

Türkiye Savunma Bakanlığına göre Şam, Beşşar Esed hükümetinin düşmesinden bu yana karşılaştığı güvenlik sorunları nedeniyle eğitim ve askeri işbirliği alanlarında danışmanlık ve teçhizat alımı da dahil olmak üzere yardım talebinde bulunmuştu.

Bunun üzerine Türkiye ve Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) rejiminin savunma bakanları, “Eğitim ve Danışmanlık için Ortak Mutabakat Zaptı” imzaladı.

Anlaşma, Suriye’nin silahlı kuvvetlerini yeniden yapılandırmasını, tecrübe aktarımını ve hem iç hem de dış tehditlerle başa çıkabilecek modern bir ordu kurmak için gerekli teçhizatı temin etmesini sağlamayı amaçlıyor.

HTŞ, ülkenin güneyindeki Süveyda’da Bedeviler ve Dürziler arasında yaşanan mezhepçi şiddet sırasında İsrail tarafından hedef alınmasının ve şiddet olaylarına uygun şekilde müdahale edememesinin ardından Türkiye’den resmen askeri yardım istemişti.

Ankara ve HTŞ, Türk askerlerinin en az üç ana Suriye üssüne konuşlandırılmasını da içerebilecek daha kapsamlı bir savunma anlaşması üzerinde görüşmeler yürütüyor.

Suriye hava sahası ihlallere maruz kalıyor ancak Türkiye ile İsrail arasında Suriye toprakları üzerindeki nüfuz mücadelesi, bu ihlallere karşı konulmasını engelliyor.

Ayrıca İsrail’in projeleri, Türkiye’nin askeri ve güvenlik varlığının Şam semalarındaki serbest dolaşımını kaybettirmemesine özen gösteriyor ve bu durum, anlaşmaların tam olarak uygulanmasının önünde engel teşkil ediyor.

Türkiye’nin İsrail ile ilişkileri karmaşık ve gergin bir yapıya sahip. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’in Gazze ve Suriye’deki politikalarına karşı sert açıklamalar yapsa da ekonomik ilişkiler devam ediyor.

Ankara, İsrail’in Suriye’deki dini ve etnik azınlıkları destekleyerek ülkeyi bölme arzusunun artmasından tehlike seziyor.

Benzer mezhepsel ve etnik çeşitliliğe sahip olan Türkiye, geçiş hükümetinin otoritesini kurmasının ardından Suriye’nin birliğine güvenmişken, bu bölünmenin kendi ülkesine sıçramasından endişe ediyor.

Süveyda vilayetindeki olaylar ve İsrail’in tepkisi, Ankara’yı Tel Aviv ile olan çatışma hatlarının gerçekçi bir resmini çizmeye itti. Washington, Dürzilerin Süveyda’daki özerklik taleplerini desteklemese de İsrail, Süveyda’daki adımları konusunda Amerikan siyasetini ikna etmeyi başarmıştı.

İsrail, anlaşmayı hızlandırması, Suriye sınırında silahsızlandırılmış bölgeler kurması ve işgal altındaki Golan Tepeleri’nin dışında yüzlerce kilometrekarelik araziyi işgal etmesi için Ebu Muhammed el-Colani'ye yönelik baskılarını artırdı. İsrail, fiilen Suriye toprakları içinde dört bölge oluşturdu.

İsrail, Suriye’nin askeri altyapısından geriye kalanları dağıtmak için Suriye içindeki askeri saldırılarını belirgin şekilde yoğunlaştırdı.

Ayrıca otorite boşluğundan yararlanarak Golan Tepeleri’ndeki silahsızlandırılmış tampon bölgedeki işgalini genişletti ve böylece 1974 tarihli Ayrılma Anlaşması’nı ihlal etti.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Namık Tan, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a yönelik sert eleştirilerde bulunuyor. Fidan, Colani liderliğindeki yeni düzene rağmen Suriye’de işlerin yeniden zorlaştığını ve durumun Beşşar Esed döneminden daha çetin olduğunu söylüyor.

Türkiye, İsrail ile bir çatışmanın tehlikesinin farkında ve kontrolündeki bölgeleri koruma kabiliyetini sürdürmeye çalışıyor. Ankara’nın temel öncelikleri, sınır güvenliği ve Suriyeli Kürtlerin durumunun ele alınması etrafında şekilleniyor.

Türkiye, başarılı bir barış çözümünün Kürt meselesini ve Suriyeli mültecilerin ülkelerine geri dönüşünü ele alması gerektiğini vurguladı.

Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde asker bulunduruyor ve tehdit olarak gördüğü Kürt gruplara karşı sınırlarını güvence altına almak için askeri harekâtlar düzenledi.

HTŞ ile ilişki kurarak kendi çıkarlarını gerçekleştirmeyi, bölgesel nüfuzunu genişletmeyi ve özellikle askeri varlığı ve belirli bölgeler üzerindeki kontrolüyle ilgili jeopolitik konumunu güçlendirmeyi hedefliyor.

Bu hedefler, Doğu Akdeniz’deki iddialarını genişletmek amacıyla yeni Şam hükümetiyle bir denizcilik anlaşması yapılması yönündeki çabaları da içeriyor.

Sorun alanları daha belirgin hale geldi ve net bir dönem başladı. Türkiye burada büyük bir sorumluluk taşıyor ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara’nın Suriye politikasında yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu düşünüyor.

ABD’nin tutumu ne?

Amerika Birleşik Devletleri, istikrarı ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak için SDG’nin yeni Suriye hükümetine entegrasyonuna öncelik veriyordu. Washington, Kürtlerin veya Dürzilerin özerkliğini açıkça destekleyerek Türkiye ile olan ittifakını riske atmak istemiyor.

Bu durum, Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) yeni Suriye ordusuna entegre olmaya itti ve bu konuda 10 Mart 2025’te SDG ile yeni hükümet arasında bir anlaşma imzalandı.

ABD’nin resmi tutumu, özerk bölgelere sahip parçalanmış bir devlet yerine birleşik ve istikrarlı bir Suriye’yi desteklemek.

Esed döneminde Türkiye’nin Suriye’deki meselelerinden önemli bir unsur, ABD’nin desteğiyle büyüyen PKK’nın Suriye kolları, Irak’ta olduğu gibi, Türkiye sınırında SDG veya özerk yönetim adı altında bağımsızlık kazanmasıydı.

Şimdi buna İsrail’in yayılmacı saldırganlığı ve sadece Kürtleri değil, Dürzileri ve Alevileri de Suriye’yi parçalamak için kışkırtması ve askeri destek vaadi eklendi.

Bu durumdan cesaret alan SDG, entegrasyon anlaşmasına uymayacağını açıkça beyan ederek özerklik talebine yöneldi. ABD’nin politikası da bölgede İsrail’in öncelikleriyle uyumlu hale gelerek bu süreçte söylemini değiştirmeye başladı.

ABD Başkanı’nın Suriye Özel Temsilcisi ve aynı zamanda Ankara Büyükelçisi olan Tom Barrack’ın “federalizm olmasa da kültürel çeşitlilik” şeklindeki muğlak açıklaması, bu yeni değişimi gözler önüne seriyor.

SDG lideri Mazlum Abdi, Colani ve diğer yetkililerle görüşmek üzere Amerikan helikopterleriyle Şam’a götürülüyor.

Ayrıca Amerikan kuvvetleri, bölgedeki ABD askeri varlığını güçlendirmek amacıyla Batı Irak’taki Ayn el-Esed üssünden geçiş yapıyor.

Türkiye, PKK’nın HDP'yen, serbest bırakılmasının ardından Abdullah Öcalan’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan ve “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi” olarak adlandırılan komisyona dahil edilmesini talep etmesi sonrası, “terörsüz Türkiye” projesinin sekteye uğramasından korkuyor.

Dışişleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı Güler, PKK’daki tüm birimlerin silahlarını teslim etmemesine itiraz etmişti. Görünüşe göre Türkiye, projesinden geri adım atmanın eşiğinde.

Washington, dizginleri elinde tutmaya çalışıyor. Nihayetinde bu çatışmada hakem rolü üstlenerek Türkiye-Atlantik nüfuzunun Suriye’nin kuzeyi ve kuzeybatısındaki etki alanını belirleyecek.

İsrail’in talebi doğrultusunda tamamen silahsızlandırılacak olan Güney Suriye’deki nüfuzunu da koruyacak.

Washington, Colani'den, BM Genel Kurulu’na hitabının ardından 25 Eylül’de Genel Kurul çalışmaları çerçevesinde imzalanması için hazırlık yaptığı Suriye-İsrail güvenlik anlaşmasını imzalamasını talep ediyor.

Böylece Amerika, büyük ölçüde başarı elde etmiş olacak. Colani ise Suriye devlet başkanı olarak otoritesinin yasal meşruiyetini ve uluslararası tanınırlığını kazanmaya çalışıyor.

Suudi Arabistan’ın görüşü ne?

Suudi Arabistan, Esed sonrası Suriye’nin şekillendirilmesinde rekabet ediyor. Beşşar Esed’in devrilmesini Suudi Arabistan Krallığı için stratejik bir zafer, bölgesel nüfuzunu yeniden kazanma ve İran’ı kontrol altına alma fırsatı olarak görüyor.

Riyad, hareketin başlangıcında Suriye muhalefetini desteklemişti ve yeni geçiş hükümetinin İran karşıtı tutumunu kendisi için olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyor.

Suudi Arabistan, Suriye konusunda yürüttüğü diplomatik görüşmelerden İran ve Rusya’yı dışladı.

Krallık, İran’ı ana tehdit olarak görüyor, artan Türk nüfuzundan endişe duyuyor ve diplomatik ve mali gücünü kullanarak Ankara’nın etkisini dengelemeyi amaçlıyor. Bölgesel istikrarı desteklemek için ekonomik kalkınmayı kullanıyor ancak Suriye’nin parçalanmasından endişeli.

Yeni rejimin istikrarını sağlamak için yeniden imar konusunda önemli yardımlar taahhüt etti. Riyad, kendisini kilit bir bölgesel aktör olarak yeniden konumlandırmayı ve İran’ın nüfuzunu genişlettiği 2003 sonrası Irak deneyimine benzer pasif bir rolden kaçınmayı hedefliyor.

Yeni geçiş hükümetinin İran karşıtı tutumunu olumlu bir gelişme olarak görüyor.

Suudi Arabistan, İsrail ile Suriye arasında bir anlaşmayı teşvik etmeye çalışıyor. Türkiye’nin, İsrail-Suriye anlaşmasına giden yolda ABD ve Suudi Arabistan ile aynı safta olmadığı açık.

Fakat Washington ve Riyad’ı, İsrail ile işbirliğini de içeren bir bölgesel düzen kurmaya teşvik etti. ABD ve müttefikleri ise İsrail, Türkiye ve Körfez ülkelerini içeren bir bölgesel düzen kurmaya çalışıyor, fakat bu ittifaklar, çıkar çatışmaları nedeniyle tutarlı bir koordinasyondan yoksun.

Çeviri: YDH