
YDH- Şark'ul Avsat gazetesi, Amerika'daki Cumhuriyetçi Parti içinde İsrail’e verilen desteğin ideolojik ve kuşak çatışmasına yol açarak partiyi böldüğünü, genç liderlerin bu dengeyi sürdürmekte zorlandığını vurguluyor. Trump’ın İsrail politikasını MAGA tabanının içindeki bölünmenin merkezine koyduğunu ve bu konuda net bir duruş sergilemediğini öne sürüyor. Bu bölünmenin 2028 seçimlerine kadar süreceği ve Amerikan muhafazakarlığında köklü bir dönüşümün yaşandığı sonucuna varıyor.
Amerikan Cumhuriyetçi tabanı, Donald Trump’ın yükselişiyle birlikte ideolojik anlamda keskin bir çözülme sürecine girdi. İsrail, uzun yıllardır muhafazakar sağın neredeyse evrensel “sadık müttefiki” konumundayken, şimdi MAGA (Amerika’yı Yeniden Harika Yap) hareketinin odağında çatışma yaratan bir konuya dönüştü. Bu bölünme, sadece medya ve sosyal medyada tartışılmakla kalmayıp, liderlerin tutumlarına ve parti içindeki güç dengelerine doğrudan yansıyor.
Başkan Yardımcısı J.D. Vance gibi isimlerin çetin bir denge kurmaya çalıştığı bu tablo, eski Başkan Yardımcısı Mike Pence’in desteklediği kesimlerin güç kazanmasıyla birlikte Cumhuriyetçi Parti içinde sert bir gerilime yol açıyor. Köklü araştırma merkezi Heritage Foundation’da yaşanan liderlik değişiklikleri ve ayrışmalar, partinin entelektüel kanadındaki krizlerin somut göstergesi olarak öne çıkıyor.
Geleneksel olarak Cumhuriyetçi dış politikasının temel taşlarından biri olan İsrail’e güçlü destek; dini bağlar, stratejik ittifaklar ve Evanjeliklerin etkisiyle şekilleniyordu. Ancak Gazze savaşının ardından, özellikle genç muhafazakarlar arasında kamuoyunda köklü bir değişim yaşandı.
MAGA hareketi içinde İsrail’e verilen desteğin büyüklüğü ve koşulları tartışma konusu olmanın ötesinde, milliyetçi bir çekişmenin odağı haline geldi. İsrail eleştirmenleri, hareketin “Önce Amerika” sloganını “Önce İsrail” söylemiyle karşı karşıya getiriyor.
Bu değişim, eskiden marjinal kalan seslerin de güçlenmesini beraberinde getirdi. Irkçı ve Yahudi karşıtı söylemleriyle tartışma yaratan Nick Fuentes gibi isimlerin yanı sıra, aşırı söylemleri benimsemeyen ancak ABD’nin Tel Aviv’e verdiği desteği yeniden sorgulayan Tucker Carlson ve Temsilci Marjorie Taylor Greene gibi kamuoyu üzerinde etkili figürler de öne çıktı.
Çatışmanın merkezinde ise, 41 yaşındaki Başkan Yardımcısı J.D. Vance bulunuyor. Genç muhafazakarların önde gelen temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Vance, geçen yaz Arizona’da düzenlenen bir muhafazakar konferansta İsrail konusuna kasıtlı olarak değinmedi. Bu sessizlik, bir gözden kaçma değil; stratejik bir tercih olarak yorumlandı.
Vance’in müttefikleri, onun iki karşıt eğilimi uzlaştırmaya çalıştığını vurguluyor: İsrail’i stratejik müttefik olarak korumak ve genç Cumhuriyetçiler arasında yaygınlaşan yabancı askeri yardımı sorgulayan görüşleri kaybetmemek.
Vance, İsrail politikalarına yönelik eleştirilerle antisemitizmi birbirinden net biçimde ayırırken, evinde düzenlediği Hanuka kutlamasıyla da Amerikan Yahudi toplumuna güvence verdi. Ancak bu orta yol, onu her iki tarafın da eleştirisine maruz bırakıyor.
İsrail yanlıları onu tereddütlü ve antisemitik sesleri açıkça kınamaktan kaçınmakla suçlarken, sertlik yanlıları ve Fuentes destekçileri ise İsrail eleştirisinde yetersiz buluyor. Yakın çevresinden biri, Vance’in “ince bir ipte yürüdüğünü” ve bu durumu “yüzde yüz riskli” olarak tanımlıyor.
Yaşananlar sadece dış politika odaklı bir anlaşmazlık değil, aynı zamanda Trump hareketi içindeki kuşaklar arası bir mücadeleyi de simgeliyor. Genç muhafazakarlar İsrail’e genel desteği korurken, parti içindeki lobi gruplarına veya “ideolojik testlere” karşı çıkıyor. Bu kesim, Vance’i dijital kültürü anlayan ve kendi kuşaklarının hassasiyetlerine duyarlı bir lider olarak görüyor.
Öte yandan, parti deneyimli isimleri bu belirsizliğin uzun sürmeyeceği konusunda uyarıyor.
Eski Beyaz Saray sözcüsü Ari Fleischer, 2028 başkanlık yarışında Vance ve diğer genç liderlerin net bir pozisyon almak zorunda kalacağını söylüyor: “Bu durum sürdürülebilir değil, herkes gerçek duruşunu gösterecek.”
Muhafazakâr düşünce kuruluşları da aynı çatışmadan payını alıyor. Washington’un siyasi sağının entelektüel merkezi sayılan Heritage Foundation, lider kadrosundaki ayrışma ve çekişmelerle zor günler geçiriyor.
15 üst düzey isim, eski Başkan Yardımcısı Mike Pence’in desteklediği American Freedom Foundation’a katılarak kurumdaki ayrışmayı derinleştirdi. Bu yalnızca bir yönetim değişikliği değil, muhafazakâr kimlik üzerine yaşanan köklü bir mücadeleyi gösteriyor.
Trump sonrası popülaritesi düşen Pence, kendisini “geleneksel ilkelerin koruyucusu” olarak konumlandırıyor. Ukrayna’yı destekliyor, ekonomik popülizme karşı duruyor ve antisemitizme karşı sıfır tolerans mesajı veriyor.
Heritage Foundation’ın “büyük devlet popülizmine” kaydığı, özellikle liderliğin Nick Fuentes tartışmalarında Tucker Carlson’ı savunması nedeniyle aşırılıkçı seslere hoşgörülü davrandığı eleştirileriyle karşı karşıya.
Liderlerin istifaları ve bağışçıların desteğini çekmesi, kurumun içinde bulunduğu krizin ciddiyetini ortaya koyuyor. Bir ayrılan, vakfın liderlerinin Carlson’ı savunduğu bir video nedeniyle akademisyenler ve yargıçların kurumla bağlarını kopardığını “dönüm noktası” olarak nitelendiriyor.
Cumhuriyetçi Parti’de yaşanan bu gerilimler, kişisel çatışmalardan ziyade ilkelere dayalı bir ön seçim sürecinin habercisi olarak görülüyor. 2028 başkanlık seçimleri yaklaşırken, Trump sonrası iki farklı vizyon mücadele ediyor: Popülist “MAGA” hareketi “Önce Amerika” anlayışını yeniden yorumlarken, geleneksel muhafazakarlar dış politika ve ekonomide yerleşik ilkeleri koruma amacında.
Bu iki kampın kesişim noktasında, jeopolitik gerçekçilik ile yeni tabanın hassasiyetlerini uzlaştırmaya çalışan genç lider J.D. Vance bulunuyor. Ancak Washington’un gündemindeki asıl soru şu: Bu kırılgan denge, net bir taraf belirlenmeden ne kadar sürdürülebilir?
Çeviri: YDH