Batı Şeria yeni bir Nakba'ya doğru sürükleniyor

11 Ocak 2026

İsrail’in Batı Şeria’da mülteci kamplarını hedef alan operasyonlarının, zorla yerinden etme ve yerleşim genişletmeleriyle Filistinlileri yeni bir Nakba’ya sürüklediği belirtildi.

YDH- Middle East Eye (MEE), İsrail’in Filistin halkına yönelik soykırımının hiçbir zaman yalnızca Gazze ile sınırlı kalmadığını bildirdi. Bunun en açık biçimde, İsrail tarafından yerle bir edilen ve boşaltılan Cenin, Nur Şems ve Tulkerim’deki mülteci kamplarında görüldüğü aktarıldı. Bombalanmış, harabeye dönmüş ve hayalet kentleri andıran bu kampların, Filistinlilere işgale ve soykırıma direnişin “sonuçlarını” göstermek amacıyla yok edildiği ifade edildi.

Haberde, Filistin’de on yıllardır süren yerleşimci-sömürgeci projenin, silme ve yok etme sürecini birden fazla düzlemde yürüttüğü kaydedildi. Dünyanın, çarpıtılmış bir mercekten de olsa Gazze’deki felakete odaklandığı; bu sırada İsrail’in Batı Şeria’da Filistinlilerin tasfiyesine yönelik planlarını hız kesmeden sürdürdüğü belirtildi.

Yerleşimlerin genişletilmesinin, Filistinlilere yönelik baskının temel araçlarından biri olduğu ifade edildi. İsrail güçlerinin koruması altındaki yerleşimcilerin, Filistinli çiftçilere saldırılar düzenlediği belirtildi. Hayvanların rutin biçimde gasp edildiği, köy okulları ve evlerin yıkıldığı aktarıldı. Doğu Kudüs’te Şeyh Cerrah ve Silvan mahallelerinde ise Filistinlilerin zorla yerinden edildiği kaydedildi. Tüm bu uygulamaların, Filistin halkını ve kadim yurtlarıyla olan bağlarını “kısmen ya da tamamen yok etmeye yönelik sistematik girişimler” olduğu ifade edildi.

Middle East Eye, Kuzey Batı Şeria’ya yaptığı son ziyarette mülteci kamplarındaki fiziksel yıkıma tanık olduğunu ve buradaki Filistinlilerin yaşamlarının Gazze’deki mültecilerin maruz kaldığı yıkımla neredeyse birebir örtüştüğünü aktardı. Bunun, “bu soykırımın tarihsel Filistin’in tamamındaki Filistinlileri hedef aldığına dair çarpıcı bir hatırlatma” olduğu belirtildi.

“Demir Duvar” operasyonu ve zorla yerinden etme

Habere göre İsrail, 21 Ocak–9 Şubat 2025 tarihleri arasında “Demir Duvar Operasyonu” adı altında Kuzey Batı Şeria’daki üç mülteci kampında “terör unsurları”nı hedef aldığını ileri sürdü.

Nur Şems Halk Komitesi Başkanı Nihad Şaviş, Middle East Eye’e yaptığı açıklamada, “Gazze’de olduğu gibi, kampın terör merkezi olduğunu iddia etmeye çalışıyorlar. Oysa gerçekte direniş, özgürlük arayan birkaç kişiden ibaret.” dedi.

İsrail’in, Gazze’de olduğu gibi Batı Şeria’da da tüm Filistinlileri “terörist” ve “ortadan kaldırılması gereken hedefler” olarak gördüğü ifade edildi.

19 gün süren operasyon boyunca, Cenin, Tulkerim ve Nur Şems kamplarından yaklaşık 40 bin mültecinin; zırhlı araçlar, insansız hava araçları ve buldozerler kullanan ağır silahlı İsrail özel birlikleri tarafından evlerinden zorla çıkarıldığı bildirildi.

Birleşmiş Milletler’e bağlı Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA), İsrail saldırısını “1967’den bu yana yaşanan en uzun ve en kapsamlı yerinden edilme krizi” olarak tanımladı. Ajansın verilerine göre Cenin kampının yüzde 43’ünün, Nur Şems’in yüzde 35’inin ve Tulkerim’in yüzde 14’ünün yıkıldığı ya da ağır hasar gördüğü aktarıldı.

Nur Şems kampında, ana yol ile kampın üst kesimleri arasında uzanan dar sokakların, tankların geçebileceği 12 metrelik yollar açmak için bombalandığı ya da buldozerlerle yıkıldığı belirtildi. Kamptaki tüm sakinlerin zorla çıkarıldığı ifade edildi. Bu kamplara yapılan yolculuğun dahi, “İsrail apartheidinin acımasız gerçekliğini her adımda gözler önüne serdiği” aktarıldı.

Batı Şeria’da apartheid ve yerleşim genişlemesi

Haberde, Batı Şeria’da seyahatin Filistinliler için günlük bir “dayanıklılık sınavı” olduğu belirtildi. Yasadışı İsrail yerleşimlerinin işgal altındaki Kudüs ve Tel Aviv’e kesintisiz otoyollarla bağlandığı; Filistinlilerin ise bozuk, dolambaçlı yollara, tünellere ve sayısız kontrol noktasına mahkûm edildiği aktarıldı. Yerleşimci yollarında 20 dakika sürecek bir yolculuğun, Filistinliler için üç saat ya da daha fazla sürdüğü kaydedildi.

Ramallah’tan Tulkerim’e giderken, otoyol boyunca her 10 metrede bir dikilen dev İsrail bayraklarının görüldüğü ifade edildi. Bunun, dışarıdan bakıldığında “güvensizlik göstergesi” gibi algılanabileceği; Filistinliler için ise “bir başka yıldırma yöntemi” olduğu belirtildi.

Haberde, 30 metre yüksekliğinde dikenli tellerle çevrilen Sincil köyünün, yalnızca iki girişi açık kalacak şekilde kuşatıldığı ve bu girişlerin de İsrail güçlerinin keyfine bağlı olarak kapatılabildiği aktarıldı. Köylülerin, neden bu denli sert biçimde hedef alındıklarına dair tek açıklamasının “işgalin bir başka eylemi” olduğu belirtildi.

Middle East Eye, 2022’den bu yana yerleşim projesinin dramatik biçimde genişlediğini yazdı. Küresel cezasızlık ortamı ve yerleşimcilerin kilit bakanlıklarda yer aldığı aşırı sağcı hükümetten güç alan İsrail’in, 69 yeni yerleşimin yasallaştırılmasını ya da inşasını onayladığı aktarıldı.

Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in, E1 projesi kapsamında 3 bin 400’den fazla konut planını açıklarken, “fiili egemenliği ilerletiyoruz” dediği hatırlatıldı. Bu projenin, işgal altındaki Doğu Kudüs’teki yerleşimleri Maale Adumim’e bağlayarak Filistinlileri fiilen tecrit etmeyi amaçladığı belirtildi.

Eli adlı büyük ve genişleyen yasadışı yerleşimin, kırmızı çatılı evleriyle çevredeki Filistin köyleri için “sürekli bir tehdit” oluşturduğu; zeytin ağaçlarının söküldüğü ve yerleşimcilerin şiddetli saldırılar gerçekleştirdiği aktarıldı. Yerleşimde ayrıca, elit muharip birlikler için subay yetiştiren Bnei David askeri akademisinin bulunduğu kaydedildi.

“Sessiz tasfiye” ve mülteci kamplarının yok edilmesi

Middle East Eye, Tulkerim’e ulaşmak için Filistinlilere kapatılan kısa bir yolun varlığını, buna karşın uzun ve tehlikeli güzergâhlara zorlanıldığını aktardı. Kontrol noktalarında genç askerlerin yolculuğun devam edip etmeyeceğine karar verdiği belirtildi.

Tulkerim’e varıldığında, Ocak ayında tamamen boşaltılan Nur Şems kampının harabelerinin görüldüğü ifade edildi. Kampın üçte birinin tamamen ya da büyük ölçüde yıkıldığı, İsrail buldozerlerinin kampın kalbini yararak geniş boşluklar açtığı belirtildi.

Eski bir Filistinli mülteci evinin duvarına sprey boyayla çizilmiş mavi bir Davud Yıldızı’nın görüldüğü; binanın askeri üs olarak kullanıldığı aktarıldı. Kampta yaşayanların, İsrail güçlerinin girişiyle birlikte internet, su ve elektriğin kesildiğini; mültecilerin “kelimenin tam anlamıyla hiçbir yere” sürüldüğünü anlattığı belirtildi.

Seneba köyündeki el-Muvahhid Okulu’na sığınan mültecilerin, Apache helikopterleri, patlayan insansız hava araçları ve silahlı baskınlar eşliğinde evlerinden kaçmak zorunda kaldıklarını anlattıkları aktarıldı.

50 yaşındaki Halid, “26 Ocak’ta evlerimizi patlatmaya başladılar ve yedi gün içinde kamp tamamen boşaltıldı” dedi. “Kimse bunu beklemiyordu. Evimden bir tişört bile alamadım. Şimdi yerle bir.”

Hakem ise askerlerin Kızılay’ın verdiği ilaçları bile yere fırlattığını, Tulkerim kampında 1.800’den fazla evin yıkıldığını söyledi. Mültecilerin 12 aydır bitmemiş bir okulda, son derece kısıtlı koşullarda yaşadığı aktarıldı.

38 yaşındaki Nadia, “Kamp hayatı zordu ama bu kadar zor değildi” dedi. UNRWA’nın yardımlarının, İsrail’in ajansın faaliyetlerini yasaklamasıyla kesildiği belirtildi.

Tulkerimli siyasetçi Hasan Hureyş, Kuzey Batı Şeria’daki kamplarda yaşananları, Gazze’de uygulanan planın bir tür “sessiz tasfiye” versiyonu olarak tanımladı.

17 yaşındaki Eyhem ise “Televizyonda Gazze’yi izlediğimde, yaşadığımız şeyin aynısını görüyorum.” dedi. “Her şeyimi kaybettim.”

“Kamp suikasta uğradı”

Nur Şems Halk Komitesi Başkanı Nihad, 9 Ocak’ta başlayan saldırıda yüzlerce asker, tank ve insansız hava aracının kampa girdiğini; çıkmayı reddedenlerin evlerinin önünde vurulduğunu söyledi. “Bizi sıraya dizip dronlarla kayda aldılar. Çizginin dışına çıkan vuruluyordu” dedi.

70 yaşındaki Fatma, “Evime gidemiyorum ama molozların üzerinde yaşamaya hazırım. İnsan onuru evindedir.” ifadelerini kullandı. Nihad ise durumu, “Kamp suikasta uğradı.” sözleriyle özetledi.

Haberde, gençlik merkezleri, anaokulları ve engelli merkezlerinin de yıkıldığı; askerlerin açıkça yağma yaptığı aktarıldı. Fatma, askerlerin parasını ve ziynet eşyalarını çaldığını anlattı.

Middle East Eye, kampların yıkımının, Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkını ortadan kaldırmaya yönelik daha geniş bir soykırımcı projenin parçası olduğunu yazdı. Nihad, “Mülteci statüsünü bitirmek istiyorlar; kampı yok ederek geri dönüş hakkını da yok etmeyi hedefliyorlar” dedi.

Haberde son olarak, “Nur Şems’te hedefimiz sadece kampa değil, aile köylerimize dönmek. Bu bizim tarihsel hakkımız. Bundan asla vazgeçmeyeceğiz.” ifadelerine yer verildi.