Arab Center: Somaliland İsrail için stratejik kapı

12 Ocak 2026

Arab Center tarafından yayımlanan analizde, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu hattında bölgesel nüfuz alanı oluşturma hedefiyle bağlantılı olduğu ifade edildi.

YDH- Arab Center tarafından yayımlanan analizde, İsrail’in 26 Aralık 2025’te Somaliland’ı tanımasının, bugün “dağınık ve nüfuz edilmiş” durumda bulunan Arap dünyasının güvenlik mimarisini tehdit etmeyi sürdüreceğini gösterdiği ifade edildi.

Somali’den tek taraflı olarak ayrılan federal bir yapı olan Somaliland’ın bölgenin merkezinde yer almadığı, ancak istikrarsızlaştırılmaya açık “stratejik bir coğrafyada” bulunduğu belirtildi.

Arap Yarımadası’na ve Kızıldeniz’in girişine bitişik konumda bulunan Somaliland’ın, deniz ticaret akışlarını etkileme ve Afrika Boynuzu’na büyük ölçüde engelsiz erişim sağlama imkânı sunduğu kaydedildi. Bu durumun, İsrail’in Somaliland’ın bağımsızlığını ve egemenliğini tanımasını, Mısır’dan Irak’a uzanan ve Arap Yarımadası’nı da kapsayan geniş bir jeostratejik alanda “büyük bir tehdit” haline getirdiği belirtildi.

İsrail’in Somaliland ile kurduğu ilişkiler

Analizde, İsrail’in Somaliland’ın bağımsızlığını tanıyan “ilk ülke” olduğu ve İsrailli yetkililerin ayrılıkçı bölgeyle “güçlü bir stratejik ilişki” inşa etmeye başladığı aktarıldı.

6 Ocak 2026’da İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar’ın Somaliland’ın başkenti Hargeisa’yı ziyaret ederek Cumhurbaşkanı Abdurrahman Abdullahi ile görüştüğü, Saar’ın bu görüşmede “ilişkilerin tamamını” ele aldığını söylediği bildirildi. Bu ilişkilerin siyaset, ekonomi, bilim veya askeri işbirliği alanlarını kapsayabileceği, bunun da İsrail’in bölgeye dair vizyonuyla uyumlu olduğu ifade edildi.

Bununla birlikte, Saar’ın ziyaretinin, İsrail’in ulusal hükümetlerle sorun yaşayan bölgeler ve milislerle bağ kurma yönündeki “bir başka girişimi” olarak da değerlendirilebileceği kaydedildi.

Bölgesel örnekler ve güvenlik etkileri

Analizde, İsrail’in 1982’de Lübnan’ı işgalinin ardından Güney Lübnan Ordusu’nun kurulmasına destek verdiği, ancak 2000 yılında Güney Lübnan’dan çekilmek zorunda kaldığında bu yapının dağıldığı hatırlatıldı.

İsrail’in, Irak’ın 2003’teki ABD öncülüğündeki işgalinden önce dahi Irak Kürdistanı ile güçlü ilişkiler kurduğu, Irak ve İsrail’in teknik olarak halen savaş halinde olmasına rağmen Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bugün İsrail gibi ülkelerle “bağımsız siyasi ve ekonomik ilişkiler” yürüttüğü aktarıldı.

Aralık 2024’te Suriye’de Beşşar el-Esed yönetiminin çöküşünün ardından İsrail’in, güney Suriye’deki Dürziler arasında isyanı teşvik ettiği ve Şam’daki merkezi otoriteyle çatışan yerel mezhepsel bir milise silah ve ekipman sağladığı kaydedildi. Bu tür ilişkilerin, gerekçeleri ne olursa olsun, ilgili Arap ülkelerinin ulusal güvenliğini “olumsuz etkilediği” ifade edildi.

Somaliland’ın askeri ve stratejik önemi

Aden Körfezi kıyısında yer alan Somaliland’ın, İsrail’e Suudi Arabistan ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri üzerinde stratejik menzil ve operasyonel kapasite kazandırabilecek askeri noktalar kurma fırsatı sunduğu belirtildi.

Somaliland’da askeri üsler kurulmasının, İsrail’in Yemen’de Ensarullah’a karşı yürüttüğü savaşta avantaj sağlayabileceği; deniz üslerinin Bab el-Mendeb’de serbest geçişi kısıtlayabilecek veya Yemen’in batı kıyılarını denetleyebilecek savaş gemilerine ev sahipliği yapabileceği aktarıldı.

Bu tür bir silahlı varlığın, İsrail’e Kızıldeniz ve Aden Körfezi üzerinde “nüfuz veya kontrol” sağlayacağı; bunun da Mısır, Suudi Arabistan, Sudan ve Yemen’in ulusal güvenliği aleyhine sonuçlar doğuracağı ifade edildi.

Güney Yemen ve zamanlama

Analizde, İsrail’in bu stratejik hedeflerini sınırlı da olsa “geçici” biçimde sekteye uğratan gelişmenin, Ocak 2026’da Güney Geçiş Konseyi’nin (GGK), Suudi Arabistan’ın Yemen’e doğrudan müdahalesi ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin güneyden askeri varlıklarını çekmesi sonrasında dağılması olduğu kaydedildi.

BAE destekli GGK lideri Aydarus ez-Zubeydi’nin daha önce bağımsız bir Güney Yemen Cumhuriyeti’nin “İbrahim Anlaşmaları”na katılacağını açıklamış olduğu hatırlatıldı.

İsrail’in Somaliland’ı tanımasının “dikkat çekici” bir zamanlamayla, GGK’nin Suudi Arabistan’a komşu Hadramut ve Mehra vilayetlerini ele geçirerek Yemen’den kopuşa hazırlandığı bir dönemde gerçekleştiği ifade edildi.

Analize göre, Somaliland ve muhtemel bağımsız bir Güney Yemen ile ilişkiler kurulması, İsrail’e Afrika Boynuzu’ndan Kızıldeniz’e uzanan deniz hattı üzerinde “tam denetim” imkânı sağlayabilirdi.

Uluslararası tepkiler ve Filistin meselesi

Analizde, İsrail’in Somaliland’ın bağımsızlığını tanımasının uluslararası hukuku ihlal ettiği, ancak Tel Aviv’in bu tür ihlaller konusundaki “itibarını” önemsemediği ifade edildi. Buna rağmen, Hargeisa’ya yönelik diplomatik açılımın Arap ya da uluslararası destek bulmasının “olası olmadığı” belirtildi.

Somali hükümetinin bu adımı kesin biçimde reddettiği; Arap Birliği, KİK ve birçok Avrupa ülkesinin de benzer tutum aldığı aktarıldı. Etiyopya’nın Somaliland’ı tanıyabileceğine dair spekülasyonlar bulunduğu, ancak Addis Ababa’dan bu yönde somut bir adım gelmediği kaydedildi.

Analizde ayrıca, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının, Gazze’den sürülen Filistinlilerin bu bölgeye yerleştirilmesine yönelik hedeflerine hizmet etmesinin de “muhtemel olmadığı” ifade edildi. Somalilandlı yetkililerin, İsrail ile ilişkilerin Filistinlilerin kabulü karşılığında kurulmadığını açıkladığı; halkın Filistinlilerle “İslami dayanışma” içinde olduğu ve bu nedenle böyle bir yerleştirmeye izin verilmesinin zor olduğu kaydedildi.

Sonuç

Analize göre, İsrail’in Somaliland’ın bağımsızlığını tanıması, Tel Aviv’in “stratejik çıkarlarına hizmet edecek ilişkiler” kurmasına olanak tanırken, Somali’nin ulusal güvenliği ile Arap dünyasının kolektif güvenliği pahasına sonuçlar doğuruyor.

Diplomatik tanımanın yalnızca “siyasi boyut” olduğu; “asıl tehlikenin” ekonomik ve askeri işbirliğinin, Arap dünyasının özellikle Arap Yarımadası’nda inşa edebildiği sınırlı güvenlik mimarisini aşındırması olduğu belirtildi.

Bu çerçevede, Arap dünyasının Arap Birliği ve Körfez İşbirliği Konseyi aracılığıyla İsrail’in müdahale ve nüfuz girişimlerine karşı güvenlik açıklarını gidermeye yönelik “daha ciddi bir çaba” içine girmesi gerektiği ifade edildi.

Ayrıca, uluslararası toplumun üye devletlerin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumayı amaçlayan hukuk kurallarının önceliğini yeniden tesis etmesinin önem taşıdığı belirtildi.