İsrail, 'organize gözdağı' politikasını sürdürüyor

13 Ocak 2026

"Meselenin özü hesaplı sessizlikte, gizli eylemlerde, Washington ile yürütülen görünmez güvenlik koordinasyonunda ve yüzeyin altında devam eden askeri ve istihbari hazırlıklarda yatıyor."

YDH - Filistinli yazar Yahya Debbuk, el-Ahbar gazetesinde kaleme aldığı makalede, Siyonist rejimin İran'daki iç karışıklıklara yönelik yaklaşımını, hükümetin düşmesi umuduyla savaş riski arasındaki denge üzerinden analiz ediyor. Debbuk, İsrail'in sadece bir izleyici olmadığı, ABD ile koordineli bir şekilde protestoları kışkırtarak ve perde arkasında askeri hazırlıklar yaparak sürece aktif müdahil olduğunu ifade ediyor.

İsrail'in İran'daki gelişmelere yönelik ilan ettiği yaklaşım, hükümetin düşeceğine dair aşırı bir umutla, karşı karşıya kaldığı krize rağmen hükümetin hâlâ ayakta olduğu ve bu süreçten belki de daha kenetlenmiş ve güçlenmiş çıkabileceğine dair gerçekçi bir tahmin arasında salınıyor.

İsrail, protesto dinamiklerinin devletin yapısını ve erkini aşındırmasını umarak sahneyi yakından izlerken, Tahran'ın şokları emme ve bunları atlatma konusunda defalarca başarı sağladığı gerçeğini de göz ardı etmiyor.

Bununla birlikte, bu kez yaşananlar, sonuçları itibarıyla öncekilerden ayrılıyor; zira durum sadece İran'ın bir iç krizi olmakla kalmayıp hızla bir tarafta İran, diğer tarafta İsrail ve ABD'nin yer aldığı doğrudan bir askeri çatışmaya dönüşebilir.

Bu senaryo, Tel Aviv'deki karar alıcılar açısından aynı anda hem bir endişe hem de bir iyimserlik kaynağı oluşturuyor.

Kesin olan şu ki İsrail, yaşananları seyirci locasından izlenecek bir sahne olarak değil, senaryo yazımından yönetmenliğe ve zirve anının belirlenmesine kadar kendisinin de etkin bir taraf olmasını zorunlu kılan bir tiyatro olarak görüyor.

Bu bağlamda, ABD ile yakın koordinasyon içinde yürütülen çalışmalar, protestoları yaymak, örgütsel ve halk desteğini güçlendirmek, hatta silahlandırmak ve nihayetinde ortak stratejik hedef olan İran'daki İslam Cumhuriyetini düşürmek için yapılabilecek her şeyi yapma çabası olarak anlaşılıyor.

Düşman hükümetinin başkanı Benyamin Netanyahu'nun protestocuları destekleyen açıklamalarına veya İran'ın İsrail'e saldırması durumunda "korkunç sonuçlar" doğacağına dair uyarılarına rağmen, Tel Aviv'deki aleni yaklaşım sadece bir vitrinden ibaret kalıyor.

Meselenin özü ise hesaplı sessizlikte, gizli eylemlerde, Washington ile yürütülen görünmez güvenlik koordinasyonunda ve yüzeyin altında devam eden askeri ve istihbari hazırlıklarda yatıyor.

Bu noktadan hareketle, Tahran'da olup bitenler, Tel Aviv ve Washington'daki operasyon odalarında yaşananlardan ayrı düşünülemez. İsrail'in, İran'ın ister önleyici bir hamleyle ister iç veya dış gelişmelere bir yanıt olarak işgal altındaki toprakları hedef alma niyetini veya girişimini frenlemek için büyük bir çaba sarf ettiği açıkça görülüyor.

Bu çaba, İbranice medya ve diğer yan kanallar ile diplomatik kanallar aracılığıyla İran'a yöneltilen ve İsrail'in İran'a "acı verici" bir yanıt verme, liderlerini, kapasitelerini ve altyapısını hedef alma gücünü hatırlatan açık uyarılarda kendini gösteriyor.

Ayrıca İsrail, özellikle hayati hedefler (havaalanları, limanlar, stratejik öneme sahip askeri ve sivil merkezler) çevresindeki korumayı artırarak savunma durumunu iyileştirmeye çalışıyor.

Bu adımlar, İran'daki iç protestoların tırmanmasından sessiz veya gürültülü bir dış müdahaleye ya da her ikisinin birleşimine kadar çeşitli senaryoları hesaba katan planlı bir stratejik duruşun ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor.

Protestoların patlak verdiği ilk günden bu yana İsrail, İranlı karar vericilerin zihnine belirsizlik tohumları ekmeyi, uluslararası sonuçlar ve dış tepkilerden duyulan korkuyla hareketi "bastırma" yeteneklerini zayıflatmayı ve İsrail'e yönelik tırmandırma veya saldırılara başvurarak "krizi ihraç etmelerini" engellemeyi amaçlayan "organize gözdağı" stratejisi uyarınca hareket ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın açıklamaları da bu bağlamın dışında kalmadı: Protestoculara vaatler, hükümete tehditler, yakın bir müdahale iması ve hükümeti sürekli diken üstünde tutup sokağı daha fazla tırmanışa sevk etmeyi amaçlayan hesaplı bir "geri sayım"ın varlığı.

Ancak askeri anlamda "gürültülü" bir müdahale veya buna eşdeğer bir güvenlik operasyonu kararı, net bir duyuru veya sızıntılarla gelmeyecek; aksine, aleni söylemden tamamen bağımsız bir operasyon olarak aniden gerçekleşecektir.

Aleni söylem yalnızca hükümetin net kararlar alma kabiliyetini karıştırmayı, aynı zamanda protestocuları ileri gitmeye teşvik etmeyi, saflarını genişletmeye çalışmayı ve belki de hükümet içindeki şahıs veya kurumları taraf değiştirmeyi düşünmeye itmeyi hedefliyor.

Ne kadar dramatik görünürse görünsün, aleni yaklaşım psikolojik ve siyasi bir araç olarak kalırken, müdahaleye yönelik gerçek yaklaşım sessiz ve hassas bir paralel yolda ilerliyor.

İran'da bugün yaşananları takip ederken akılda tutulması gereken şey, belki de "rol yapma" ile "icraat" arasındaki bu ayrımdır.

Çeviri: YDH