
YDH - İsrail merkezli Kanal 12 televizyonu için bir analiz kaleme alan Tamir Hayman, Lübnan ordusunun ülkenin güneyini "silahsızlandırılmış bölge" ilan etmesinin yanıltıcı bir hamle olduğunu, en iyi ihtimalle gerçeği yansıtmadığını savundu.
Hayman'a göre sahadaki durum resmi açıklamaların aksine oldukça karmaşık; Litani Nehri'nin güneyinde Hizbullah'a ait binlerce nokta henüz silahlardan arındırılmadı.
Direniş mensuplarının görünürde terk ettiği bu "eski" mevziler, istihbarat verilerine göre aktif silah deposu olarak kullanılmaya devam ediyor.
İsrail, Lübnan, Fransa, ABD ve UNIFIL'i içeren uluslararası koordinasyon mekanizması üzerinden bu noktalara dair istihbarat Lübnan hükümetine iletiliyor.
Ancak Beyrut yönetimi, nadir ve sembolik müdahaleler dışında harekete geçmekten kaçınıyor.
Hizbullah fiziksel olarak bu noktalarda bulunmasa ve İsrail Ordusu geri dönüş girişimlerini engellese de askeri altyapı varlığını koruyor.
Geniş perspektiften bakıldığında Hizbullah'ın yok edilmediğini, aksine Litani'nin kuzeyinde hızla toparlandığını belirten Hayman, bu sürecin beş ana ayağa dayandığını vurguladı.
Hayman'a göre Tahran yönetimi, örgütün rehabilitasyonu için gerekli finansmanı Türkiye üzerinden ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki döviz büroları aracılığıyla aktarmayı başarıyor.
Bu fonlar maaş ödemeleri, on binlerce örgüt mensubunun ailesinin barınma ihtiyacı, tazminatlar ve silah temini için kullanılıyor.
Ayrıca İran'ın "diplomatik kanalı" yeniden devreye soktuğu görülüyor; İran Dışişleri Bakanı'nın diplomatik dokunulmazlık zırhıyla yılda 100 milyon doları aşan nakit parayı valizlerle taşıdığı öne sürülüyor.
Direniş, son çatışmalardan çıkardığı dersler ışığında yerel atölyelerde İnsansız Hava Aracı (İHA) üretimine ağırlık veriyor. Hizbullah, İHA'ları İsrail içinde korku yaratmak için en etkili stratejik silah olarak görüyor.
Diğer yandan parçalanmış Suriye'nin, "ordu depolarını yağmalayıp içeriklerini Hizbullah'a satan oligarklar ve silah tüccarları için verimli bir pazara dönüştüğünü" söyleyen Hayman'a göre "Suriye'deki mevcut durum, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra kişisel çıkarların ve yolsuzluğun devlet çıkarlarının önüne geçtiği kaos dönemini andırıyor".
Şam'daki Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) rejiminin doğudaki çöl bölgelerinde kontrolü zayıflaması ve Lübnan sınırındaki kaçakçılık yollarının çeşitliliği, tam bir ablukayı imkansız kılıyor. İran'dan uzanan kara koridoru kesintiye uğrasa da işlevini sürdürüyor.
Zamanın Hizbullah lehine işlediğini belirten Hayman, hasar gören birliklerin yenilendiğini, hayatta kalan komutanların tecrübesiyle yeni liderlerin atandığını ve komuta kontrol sisteminin yeniden inşa edildiğini aktardı.
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın kendine güveninin arttığı ve hitabetinin güçlendiği de dikkat çeken detaylar arasında.
Bu gelişmelerin uzun vadede endişe verici olduğunu vurgulayan Hayman, mevcut tehdidin savaş öncesine kıyasla düşük seviyede olmasına rağmen, Lübnan hükümeti Hizbullah'ı fiilen dağıtmadığı veya "İran rejim değişikliği olmadığı" sürece İsrail'in 7 Ekim şokunun ardından yeniden harekete geçmek zorunda kalacağını belirtti.
Ancak olası bir hamleden önce iki kritik sorunun yanıtlanması gerekiyor.
Zamanlama konusunda uyarıda bulunan Hayman, şu aşamada yapılacak geniş çaplı bir saldırının, İran'a İsrail'e saldırmak ve küresel dikkati dağıtmak için mükemmel bir bahane sunabileceğini ifade etti.
Hayman'a göre Tahran, Siyonist rejimin "Hizbullah ile işini bitirdikten sonra kendisine yöneleceğini" düşünürse önleyici bir saldırıya kalkışabilir.
Bu noktada Amerikan diplomatik çabalarının sonuç vermesini beklemenin önemine değinen Hayman, Lübnan'ın "yalanlarına" aşina olan Trump yönetiminin Beyrut üzerinde benzeri görülmemiş bir baskı kurabileceğine işaret etti.
Askeri kazanımların kalıcı olması için bir sonraki hamlenin, kuzey sakinlerini sürekli korku içinde bırakan sınırlı bir caydırıcılık operasyonu değil, kesin sonuç odaklı olması gerektiği vurgulandı.
Hayman, "İsrail'in güç kullanımı ile manevrayı birleştiren ve hızlı bir siyasi süreçle desteklenen entegre bir harekâta ihtiyacı var" dedi.
Nihai hedefin Lübnan ile ateşkes ve barış anlaşması (veya en azından normalleşme) olması gerektiğini savunan Hayman, Lübnan Ordusu'nun tek egemen güç olarak güçlendirilmesinin şart olduğunu belirtti.
Hayman analizini şu sözlerle noktaladı:
"Uluslararası izolasyon, küresel protestolar ve İsrail içinde derin bir çatlak yaratacak geniş çaplı bir savaşı, ancak böyle bir sonuç haklı çıkarabilir. Eğer bu tür bir uzlaşı şu an mümkün değilse, en doğru strateji 'savaş eşiğinin altında yıpratma' olacaktır. Yani siyasi koşullar olgunlaşana kadar topyekûn bir çatışmaya sürüklenmeden örgütün güçlenmesini sürekli olarak sekteye uğratmak. O güne kadar İsrail Ordusu geniş ve etkili bir operasyona hazırlanmalı, bu adım için iç ve dış meşruiyet zeminini oluşturmalıdır."