
YDH- Gazeteci Hüseyin Pak, İran-ABD ilişkisini geleceğe dair varsayımsal bir savaş senaryosu olarak değil, halihazırda farklı araçlarla sürdürülen uzun süreli bir çatışma olarak tartıştığı yazısında, İran’ın stratejik hafızasını İsrail’e karşı değil, esas rakip olarak gördüğü Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı inşa ettiğini belirterek İran’ın bu çatışmayı duygusal reflekslerle değil, soğukkanlı ve uzun vadeli hesaplarla yönettiğini vurguluyor.
İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki savaş sorusu gündeme geldiğinde, çoğu zaman geleceğe dair bir olasılık ya da henüz gerçekleşmemiş varsayımsal bir senaryo olarak ele alınır. Oysa bu yaklaşım, iki taraf arasındaki ilişkinin özünü kavramakta yetersiz kalır. İran açısından bakıldığında, Amerika ile yaşanan çatışma geçici bir fikir ya da patlak vermesi beklenen bir olay değildir; aksine devletin, rejimin ve toplumun onlarca yıldır çeşitli biçimlerde ve farklı yoğunluk seviyelerinde yaşadığı uzun süreli bir deneyimdir.
Buradaki temel fark şudur: İran, birçok kişinin sandığının aksine, stratejik hafızasını İsrail’le yüzleşme üzerine değil, Amerika Birleşik Devletleri’yle çatışma üzerine inşa etmiştir. İsrail, büyük hesaplamalarda her zaman imkânları sınırlı ve coğrafi olarak dar bir taraf olmuştur. Buna karşılık Amerika ise, devrim sonrasından itibaren İran'ın askeri, siyasi ve güvenlik doktrininin üzerine kurulduğu asıl rakiptir.
Bu nedenle, Amerika ile olası bir savaştan söz etmek, meseleyi yalnızca füze atışlarına, hava saldırılarına ya da insansız hava aracı operasyonlarına indirgemek anlamına gelmez. Amerika ile yaşanacak bir çatışma, sadece silahların karşı karşıya geldiği bir mücadele değil; bütüncül sistemlerin savaşıdır. Bu sistemler ekonomi, güvenlik, bilgi, enerji, denizler, zaman ve siyasi iradeyi kapsar. Dolayısıyla İsrail ile yaşanan çatışma modeliyle Amerika ile yaşanabilecek bir çatışma modelini karşılaştırmak, en başından itibaren yanıltıcıdır.
İran, doğrudan askerî bir çatışma içinde olmadığı dönemlerde bile Amerika Birleşik Devletleri ile açık bir çatışma hali yaşamıştır. Ekonomik kuşatma, siyasi baskılar, istihbarat faaliyetleri, enformasyon savaşı, içeriden sızma girişimleri ve sürekli güç kullanma tehdidi… Bunlar bir savaşın habercisi değil; aksine, resmî olarak ilan edilmemiş olsa da savaşın bizzat kendisidir.
Buradan bakıldığında, İran’ın Amerikan tehdidini neden bir sürpriz olarak görmediği anlaşılabilir. Büyük bir güçle çatışma yönetimi konusunda uzun yıllara dayanan bir deneyim biriktirmiş olan bir devlet, kararlarını ani tepkiler üzerine kurmaz ve rakibin belirlediği koşullarda bir savaşa kolayca sürüklenmez. Bu bağlamda savaş, duygusal bir patlamadan ziyade soğukkanlı hesaplara tabi bir olguya, ani bir darbeden çok uzun vadeli bir denkleme dönüşür.
Ayrıca motivasyonun da göz ardı edilemeyecek bir rolü vardır. İran’ın stratejik bilincinde Amerika ile yaşanan karşılaşma, yalnızca sınırlar ya da nüfuz alanlarıyla ilgili bir mücadele değil; egemenlik, bağımsızlık ve bizzat rejimin doğasıyla bağlantılı bir hesaplaşmadır. Bu tür çatışmalar, geçici ya da taktiksel mücadelelere kıyasla, daha farklı bir hazırlık düzeyi, daha uzun soluklu bir direnç ve bedel ödemeye daha yüksek bir tahammül üretir.
Tüm bunlar savaşın kaçınılmaz olduğu ya da doğrudan çatışmanın tercih edilen seçenek olduğu anlamına gelmez. Aksine, İran’ın bu tartışmaya kaygı ya da kafa karışıklığı içinde değil, deneyim sahibi bir konumdan girdiğini gösterir. İran, bahis konusu ettiği savaşın neye benzediğini bilen, asıl tehlikenin onun başlamasında değil; nasıl yönetileceğinde, sınırlarının nerede çizileceğinde ve olası sonuçlarında yattığının farkında olan bir aktördür.
Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’la doğrudan bir savaşa girmesi, geleneksel hesaplamaların çok ötesinde ağır maliyetler doğuracaktır. Bu maliyet yalnızca askerî boyutla sınırlı değildir; ekonomik yükleri, uluslararası itibarı üzerindeki etkileri, ittifakların istikrarını ve ABD’nin kendi iç dinamiklerini yönetme kapasitesini de kapsar. Böyle bir savaş ne hızlı bir kesin zafer vaat eder ne de kamuoyuna sunulabilecek net bir siyasi çıkış yolu sağlar.
Amerika Birleşik Devletleri, küçük rakiplerinin aksine, İran ile herhangi bir çatışmanın sonucu kontrol edilebilecek tek bir darbe ile sınırlı kalmayacağını, giderek artan zincirleme sonuçlar doğuracağını biliyor. Çatışma sahalarının genişlemesi, enerji ve ticaret hatlarının kırılganlığı ve çatışmanın küresel piyasalara etkisi gibi faktörler, savaşa girme kararını hesaplanmış bir kazançtan ziyade stratejik bir yükümlülük haline getiriyor.
Çeviri: YDH