Amerika'nın seçenekleri daralıyor: İran, Venezuela değil

15 Ocak 2026

"Geçtiğimiz günlerde birçok uzman, Venezuela modelinin tekrarlanabileceğine ve ülkedeki 'piramidin tepesinin' hedef alınabileceğine inanarak İran gerçeğini "basite indirgeme" konusunda uyarılarda bulundu."

YDH - El-Ahbar gazetesi muhabiri Rim Hani, ABD'nin İran'a yönelik askeri seçeneklerinin, Venezuela örneğinin aksine, bölgesel kaos riski ve İran'ın karmaşık güç yapısı nedeniyle giderek daraldığını anlatıyor. Washington'ın bölgedeki askeri varlığının azalması ve savunma sistemlerindeki yetersizlikler, kapsamlı bir operasyon yerine sınırlı ve sembolik saldırıları en olası seçenek haline getiriyor. Ancak Batılı uzmanlar, İran halkının dış müdahale karşısında kenetlenme refleksi ve muhalefetin liderlikten yoksun dağınık yapısı göz önüne alındığında, olası bir müdahalenin hükümeti zayıflatmak yerine güçlendirebileceği ve bölgeyi istikrarsızlaştırabileceği uyarısında bulunuyor.

Geçtiğimiz aylarda Washington'ın askeri kapasitesi Orta Doğu'dan uzaklaşarak başta Karayipler olmak üzere diğer bölgelere kaymış olsa da Amerikan ordusunun İran topraklarına yönelik bir eylem gerçekleştirme ihtimali geçerliliğini koruyor; hatta bu olasılık, geçmişe kıyasla çok daha muhtemel görünüyor.

Ne var ki Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu kaçırma girişimi tecrübesi ve ardından gelen rejimle işbirliği sürecinin aksine, İran söz konusu olduğunda bir iç kaosun fitilini ateşlemek veya bir otorite boşluğu yaratmak katbekat daha riskli duruyor.

Tahran ile Karakas arasındaki temel farklılıklar ve İslam Cumhuriyeti'nde yaşanacak olası bir kaosun tüm bölgeye yayılma ihtimali, bu riski artıran faktörler arasında yer alıyor.

Bu durum, Amerikan yönetiminin en olası seçeneğini, İran hükümetine "mesajlar" iletmek amacıyla düzenlenecek sınırlı askeri saldırılarla kısıtlıyor.

Donald Trump yönetiminin "listede pek çok askeri seçeneğin bulunduğu" yönündeki ısrarına rağmen, bu seçenekler bir yıl öncesine göre bile "çok daha" sınırlı hale gelmiş durumda.

Bu bağlamda, Politico gazetesinde yayımlanan bir makaleye göre, daha önce Orta Doğu'da Trump'ın emrinde bulunan Amerikan gemileri ve birlikleri Karayipler bölgesine intikal etti.

Geçen yıl bölgeye gönderilen büyük bir Amerikan savunma sistemi ise Güney Kore'ye geri döndü; yetkililer, şu an için bu varlıkların yeniden Orta Doğu'ya nakledilmesine dair bir "plan" bulunmadığını belirtiyor.

Benzer şekilde, geçen yıl rotası Orta Doğu'dan uzaklaştırılan USS Ford gemisi, Venezuela operasyonunun ardından halen Karayipler'de demirli bulunurken, Trump'ın haziran ayında Orta Doğu'ya sevk ettiği USS Vinson ve USS Nimitz uçak gemileri bölgeden çoktan ayrıldı.

Trump yönetiminin politikaları, hâlihazırda azalan Amerikan silah stoklarının tükenmesine katkıda bulunurken, "Amerikan silahlarının menzili içindeki" Amerikan birliklerini korumakla görevli hava savunma sistemleri, Tahran'a yönelik yeni bir hedef almada beklenen İran misillemesiyle daha da kötüleşebilecek "belirgin bir tıkanıklık" yaşıyor.

Aynı makale, eski bir savunma yetkilisinin şu sözlerine yer veriyor:

"Tırmanış uzun süreli bir saldırı yaylımına dönüşürse, önleme kapasiteniz çok daha kritik hale gelir ve kendimizi bu cephede çok hızlı bir şekilde zor bir durumda bulabiliriz."

ABD2'nin stratejisinin Tahran'a yönelik karşılaştığı "ikilem", şu an için askeri bir eylem gerçekleştirememe yetersizliğinden ziyade, olası bir operasyonu takip edebilecek "hedeflerle" ilgili.

İngiliz Telegraph gazetesinde yayımlanan habere göre, Amerika Birleşik Devletleri için mevcut seçeneklerden biri, bir mesaj vermek ve "hükümetin göstericileri öldürmeye başlaması halinde İran'ı vuracağına dair Trump'ın vaadini yerine getirmek" üzere tasarlanmış basit bir saldırı veya bir dizi saldırı gerçekleştirmek.

Böyle bir saldırı için ülke genelindeki İslami Devrim Muhafızları üslerinden füze tesislerine kadar pek çok olası hedef bulunduğunu da not etmek gerekiyor.

Saldırıya daha büyük bir "sembolizm" kazandırmak adına Washington, İsrail'in haziran savaşında İstihbarat Bakanlığı'nı hedef almasına benzer şekilde Tahran'daki resmi bir binayı veya uzak ancak önemli bir nükleer tesisi, hâlihazırda bölgede bulunan Amerikan varlıklarını kullanarak vurmayı seçebilir.

Fakat bu "sembolizm", "rejime ve muhaliflerine" Washington'ın müdahale konusunda "ciddi olmadığı" mesajını verebilir; zira fiili bir değişim, ülke genelini kapsayan "daha sürdürülebilir ve geniş çaplı bir bombardımanı", hatta gösterileri desteklemek için İran'a asker gönderilmesini gerektirebilir.

Ayrıca, İran'ın yabancı işgaline karşı kenetlenme konusundaki köklü geçmişi göz önüne alındığında, Trump'ın askeri müdahalesinin "ters tepebileceği" ve İranlıları "bayrak etrafında kenetlenmeye" teşvik ederek "hükümetin iktidar üzerindeki pençesini güçlendirebileceği" ihtimalini hesaba katması gerekecektir.

Birçok gözlemci, herhangi bir maceraya atılmadan önce yönetimin bir "nihai hedef" belirlemesi gerektiğini savunuyor.

Telegraph, Silahlı Hizmetler Komisyonu'nun en kıdemli Demokrat üyesi olan Rhode Island Senatörü Jack Reed'in şu sözlerini aktarıyor: "Hedef nedir? Ve askeri güç sizi bu hedefe nasıl ulaştırır?"

Reed, Başkan'ın "saldırının halka yardım mı edeceği yoksa hükümeti büyük ölçüde değişime mi zorlayacağı konusunu henüz netleştirmediğine" işaret ediyor.

Geçtiğimiz günlerde birçok uzman, Venezuela modelinin tekrarlanabileceğine ve ülkedeki "piramidin tepesinin" hedef alınabileceğine inanarak İran gerçeğini "basite indirgeme" konusunda uyarılarda bulundu.

Bu uzmanlara göre, "Venezuela'daki yolsuzluk ve iktidarın merkezileşmesine rağmen", oradaki siyasi sistem İran'daki gibi ideolojik, güvenlik eksenli ve ulus sınırlarını aşan bir yapı değil.

Karakas'ta ihanetler ve ittifaklar, kurumun köklü bir şekilde yeniden yapılandırılmasını gerektirmeden değişebilir; oysa Washington'daki karar merciilerinin, "İran Devrim Muhafızları'nı, Kudüs Gücü'nü, paralel istihbarat kurumlarını ve bölge genelindeki silahlı gruplar ağını, birbirine sıkı sıkıya kenetlenmiş yekpare bir iktidar yapısı" olarak anlamaya çalışması gerekiyor.

Bu durum, "Dini Lider'in olası gidişinin bu canlı yapıyı değiştirmesini, hele ki parçalamasını, pek muhtemel kılmıyor."

Amerikan Fortune dergisine konuşan Avrupa Dış İlişkiler Konseyi Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı Direktör Yardımcısı Ellie Geranmayeh, "Körfez İşbirliği Konseyi" ülkeleri, Türkiye ve Pakistan için en kötü sonucun İran'da kaosun yayılması olacağını vurguluyor.

Geranmayeh'e göre, "laik kentli elitlerden dindar muhafazakârlara kadar uzanan İranlı göstericilerin muazzam çeşitliliği ve birleşik bir liderden yoksun olmaları göz önüne alındığında, bu en kuvvetli ihtimal."

Başka bir deyişle, askeri harekat bir yana, Washington'ın göstericileri desteklemek için müdahale sinyali vermesi bile, Washington'ın Arap müttefiklerinin ve Tahran'ın komşularının zihninde otorite boşluğundan kaynaklanan kaos hayaletini ve Arap Baharı'nın bölge genelindeki sonuçlarını canlandırdı.

Amerikan kaynaklarının, Beyaz Saray elçisi Steve Witkoff ile sürgündeki eski İran Veliaht Prensi Rıza Pehlevi arasında, "İran'da devam eden protestoları ve hükümetin düşmesi halinde Pehlevi'nin geçiş dönemi lideri olarak ne ölçüde öne çıkarılabileceğini tartışmak üzere" gizli bir görüşme gerçekleştiğinden bahsetmesine rağmen, Pehlevi -özellikle de İran içindeki "popülaritesinin" sınırlı olması ve "liderlik" kapasitesinin şüpheli bulunması nedeniyle- henüz Trump'ın desteğini almış değil.

Çeviri: YDH