İran’daki protestoların anlatısını kim şekillendiriyor?

15 Ocak 2026

El-Cezire, İran’daki protestolara ilişkin anlatının, sahadaki gelişmelerden ziyade uluslararası medya, dijital platformlar ve devletler arası güç mücadelesi üzerinden şekillendiğini belirtti.

YDH – El-Cezire’de yayımlanan analizde, siyasi dönüşüm anlarının artık yalnızca sokaklarda ya da karar alma mekanizmalarında değil, aynı zamanda “dijital alanda” da şekillendiği belirtildi. Analizde, aktörlerin “olayın anlatısını kimin yönlendirdiği, anlamını kimin belirlediği ve kimin adına konuşulduğu” üzerinden rekabet ettiği vurgulandı.

Son günlerde İran’ın bazı kentlerinde ekonomik koşullara yönelik protestolarla eş zamanlı olarak “İran halkının kurtuluşu” etiketiyle yürütülen dijital kampanyanın, kamuoyuna “İran tarihinde bir dönüm noktasına yaklaşıldığı” izlenimi sunduğu ifade edildi.

Söz konusu etiketin, kendisini “İran halkının iradesinin yansıması” olarak sunduğu aktarıldı. Ancak el-Cezire’nin analizine göre, etkileşimin kaynakları ve yayılma hatları incelendiğinde “farklı bir tablo” ortaya çıktı.

Analizde, kampanyanın İran içinden değil, ağırlıklı olarak “İsrailli ya da İsrail yanlısı çevrelerle bağlantılı dış ağlar” tarafından yönlendirildiği, dijital ivmenin bu hesaplar aracılığıyla üretildiği kaydedildi.

“Doğal olmayan yayılım modeli”

El-Cezire’ye göre, “İran halkının kurtuluşu” etiketiyle paylaşılan içeriklere ilişkin veriler, dikkat çekici bir yayılım modeline işaret etti. Toplam “4 bin 370 paylaşımın yüzde 94’ünün yeniden paylaşımlardan oluştuğu, özgün içerik oranının ise son derece düşük kaldığı” belirtildi.

Analizde, “özgün içerik üreten hesap sayısının yalnızca 170 ile sınırlı olduğu, buna karşın etiketin 18 milyondan fazla kullanıcıya ulaştığı” aktarıldı. Bu durumun, “erişim hacmi ile söylemi üreten gerçek kaynaklar arasındaki belirgin kopukluğu” ortaya koyduğu ifade edildi.

El-Cezire, bu tür bir desenin genellikle “eşgüdümlü dijital kampanyalarda” görüldüğünü, hazır mesajların yeniden dolaşıma sokulmasının tercih edildiğini bildirdi.

“Tek söylem, farklı kalıplar”

Analizde, etiket altında paylaşılan içeriklerin salt bir sosyal hoşnutsuzluğu yansıtmadığı, aksine belirgin bir siyasi çerçeve sunduğu belirtildi.

İran’daki gelişmelerin “çöküş anı” olarak resmedildiği, söylemin “halk–rejim”, “özgürlük–İslamcı siyaset” ve “İran–İslam Cumhuriyeti” gibi ikilikler üzerinden kurulduğu aktarıldı.

Paylaşımlarda, İslam Devrimi Lideri Ayetullah Ali Hamene’ye yönelik doğrudan saldırıların öne çıktığı, son şahın oğlu Rıza Pehlevi’nin ise “siyasi alternatif” olarak pazarlanmasının dikkat çektiği ifade edildi.

El-Cezire’ye göre Pehlevi, yalnızca destekçileri tarafından öne çıkarılan bir figür olmakla kalmadı; kendisi de resmi hesabı üzerinden kampanyaya katıldı ve İsrailli hesaplar tarafından “İran’ın alternatif yüzü” olarak sunuldu.

İsrailli ve Amerikalı hesapların rolü

Analizde, kampanyanın yalnızca aktivist hesaplarla sınırlı kalmadığı, “mevcut ve eski İsrailli yetkililerin de sürecin başında doğrudan yer aldığı” bildirildi.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in Farsça bir mesajla İran halkına seslenerek “diktatörün düşmesi” çağrısı yaptığı ve protestolara destek verdiği aktarıldı.

Ayrıca, eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett’e ait paylaşımların da geniş biçimde dolaşıma sokulduğu ve “İran’ı kurtarma” söylemiyle yeniden çerçevelendiği belirtildi.

Protestoların ideolojik çatışmaya dönüştürülmesi

El-Cezire analizinde, kampanyanın temel eksenlerinden birinin “İslam karşıtı” söylem olduğu vurgulandı.

Protestoların, ekonomik ya da siyasal taleplerden ziyade “dine karşı bir ayaklanma” gibi sunulduğu, İran halkının “İslam’ın mağduru” olarak tasvir edildiği kaydedildi.

İsrailli aktivistlerin, İran yönetimini “İslamcı baskıcı bir rejim” olarak niteleyen paylaşımları yaygınlaştırdığı, uluslararası medyanın “sessiz kaldığı” iddialarının öne çıkarıldığı aktarıldı.

Bazı hesapların, Fars kimliği ile Müslüman kimliğini bilinçli biçimde ayrıştırmaya çalıştığı ve böylece “rejimi toplumdan koparma” hedefi güttüğü belirtildi.

Açık dış müdahale çağrıları

Analize göre, söylem zamanla dayanışma sınırlarını aşarak açık biçimde “ABD ve İsrail müdahalesi” çağrılarına dönüştü.

Kampanya kapsamında, ABD Başkanı Donald Trump’a atfedilen ve Washington’un protestoculara yönelik şiddet halinde müdahale edebileceğini ima eden açıklamaların öne çıkarıldığı bildirildi.

Rıza Pehlevi’nin bu açıklamaları açıkça memnuniyetle karşıladığı ve “değişim sürecine destek” olarak nitelendirdiği aktarıldı. Ayrıca, ABD Kongresi’nden bazı isimlerin de bu paylaşımları yeniden dolaşıma soktuğu, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’ya doğrudan müdahale çağrıları içeren mesajların yayıldığı ifade edildi.

“Sıçramalı etkileşim, sınırlı merkezler”

El-Cezire, etiketin zaman içindeki etkileşim grafiğinin “kademeli bir büyüme” sergilemediğini, aksine belirli anlarda “ani sıçramalar” yaşandığını bildirdi. Bu sıçramaların, yüksek erişimli sınırlı sayıdaki hesabın faaliyetiyle örtüştüğü, bu hesaplar yavaşladığında etkileşimin de aynı ölçüde düştüğü belirtildi.

Analizde, etiket altında İran’daki şehirler ya da protestoların somut dinamiklerinden ziyade, “Amerikalı ve İsrailli siyasi figürlerin isimlerinin öne çıkarıldığı” kaydedildi.

Ağın merkezindeki hesaplar

El-Cezire’ye göre, kampanyanın merkezinde yer alan hesaplardan biri “Rhythm of X” adlı kullanıcı oldu. 2024’te açılan, adını beş kez değiştiren bu hesabın, “İsrail’i destekleyen ve Rıza Pehlevi liderliğinde monarşinin geri dönüşünü savunan” içerikler paylaştığı aktarıldı.

Buna ek olarak, kendisini “İsrail yanlısı Yahudi İranlı aktivist” olarak tanımlayan, doğrulanmış “Nioh Berg” adlı hesabın da ağda “kilit rol” oynadığı belirtildi. Bu hesabın, İran’a karşı sert ABD politikaları çağrılarıyla dikkat çektiği ve İran makamları tarafından arandığını öne sürdüğü ifade edildi.


 

Analizde, “Israel War Room” adlı hesapla bu aktörler arasındaki etkileşimin yoğunluğuna da dikkat çekildi. Bu hesabın, İran’a ilişkin güvenlik ve siyaset odaklı içerikleri düzenli olarak dolaşıma sokarak kampanyayı “daha geniş jeopolitik bağlamlara” bağladığı aktarıldı.

El-Cezire, tüm bu verilerin, “İran halkının kurtuluşu” etiketinin İran içinden yükselen kendiliğinden bir dijital tepki olmadığını; aksine İran dışından yönlendirilen, İsrail ve müttefikleriyle bağlantılı ağlar tarafından şekillendirilen “siyasallaştırılmış bir kampanya” olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. Analizde, ekonomik taleplerle başlayan protestoların, bu kampanya aracılığıyla “ABD ve İsrail müdahalesi” ve “monarşinin geri dönüşü” gibi daha geniş bir siyasi projeye eklemlenmeye çalışıldığı belirtildi.