
YDH - ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri müdahale olasılığını değerlendirdiği hafta, İsrail’de belediye görevlileri geçen haziran ayındaki savaştan bu yana tozlanmış olan sığınakları yeniden açıyordu.
Trump’ın "eli tetikte" beklediği ve bölgenin yeni bir hava saldırısı dalgasına hazırlandığı bu süreçte, İngiliz yetkililer üsleri ve büyükelçilikleri tahliye ediyordu.
Ancak hafta sonuna gelindiğinde Washington’daki hava önemli ölçüde değişti; beklenen Amerikan füzeleri bir türlü ateşlenmedi.
Trump geri adım atmasına neden olan faktörlerin başında, protestoların ardından gücünü yeniden tahkim eden İran'ın mevcut durumu yer alıyor.
İran, askeri açıdan da gövde gösterisi yapmaya başladı. İngiliz The Telegraph gazetesine konuşan Devrim Muhafızları Ordusu’ndan bir komutan, füze stoklarının geçen yaz yaşanan 12 Gün Savaşı'nın bu yana arttığını kaydederek, "Hazırlığımızın zirvesindeyiz" ifadesini kullandı.
İran, geçen yılki savaşa rağmen bölgedeki rakiplerini endişelendirecek askeri yetkinliğini koruyor.
Tahran’ın elindeki en kritik kozlardan biri; Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Umman ve Suudi Arabistan’daki ABD askeri varlıklarını vurabilecek kapasitedeki kısa menzilli füze stoku.
Uzmanlara göre İran’ın elinde Fettah-110, Fettah-313, Zülfikar ve Kıyam-1 gibi tiplerden oluşan yaklaşık 1750 kısa menzilli balistik füze bulunuyor.
İran’ın bu füzeleri daha önce Suudi Arabistan örneğinde olduğu gibi Körfez’deki enerji altyapısına karşı kullanabileceği belirtiliyor.
Körfez ülkelerinin liderlerinin Trump’a itidal çağrısında bulunması şaşırtıcı değil.
Gazeteye konuşan Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü (RUSI) Askeri Bilimler Direktörü Matthew Savill, konuya ilişkin şu tespiti paylaştı:
"İran'ın gücünün kırılmasından memnuniyet duyarlardı ancak büyük bir misilleme riskini göze almaktansa zayıf bir İran ile yaşamayı tercih ediyorlar."
Benzer bir duruşun İsrail cephesinde de hakim olduğu görülüyor. Benyamin Netanyahu’nun da müttefiki Trump’a "şu an saldırmama" yönünde telkinde bulunduğu belirtiliyor.
Siyonist rejimin güvenlik bürokrasisinde, geçen haziran ayındaki füze yağmurları sırasında hava savunma stoklarının ciddi şekilde erimesi nedeniyle, mevcut dönemin yeni bir çatışma için ideal olmadığı görüşü hakim.
Netanyahu’nun eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Zachi Hanegbi, "Başkan Trump, İran halkını kurtarma sözünü yerine getirme konusunda kararlı görünüyor ancak saldırı emrini vermeden önce dünya gücünün hassas bir planlamaya ve maksimum kapasiteye ihtiyacı var" değerlendirmesini yaptı.
Washington’un askeri seçenekleri, bölgedeki lojistik kısıtlar nedeniyle de daralıyor. Şu an Orta Doğu’da alışılmışın aksine hiçbir ABD uçak gemisi görev grubu bulunmuyor.
USS George Washington Japonya’da, USS Abraham Lincoln Güney Çin Denizi’nde, USS Gerald R. Ford ise Venezuela açıklarında görev yapıyor. Matthew Savill, bu durumu şu sözlerle eleştirdi:
"Şu an Venezuela açıklarında bulunan uçak gemisinin muhtemelen Orta Doğu'da olması gerekiyordu. Eskiden bölgede bir uçak gemisi bulundurma taahhüdü vardı ancak bu durum değişti."
Uçak gemisi desteği olmadan ABD’nin operasyon seçenekleri, muhriplerden atılacak Tomahawk füzeleri gibi sembolik saldırılarla sınırlı kalıyor.
Kapsamlı ve sürdürülebilir bir harekat için uçak gemisinin şart olduğu vurgulanıyor.
Ayrıca, bölge ülkelerinin kendi üslerinin İran’a karşı kullanılmasına izin vermeme ihtimali, Pentagon’un planlarını zorlaştırıyor.
Savill, "Gerçek şu ki, Amerikalıların bölgede kararlı bir darbe vurmak için ihtiyaç duydukları güç düzeyi daha önceki dönemlerin çok gerisinde" dedi.
Trump’ın yakın çalışma arkadaşlarından Steve Witkoff da yönetimin diplomasiyi tercih ettiğini dile getirmeye başladı.
Bunun yanı sıra askeri analistler, İran’ın yaklaşık yarım milyonluk düzenli ordusu, 200 bin kişilik deneyimli Devrim Muhafızı ve 1 milyona yakın Besic gücü göz önüne alındığında, bir kara savaşı olmadan "rejim değişikliğinin" zor olduğunu belirtiyor.
Trump’ın ise Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun kaçırılmasında olduğu gibi "temiz ve mutlak zaferleri" tercih ettiği, İran gibi karmaşık ve yüksek maliyetli bir çatışmaya girmekten kaçındığı ifade ediliyor.