
YDH- İsrail’in, tarihindeki en büyük silahlanma planını hayata geçirmek üzere harekete geçtiğini duyurmasına yönelik soru işaretleri artıyor.
Bu tartışmalar, ülkede biriken mali, ekonomik ve siyasi krizlerin gölgesinde yürütülürken, aynı zamanda “devletin ve toplumun tümüyle askerileştirilmesi”ni esas alan Antik Yunan’daki “Sparta” modeline yönelme isteğiyle ilişkilendiriliyor.
Bu açıklamanın, yalnızca askeri bir planı değil, daha geniş bir “siyasal ve stratejik yönelimi” yansıttığı belirtiliyor.
Bu açıklamanın, daha önce eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde dile getirilen benzer bir çıkışı hatırlattığı ve esas olarak Siyonist projenin müttefikleri ile finansörlerine yönelik dış mesajlar taşıdığı değerlendiriliyor.
Bu mesajların, daha fazla destek talebiyle birlikte, İsrail’in dış koruma ve kendisini besleyen “göbek bağı” olmaksızın varlığını sürdüremeyeceği vurgusunu içerdiği belirtiliyor.
Milyarlarca dolarlık silahlanma hedefi
İsrail gazetesi Maariv, işgal ordusunun milyarlarca dolar değerinde gelişmiş silah ve sistemlerin satın alınmasını içeren kapsamlı bir silahlanma planı üzerinde çalıştığını yazdı.
Haberde, işgalin mali ve siyasi zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde, Başbakan Benyamin Netanyahu’nun “Sparta” projesi olarak adlandırdığı askeri hedefleri kamuoyuna sunduğu aktarıldı.
Maariv’in aktardığına göre işgal ordusu, finansman kaynakları henüz belirlenmemiş olmasına rağmen, İsrail’i antik Yunan’daki Sparta kenti örneğinde olduğu gibi tahkim edilmiş bir askeri güce dönüştürmeyi hedefliyor.
Bu çerçevede hava yakıt ikmal uçakları, farklı tiplerde modern savaş uçağı filoları, gelişmiş Apache helikopterleri, “Hetes” füze savunma sisteminin geliştirilmesi, gözetleme uydularının fırlatılması ve geniş çaplı özel askeri ekipmanların temini planlanıyor.
Gazete, İsrail’in hâlâ ABD askeri desteğine ciddi biçimde ihtiyaç duyduğunu ve arzuladığı orduyu inşa edebilmesini sağlayacak ekonomik bağımsızlıktan uzak olduğunu kaydetti.
Haberde ayrıca ABD’nin, İsrail ordusunu kendi askeri sanayisini test etmek ve geliştirmek için başlıca bir “laboratuvar” olarak gördüğü ifade edildi.
On yıllık plan ve “Huşin” projesi
Bu çerçevede İsrail’in Kanal 13 televizyonu, ordunun önümüzdeki on yıl için askeri kapasitesini geliştirmeyi hedefleyen ve maliyeti yaklaşık 111 milyar dolar olarak hesaplanan “Houşin” adlı bir plan sunduğunu bildirdi.
Kanal, isimlerini açıklamadığı askeri yetkililerin, ordunun “elleri bağlı durmayan bir düşmana karşı bir silahlanma ve öğrenme yarışında” olduğunu söylediğini aktardı.
“Askeri detaydan çok, siyasi mesaj”
Sened haber ajansına açıklama yapan İsrail işleri uzmanı İsmail Müslimani, bu açıklamanın teknik bir askeri ayrıntıdan ziyade, çok yönlü bir stratejik siyasi mesaj niteliği taşıdığını belirtti.
Müslimani, bunun İsrail’in iç ve dış koşullarıyla birlikte zamanlama açısından okunması gerektiğini ifade etti.
“Bu açıklama neden şimdi yapılıyor?” sorusunu gündeme getiren Müslimani, bunun pahalı bir savaşın ardından güvenlik doktrininin yeniden tanımlanması anlamına geldiğini ve askeri-güvenlik kurumlarını sarsan derin bir stratejik şokun ardından geldiğini dile getirdi.
Müslimani’ye göre, “Sparta” modeline yapılan vurgu, sınırlı ve akıllı caydırıcılık anlayışından, toplumun ve devletin tamamını kapsayan bir askerileşmeye geçiş arayışını yansıtıyor; bu süreçte güvenliğin, refah ve ekonominin önüne geçtiği bir öncelik haline geldiği belirtiliyor.
Müslimani, söylemin öncelikle iç kamuoyuna yönelik olduğunu, Netanyahu ve askeri liderliğin orduya duyulan güveni yeniden tesis etmeyi, toplumsal öfkeyi yatıştırmayı ve geçmiş yıllardaki başarısızlıkları “daha güçlü, daha silahlı ve daha hazırlıklı bir İsrail” vaadiyle gerekçelendirmeyi amaçladığını kaydetti. Aynı zamanda bu yaklaşımın, müttefiklere yönelik bir baskı aracı olarak kullanıldığını, onların yerini alabilecek bir seçenek sunmadığını vurguladı.
Washington’a örtülü mesaj
Müslimani, açıklamanın Washington ve Batı’ya yönelik örtülü bir mesaj içerdiğini de savundu. Bu mesajın, “Uzun vadeli koruma ve desteği garanti etmezseniz, tam kapsamlı bir öz askerileşmeye yöneliriz” anlamı taşıdığını belirten Müslimani, bunun gerçekçi bir seçenekten çok müzakere taktiği olduğunu ifade etti.
111 milyar dolarlık bir planın hayata geçirilip geçirilemeyeceği sorusuna ise Müslimani, cevabın “hayır” olduğunu, aksi durumda ağır iç ve dış bedeller doğuracağını ve müttefiklerden vazgeçmeden gerçekleştirilemeyeceğini söyledi.
İsrail ekonomisinin artan bütçe açığı, yatırımlardaki gerileme, savaşın yükselen maliyeti ve rezervlerin tükenmesiyle karşı karşıya olduğunu hatırlattı.
Bu büyüklükte bir bütçenin finanse edilmesinin, eğitim ve sağlık gibi alanlarda sert kesintiler, vergi artışları ve dış borçlanmanın genişletilmesini gerektireceğini, bunun da derin toplumsal bölünmeyle doğrudan çeliştiğini belirtti.
“Mesele para değil, silahın niteliği”
İsrail uzmanı Adil Şedid ise İsrail planlarının mali durumdan ziyade silah ihtiyacı ve niteliğiyle bağlantılı olduğunu savundu.
Şedid, meselenin özünün Batı ve ABD fabrikalarının ürettiği en gelişmiş silahlarla donanmak olduğunu söyledi.
Şedid, bunun İsrail’in yapısal niteliği, işlevsel rolü ve ABD’li finansörle olan ilişkisiyle bağlantılı olduğunu, bu ilişkinin tam koordinasyon ve İsrail ordusunun Arap ve Müslümanların kapasitesine kıyasla niteliksel ve niceliksel üstünlüğünün korunmasına dayandığını dile getirdi. Askeri bütçenin geçmişte askeri elitin nüfuzunu korumayı hedeflediğini, bugün ise Netanyahu’nun başını çektiği sağcı blok lehine şekillenen iç çıkar grupları arasındaki bir mücadelenin parçası haline geldiğini belirtti.
“Yeni Sparta” tartışması
İsrail konularında uzman gazeteci Faris Sarfendi de “Sparta” fikrinin iktidar kurumlarının zihnini ele geçirdiğini ifade etti.
Sarfendi, bunun Şam, Litani ve Gazze sınırlarına kadar uzanan askeri genişlemenin ve Yemen’in hedef alınmasının ardından, bölgede hegemonya kurmayı amaçlayan bir devlete dönüşme çabasını yansıttığını söyledi. Bu sürecin, “sınırsız hareket edebilme” duygusuyla birlikte bir güç ve zafer sarhoşluğu yarattığını kaydetti.
Sarfendi, İsrail davranışlarında bir çelişki bulunduğunu; bir yanda güç ve zafer hissi, diğer yanda başkalarının desteğini arama ve yeni bir savaşa girme korkusunun eş zamanlı olarak var olduğunu belirtti.
İsrail’in ne kadar silah ve savunma ya da saldırı sistemi edinirse edinsin, müttefiklerinden vazgeçemeyeceğini savunan Sarfendi, orduda “ciddi bir insan kaynağı krizi” yaşandığını ve askerlerin cephelerde savaşmak yerine bilgisayar ekranları başındaki siber birimlere yöneldiğini ifade etti.
Sarfendi, İsrail’in “suçta yeni bir Sparta”ya dönüşebileceğini, ancak kendi gücünü üretebilen, bağımsız bir ordu inşa edebilen ve hedeflerini gerçekleştirebilen gerçek anlamda güçlü bir “Sparta” olamayacağını belirtti.