
YDH – Middle East Eye (MEE)’de yer alan habere göre, İsrail toplama kamplarında uzun yıllar tutsak kalan ve esir takası anlaşmaları kapsamında serbest bırakılan Filistinlilerin önemli bir kısmı serbest bırakılmalarının ardından da İsrail güçlerinin baskı ve tehditleriyle karşılaşıyor.
Haberde, bu kişilerin yeniden gözaltı uygulamalarına maruz kaldıkları da aktarıldı.
Düğün sabahı yeniden gözaltı
Haberde aktarıldığına göre, İsrail toplama kampında 15 yıl geçiren Selame Kattavi’nin beklediği gün sonunda geldi. Ancak Kattavi’nin düğün sabahında İsrail güçleri, işgal altındaki Batı Şeria’nın Birzeyt kasabasındaki evine baskın düzenleyerek kendisini yeniden gözaltına aldı.
Kattavi, düğün töreninin başlamasına saatler kala, yaklaşık 14 saat sonra serbest bırakıldı.
MEE’nin aktardığına göre, düğün salonunun dışında askerler tarafından bir askeri kontrol noktası kuruldu ve davetlilerin gelişi geciktirildi.
Kattavi’nin Şubat ayında Hamas’la yapılan esir takası anlaşmasının ikinci aşaması kapsamında serbest bırakılmasından bu yana bu tür uygulamaların “rutin hale geldiği” belirtildi.
Son bir yıl içinde Kattavi’nin evine 15’ten fazla baskın düzenlendiği, defalarca sorguya çağrıldığı ve kendisine, siyasi faaliyette bulunması, kamusal etkinliklere katılması ya da medyayla konuşması halinde yeniden tutuklanabileceği yönünde açık uyarılar yapıldığı bildirildi.
Haberde, bu tehditlerin uzun süre Kattavi’yi yaşadıklarını anlatmaktan alıkoyduğu kaydedildi.
Binlerce serbest bırakma, süren baskılar
MEE’nin haberine göre, Kattavi’nin yaşadıkları, esir takasları kapsamında serbest bırakılan birçok Filistinlinin ortak deneyimi olarak öne çıkıyor.
Kasım 2023 ile Ekim 2025 arasında Hamas ile İsrail arasında yapılan aşamalı anlaşmalar çerçevesinde yaklaşık 4 bin Filistinlinin serbest bırakıldığı aktarıldı.
Özellikle Batı Şeria’ya dönen tutsakların, ev baskınları, sorguya çağrılmalar ve “en ufak bir kutlama belirtisi göstermeleri halinde” yeniden tutuklanma tehdidiyle karşı karşıya kaldıkları ifade edildi.
Filistinli Esirler Kulübü’nün verilerine dayandırılan haberde, 80 serbest bırakılmış tutsağın yeniden gözaltına alındığı, yurt dışına sürgün edilenler de dahil bazı tutsakların evlerinin baskına uğradığı ve tahrip edildiği bildirildi. Bu baskınların, “sürekli gözetim ve sindirme” mesajı vermeyi amaçladığı kaydedildi.
Habere göre, en son yeniden gözaltına alınan isim, Kasım 2023’te serbest bırakılan 25 yaşındaki Esil et-Titi oldu. Et-Titi’nin, pazartesi günü Nablus’ta düzenlenen bir baskın sırasında gözaltına alındığı belirtildi.
Yeniden tutsak edilenlerin büyük kısmının saatler ya da günler sonra serbest bırakıldığı, ancak az sayıda kişinin herhangi bir suçlama olmaksızın “idari tutukluluk” altında tutulmaya devam ettiği aktarıldı.
“İdari tutukluluk” ve “gizli dosya”
MEE’nin aktardığına göre, “idari tutukluluk” altındaki tutsakların biri de Ragad el-Fani. El-Fani’nin 1 Ocak’ta gözaltına alındığı ve altı ay süreli “idari tutukluluk” kararıyla cezaevine konulduğu, bu sürenin yenilenebileceği ifade edildi. El-Fani’nin, Kasım 2023’teki esir takasının ilk gününde, bir yıl “idari tutuklulukta” kaldıktan sonra serbest bırakıldığı hatırlatıldı.
26 yaşındaki El-Fani’nin, serbest bırakılmasının ardından kontrol noktalarından çekindiği için Batı Şeria’nın kuzeyindeki Tulkerim’deki memleketinden hiç ayrılmadığı ve eğitimine yerel bir üniversitede devam ettiği belirtildi.
Annesi Muna el-Fani, Middle East Eye’a yaptığı açıklamada, kızının durumuna ilişkin olarak, “Ragad normal bir yaşamdan mahrum bırakıldı” dedi. Muna el-Fani, “Yeniden tutuklanma korkusuyla şehirler arasında ya da yakın köylere bile gidemiyordu” ifadelerini kullandı.
Habere göre, el-Fani’nin avukatı aileye, hakkında herhangi bir suçlama bulunmadığını, savcılığın tutsaklığın uzatılmasını “gizli bir dosya”ya dayandırdığını ve gözaltının “önleyici” olarak nitelendirildiğini aktardı.
“Serbest ama sürekli gözetim altında”
MEE, Filistinlilerin bu tür gözaltı ve baskıları, İsrail’in eski tutsaklar üzerinde kontrol kurma ve onları caydırma girişimi olarak gördüklerini aktardı. Bu uygulamaların, İsrailli esirler karşılığında kazanılan özgürlük için “ek bir bedel ödetme” anlamına geldiği görüşü dile getirildi.
Haberde, Cenin yakınlarındaki Silat el-Harisiye kasabasından İyad Ceradat’ın durumu da örnek olarak yer aldı. Ceradat’ın isminin esir takası listesinde yer almasının ardından İsrail güçlerinin ailesinin evine baskınlar düzenlediği ve tehditlerde bulunduğu bildirildi.
Ceradat, toplama kampındayken bir istihbarat görevlisiyle bir saatten uzun süren bir görüşmede kendisine şu sözlerin söylendiğini aktardı: “Bugün doğduğun gün kadar masum olarak çıkacaksın, ama yine de gözetimimiz altında kalacaksın.”
22 yıl toplama kampında kaldıktan sonra serbest bırakılan Ceradat, bu uyarının gerçeğe dönüştüğünü belirterek, “Hayal ettiğim özgürlüğü henüz tadamadım; attığım her adım izleniyor” dedi. Ceradat, yıllar süren tecritten çıktıktan sonra kendi toplumunda bile kendisini “bir yabancı gibi” hissettiğini ifade etti.
Haberde, Ceradat’ın serbest bırakıldıktan sonra bir akıllı telefonu nasıl kullanacağını dahi bilmediği, ilk temas sırasında gecikmeli yanıt vermesi üzerine evine baskın düzenlendiği, durumu anlatınca ise görevlinin güldüğü aktarıldı.
“Pencereden gelmeye devam edeceğiz”
Ceradat, düğününden bir haftadan kısa süre sonra sevinç yerini gece baskınları korkusuna bıraktığını söyledi. “Ani bir tutuklama ihtimaline karşı üzerimde dışarı çıkarken giydiğim kıyafetlerle uyuyorum” diyen Ceradat, düğünden günler önce evine baskın düzenlendiğini, evin dağıtıldığını, kardeşinin darp edildiğini ve tehditler savrulduğunu anlattı.
Ceradat, askerlere “telefonla aramalarını” rica ettiğini, ancak kendisine “Sana pencereden gelmeye devam edeceğiz” yanıtının verildiğini aktardı.
Haberde, Ceradat’ın serbest bırakılmasının anlamını sorguladığı, kendisi ve ailesinin sürekli korku içinde yaşadığını söylediği kaydedildi.
Ceradat, anlaşmayı yapan tarafların yeniden tutuklamalara karşı hiçbir güvence vermediğini, bu nedenle sürgünün bile bu “açık uçlu hapis” halinden daha tercih edilebilir olabileceğini dile getirdi.
“İşgalin eli uzun”
MEE’ye göre, Filistinli müzakereciler, 2011’deki Gilad Şalit takasının ardından yaşanan yeniden tutuklamalar nedeniyle bu kez İsrail’den güvence talep etti. Ancak Filistinli Esirler Derneği’nin medya sorumlusu Emani Sarana, Gazze’deki savaşı sona erdirmeye ve yardımların girişini sağlamaya odaklanan müzakerelerde bu tür garantilerin mümkün olmadığını söyledi.
Sarana, İsrail’in serbest bırakılan tutsaklara yönelik yaklaşımındaki değişimin 2014’te başladığını ve Şalit anlaşması kapsamında serbest bırakılan birçok kişinin askeri emirlerle yeniden tutsak edilerek cezalarının yeniden yürürlüğe konulduğunu ifade etti.
Derneğe göre, hedef almanın özellikle “sembolik, toplumsal ya da medya etkisi olan” isimlere yöneldiği aktarıldı.
Sarana, amacın serbest bırakılanların sevincini gölgelemek ve “işgalin elinin uzun olduğunu” vurgulamak olduğunu belirtti.
Ceradat ise bu durumun sadece özgürlüğünü yaşamasını değil, geleceğini planlama kapasitesini de etkilediğini söyledi. Eğitim aldığı berberlik mesleğini, insanlarla temas gerektirdiği gerekçesiyle yapmasının dahi yasaklandığını aktaran Ceradat, “Toplumsal düzeyde bile birçok aile, yeniden tutsak edilme korkusuyla kızlarını ailemize vermek istemedi” dedi.
Ceradat sözlerini, “Her şey mümkün. Gerçekçiyim ve işgal altında yaşadığımızı biliyorum” ifadeleriyle tamamladı.