İsrail’in Somaliland hamlesi neyi hedefliyor?

20 Ocak 2026

İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararı, Somaliland’in statüsünün ötesinde, Kızıldeniz hattında güç dengelerini yeniden şekillendirmeye dönük daha geniş bir bölgesel stratejinin parçası olarak değerlendiriliyor.

YDH- Leila Nezirevic’in el-Meyadin’de yayımlanan analizinde, İsrail’in Somali’den tek taraflı olarak ayrıldığını ilan eden Somaliland’i resmen tanımasının, Afrika ve Ortadoğu’da geniş yankı uyandırdığı bildirildi.

Analizde, söz konusu adımın yalnızca Somaliland’in statüsüyle sınırlı olmadığı, Kızıldeniz havzasında güç kullanımına dair “daha geniş bir dönüşüme” işaret ettiği belirtildi.

“Diplomatik bir şok dalgası”

Analizde, İsrail’in Somaliland’i tanımasının, Afrika ve Ortadoğu genelinde “diplomatik bir gök gürültüsü” etkisi yarattığı kaydedildi. Somaliland yönetimi açısından bunun, otuz yılı aşkın süredir aranan uluslararası meşruiyet yönünde bir “kırılma anı” olarak görüldüğü; Somali federal hükümeti için ise egemenliğin ihlali anlamına geldiği aktarıldı.

Afrika Birliği’nin bu adımı “tehlikeli bir emsal” olarak değerlendirdiği, çok sayıda bölgesel analistin ise gelişmeyi Kızıldeniz koridorunda “güç dengelerini etkileyebilecek bir dönüm noktası” olarak yorumladığı ifade edildi.

Analizde görüşlerine yer verilen Ortadoğu Küresel İlişkiler Konseyi kıdemli araştırmacısı Muin Rabbani’nin, el-Meyadin’e yaptığı değerlendirmede, “Bu mesele sadece Somaliland ile ilgili değil. İsrail’in artık bölgesel düzenlemeleri sadece etkilemekle kalmayıp, onları belirleyebileceğine dair inancıyla ilgili” dediği aktarıldı.

Bölgesel denklem ve Somaliland’in yükselen önemi

Nezirevic’in analizinde, tanıma kararının, Gazze savaşı sonrasında Ortadoğu’da yaşanan kapsamlı sarsıntıların ortasında geldiği belirtildi.

İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı, Lübnan, Yemen ve Suriye’ye doğru genişlemesi ve Kızıldeniz’de artan gerilimlerin bölgeyi “olağanüstü bir belirsizlik” dönemine soktuğu kaydedildi. Aynı zamanda Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki rekabetin keskinleştiği, iki ülkenin de Afrika’nın doğu kıyılarında nüfuz mücadelesi yürüttüğü aktarıldı.

Bu bağlamda, uzun süredir diplomatik olarak marjinal görülen Somaliland’in aniden “stratejik bir merkez” haline geldiği ifade edildi.

Somaliland’in, 1991 yılında Siad Barre rejiminin çöküşünün ardından Somali’den ayrıldığını ilan ettiği; o tarihten bu yana kendi hükümeti, parlamentosu, güvenlik güçleri ve para birimiyle fiili bir devlet gibi hareket ettiği ancak uluslararası tanınma elde edemediği hatırlatıldı.

Afrika Birliği’nin, kıta genelinde ayrılıkçı hareketleri teşvik edeceği gerekçesiyle Somali’nin toprak bütünlüğünü savunmayı sürdürdüğü; Batılı ülkelerin ise Hargeisa ile temas kurmakla birlikte resmî tanımadan kaçındığı belirtildi.

Analizde, İsrail’in bu adımının, “uzun süredir geçerli olan bir diplomatik tabuyu” açık biçimde ihlal ettiği vurgulandı.

“İstikrarlı devlet” anlatısına itiraz

Rabbani’nin, Somaliland’in net sınırları ve istikrarlı bir yapısı olduğu yönündeki anlatıya karşı uyarıda bulunduğu aktarıldı.

Rabbani’nin, “Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile birebir kıyaslanamaz. Kontrolün el değiştirdiği, ihtilaflı alanları olan, akışkan bir coğrafyadan söz ediyoruz.” dediği bildirildi.

Tanımanın, mevcut yerel anlaşmazlıkları sertleştirerek, bu gerilimleri uluslararasılaşmış çatışmalara dönüştürme riski taşıdığı ifade edildi.

İsrail’in bölgesel stratejisi

Analizde, İsrail’in Somaliland’i tanımasının nedenlerini anlamak için Afrika Boynuzu’nun ötesine, Ekim 2023 sonrasındaki “İsrail bölgesel stratejisine” bakılması gerektiği belirtildi.

7 Ekim’in ardından Tel Aviv yönetiminin askeri “özgüven” kazandığı; Gazze’ye yönelik savaşın ardından Lübnan ve Suriye’de saldırıların yoğunlaştığı, Yemen’de Ensarullah ile örtülü ve açık çatışmaların arttığı kaydedildi. Aynı dönemde Batı Şeria’da yerleşimlerin genişletildiği ve fiili ilhakın hızlandığı aktarıldı.

Rabbani’nin, “2024’te İsrail özgüvenini yeniden kazandı ve saldırıya geçti. Kendini sadece bölgenin en güçlü devleti olarak değil, bölgesel düzeni şekillendirebilecek bir aktör olarak görmeye başladı.” değerlendirmesinde bulunduğu aktarıldı.

Analizde, “parçalanma ve ayrılıkçı dinamiklerin İsrail’in tarihsel stratejik düşüncesinde merkezi bir yer tuttuğu; Güney Sudan’ın bağımsızlığından önce güneyli isyancılarla kurulan ilişkiler ve Irak Kürtleriyle geliştirilen bağların buna örnek olduğu” ifade edildi.

Rabbani’nin, “Somaliland’i Somali’den koparmak bu yaklaşımın tamamen tutarlı bir devamıdır.” dediği aktarıldı.

Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb

Nezirevic’in analizinde, İsrail’in stratejik hesaplarının en net biçimde Kızıldeniz’de görüldüğü vurgulandı.

Bab el-Mendeb Boğazı’nın, 2023 sonlarından itibaren İsrail açısından kritik bir kırılganlık noktası haline geldiği; Yemen’deki Ensarullah hareketinin Gazze ile dayanışma kapsamında İsrail bağlantılı gemileri hedef alarak Asya-Avrupa ticaret hatlarını aksattığı belirtildi. ABD ve İngiltere’nin aylar süren hava saldırılarına rağmen bu saldırıların durdurulamadığı, sonunda Batılı güçlerin Yemen’i İsrail bağlantılı gemilere yönelik baskıyı sona erdirmeyen bir ateşkesi kabul etmek zorunda kaldığı kaydedildi.

Rabbani’nin, “Bu, İsrail için bir uyanıştı. Bab el-Mendeb stratejik kırılganlığın sembolüne dönüştü” dediği aktarıldı.

Somaliland’in Berbera liman kentinin Yemen’in karşısında, Aden Körfezi’nin hemen öte yakasında yer aldığı; boğaza yakın bölgelerde nüfuz sağlamanın gözetleme, istihbarat, hızlı konuşlanma ve caydırıcılık açısından önemli avantajlar sunduğu ifade edildi.

İsrail ile Somaliland arasında olası bir askeri varlık konusunda görüşmeler yapıldığına dair haberlerin resmen yalanlandığı, ancak Rabbani’nin İsrail’in bölgede zaten örtülü biçimde faaliyet gösterdiğini düşündüğü aktarıldı.

Rabbani’nin, “Resmi bir üs, zaten gayriresmi olanı görünür kılar. Bu da Kızıldeniz güvenliğini tanımlayan gücün İsrail olduğu mesajını verir.” dediği belirtildi.

Rabbani’nin, böyle bir adımın bölgesel istikrarı bozup bozmayacağı sorusuna ise, “İstikrarsızlaştırma bir yan etki değil, bizzat amaçtır.” yanıtını verdiği aktarıldı.

BAE, Suudi Arabistan ve Afrika Boynuzu

Analizde, “İsrail’in Somaliland’i tanımasının, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Afrika Boynuzu’ndaki artan rolünden ayrı düşünülemeyeceği” kaydedildi.

Abu Dabi’nin yıllardır Berbera Limanı başta olmak üzere Somaliland’e “ciddi yatırımlar” yaptığı; bölgeyi Körfez sermayesini Afrika pazarlarına bağlayan ticari bir merkez olarak gördüğü belirtildi. Emirlik şirketlerinin güvenlik, altyapı ve lojistik alanlarında da aktif olduğu ifade edildi.

Rabbani’nin, “İsrail ve Emirlik stratejileri derinden iç içe geçmiş durumda; bunlar birleşik bir kampanyanın parçası olarak görülmeli.” dediği aktarıldı. Bu yakınlaşmanın, özellikle Suudi Arabistan ile gerilimi artırdığı; Riyad’ın Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’nu hayati ulusal güvenlik alanları olarak gördüğü kaydedildi.

Rabbani’nin, “Abu Dabi için Tel Aviv ile ilişki, Riyad ile olandan daha değerli görünüyor. Emirlik politikaları giderek Suudi değil, İsrail önceliklerini yansıtıyor.” dediği aktarıldı.

Somaliland kararının, BAE’nin Yemen’in güneyindeki Güney Geçiş Konseyi’ne ve Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne verdiği destek gibi Suudi Arabistan’ı rahatsız eden diğer adımlarla aynı döneme denk geldiği; bunun iki ülke arasındaki geleneksel ittifakı zorladığı belirtildi.

Afrika’dan tepkiler ve Filistin meselesi

Analizde, Afrika Birliği’nin İsrail’e çağrıda bulunarak tanıma kararını geri çekmesini istediği; bunun egemenlik ve toprak bütünlüğü ilkelerini zedelediği uyarısında bulunduğu aktarıldı.

Somalili-Britanyalı sivil toplum aktivisti Adem Matan’ın, bu kararın “kırılgan bir bölgeyi daha da istikrarsızlaştırabileceğini” söylediği ifade edildi.

Matan’ın, “Bu, ayrılıkçı hareketlere dış güçlerin Afrika mutabakatını baypas edebileceği mesajını veriyor.” dediği aktarıldı. Tanımanın barış ya da refah getirmeyeceği; aksine “askerileşme, elit anlaşmaları ve jeopolitik rekabet” doğuracağı, sıradan insanların dışlandığı görüşünü dile getirdiği belirtildi.

Tanımanın ardından ortaya atılan, Somaliland’in Gazze’den zorla yerinden edilecek Filistinliler için bir varış noktası olabileceği yönündeki iddialara da değinildi.

Rabbani’nin bu iddiayı “tamamen gerçek dışı” olarak nitelediği; ancak bu söylemin İsrail içinde ve Somaliland yönetimi nezdinde siyasi amaçlara hizmet ettiğini söylediği aktarıldı.

https://ydh.com.tr/d/33982/somaliland-kizildeniz-de-ingiltere-bae-israil-hatti

Hukuk, güç ve kırılgan ittifaklar

Analizde, İsrail’in Somaliland’i tanımasının, uluslararası hukuk normlarındaki hızlı aşınmayı da gözler önüne serdiği ifade edildi.

Biden yönetimi döneminde İsrail’in bölgesel hamlelerinin ciddi bir kısıtlamayla karşılaşmadığı; Donald Trump’ın yeniden iktidara gelişiyle birlikte bu “sınırsızlık” algısının daha da güçlendiği belirtildi.

Rabbani’nin, “Bu durum, uluslararası hukukun artık önemini yitirdiği düşüncesini pekiştirdi.” dediği aktarıldı.

Son olarak, bu adımın Somaliland’i geniş çaplı bir tanınma dalgasına sürüklemekten ziyade daha da yalnızlaştırdığı; Etiyopya ve BAE gibi potansiyel destekçilerin Afrika ve Arap dünyasından gelen tepkiler nedeniyle geri durmak zorunda kaldığı kaydedildi. Tanımanın, Suudi Arabistan ile BAE arasındaki kırılganlıkları açığa çıkardığı, Mısır-İsrail ilişkilerine de yeni baskılar getirebileceği ifade edildi.

Analizde, Rabbani’nin şu değerlendirmesine yer verildi: “Bu hamle ittifakları yeniden şekillendirmeyi amaçlıyordu. Ancak bunun yerine, bu ittifakların ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu.”