
YDH - İran Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Danışmanı ve stratejik meseleler uzmanı Hamidrıza Mukaddemfer, Tahran'daki Sadat-ı Ahavi Camii'nde düzenlenen "Tebyin Cihadı ve Güncel Meseleler" başlıklı toplantıda, ülkede yaşanan son toplumsal olayları ve terör eylemlerini kapsamlı bir şekilde değerlendirdi.
Mukaddemfer, olayların arka planını, şiddetin boyutunu ve uluslararası güçlerin stratejilerini analiz etti.
Konuşmasının başında İran'ın devrimden bu yana karşılaştığı sert, yarı sert ve yumuşak güç tehditlerine değinen Mukaddemfer, Halkın Mücahitleri Örgütü'nün silahlı eylemlerinden Saddam Hüseyin aracılığıyla yürütülen savaşa, 1999, 2009, 2017, 2019 ve 2022 olaylarına kadar geniş bir tarihsel perspektif çizdi.
Tesnim ajansının aktardığına göre Mukaddemfer, 2025 yılında (Hicri Şemsi 1404) gerçekleştiğini belirttiği çatışmaya atıfta bulunarak, "ABD, İsrail ve aslında tüm NATO'nun İran'a karşı yürüttüğü 12 günlük doğrudan savaş, düşmanlarımızın devrim sonrası yüzleşmelerinin son örneklerinden biridir" ifadelerini kullandı.
ABD, İsrail ve NATO ittifakının bu 12 günlük savaşta başarısız olduğunu savunan Mukaddemfer, düşmanın bu yenilginin ardından İran halkından intikam almak ve ulusal bütünlüğü zedelemek amacıyla taktik değiştireceğinin öngörüldüğünü belirtti.
Mukaddemfer, "İmam (Ayetullah Ali) Hamenei'nin eşsiz liderliği, kutsal ulusal birlik ve özellikle füze gücüne dayalı savunma kapasitemiz, o savaşta zaferin temel bileşenleriydi. Düşman, ilk hesaplamalarının aksine asıl darbeyi İran halkından yediğini anladı. Bu nedenle yetkililer ve uzmanlar, düşmanın bu hezimetin telafisi için başka bir cepheden saldırıya geçeceğinden emindi" diye konuştu.
Devlet yetkililerinin, Siyonist rejimin İran'ın toplumsal savunma hatlarına yönelik bir hamle yapmasını beklediğini vurgulayan Mukaddemfer, karşılaşılan tablonun öngörülerin ötesinde olduğunu dile getirdi.
Mukaddemfer, "Düşmanın yumuşak savaş yoluyla halkı iktidarla karşı karşıya getirmek isteyeceği tahmin ediliyordu. Ancak karşılaştığımız şiddet, vahşet ve yıkıcılık boyutu, daha önce görülmemiş yeni bir olguydu. Bu tür davranışlar İranlıların ulusal ruhuyla bağdaşmıyor; bu da denkleme başka bir faktörün girdiğini gösteriyor" değerlendirmesinde bulundu.
Göstericilerin güvenlik güçlerini diri diri yakması, baş kesme eylemleri, camilerin ve Kur'an-ı Kerim nüshalarının ateşe verilmesi gibi olaylara dikkat çeken Mukaddemfer, bu eylemlerin IŞİD yöntemlerini dahi aştığını kaydetti.
Mukaddemfer, "Bazıları bu eylemleri 'IŞİD vari' olarak nitelendiriyor ancak gerçek şu ki, bu davranışlar IŞİD'in eylemlerinin bile ötesine geçti. Zira Kur'an ve cami yakmak gibi eylemleri IŞİD mensupları dahi yapmıyordu" dedi.
Söz konusu grupların yıkım ve kundaklama eylemlerini "şerefli sabotaj" olarak adlandırdığını hatırlatan Mukaddemfer, bu durumun köklü bir şiddet eğiliminin yanı sıra Mossad ve diğer yabancı istihbarat kurumlarının sahadaki varlığına işaret ettiğini belirtti.
Mukaddemfer, "Vurguladığımız gibi, bu tür bir sabotaj, cinayet ve kutsallara hakaret, en şiddetli itirazı olan veya seküler görüşe sahip İranlıların dahi ulusal ruhuyla örtüşmez. Dolayısıyla bu kaosun içinde casusluk teşkilatlarının, Bahailerin ve diğer insanlık karşıtı akımların izlerini net bir şekilde görmek gerekir. Güvenlik birimlerimizin elindeki somut istihbarat da bu analitik varsayımı açıkça doğruluyor" şeklinde konuştu.
Olaylardaki şiddetin kaynağına dair tespitlerini paylaşan Mukaddemfer, eylemcilerin düşman tarafından ciddi bir "bilişsel kuşatma" altına alındığını ifade etti.
Mukaddemfer, bu kişilerin İran karşıtı akımlar dışındaki hiçbir medya veya bilgi kaynağıyla temas kurmasına izin verilmediğini belirtti.
Halkın Mücahitleri Örgütü'nün 1970'ler ve 80'lerde üyelerini nasıl beyin yıkama yöntemlerine maruz bıraktığını hatırlatan Mukaddemfer, "O dönem yakalanan örgüt üyeleri, elebaşlarının kendilerine örgüt dışı gazete ve yayınları yasakladığını, onları sıkı bir medya ablukasında tuttuklarını anlatırdı. Bugün yaşanan garip şiddetin ve sapmaların temel nedenlerinden biri de işte bu faktördür" dedi.
Konuyu Kur'an-ı Kerim'den örneklerle temellendiren Mukaddemfer, Nuh Suresi'nin 71. ayeti ve Fussilet Suresi'nin 26. ayetine atıfta bulunarak, hakikati duymamak için kulaklarını tıkayan ve gürültü çıkararak bastırmaya çalışan zihniyetin tarihsel bir süreklilik arz ettiğini vurguladı.
Günümüzdeki bilişsel kuşatmanın çok daha karmaşık olduğunu ifade eden Mukaddemfer, "Bugün bazı eylemcilerin 1980'lerdeki örgüt üyeleri gibi bir kuşatma altında olduğunu söylesek şaşıranlar olabilir. Ancak değişen sadece yöntemlerdir. İran karşıtları, ABD ve bazı Batılı devletlerin teknolojik desteğiyle, Mesud Recevi'nin medya sansürü modelinin modern bir versiyonunu uyguluyor. Sosyal medya algoritmaları, küçük grupları organize ederek onları İran halkının geri kalanından koparan tam bir kimlik bunalımına ve şiddete sürüklüyor" değerlendirmesini yaptı.
Şiddetin temel hedefine değinen Mukaddemfer, İran karşıtlarının "kitlesel can kaybı yaratma" stratejisi izlediği bilgisini paylaştı.
Düşmanların 800 bin ila 1 milyon arasında İranlının ölmesini hedeflediğini öne süren Mukaddemfer, "Bu sadece bir analiz değil, son dönemde basına da yansıyan kendi itiraflarıdır" dedi.
Mukaddemfer, bu stratejinin amacını şu sözlerle açıkladı:
"Kitlesel ölümlerle öncelikle İran İslam Cumhuriyeti'nin ahlaki ve siyasi meşruiyetini sorgulatmak, dünyaya 'İran hükümeti çok sayıda insanı öldürdü' mesajını vermek ve bu cesetler üzerinden İran'a yönelik askeri bir operasyonun zeminini hazırlamak istediler."
Devlet yetkililerinin bu senaryoyu önceden okumasının, fitnenin belini kıran en önemli hamlelerden biri olduğunu belirten Mukaddemfer, en fazla can kaybının yaşandığı 8 Ocak (18 Dey) gecesinde dahi güvenlik güçlerinin ateşli silah kullanmadığını açıkladı.
Mukaddemfer, "Güvenlik güçlerine silah kullanma izni verilmemişti. Hatta bazı personel, karşı taraftan ateş açılmasına rağmen kendilerinin silahsız olmasından dolayı ciddi şikayetlerde bulundu. Ancak onlara, askeri ve güvenlik merkezlerini silahlı teröristlere karşı korumak dışında kesinlikle silah kullanmamaları emredilmişti. Bu nedenle çok sayıda güvenlik görevlisi mazlumca şehit oldu ama düşmanın projesini boşa çıkardı" ifadelerini kullandı.
"Kitlesel ölüm projesinin çökmesi" ve "12 Ocak yürüyüşü"nü olayların seyrini değiştiren dönüm noktaları olarak niteleyen Mukaddemfer, ABD'nin askeri tehditlerine dair de çarpıcı bir detay paylaştı.
Düşmanın defalarca İran'a kesin bir askeri saldırı düzenleyeceği izlenimi yarattığını belirten Mukaddemfer, "Hatta 14 Ocak gecesi, iki adet Amerikan B-2 bombardıman uçağı, yakıt ikmal uçaklarıyla birlikte İran'a doğru havalandı. Ancak İran sınırına bir saatlik mesafeden geri dönerek üslerine indiler" dedi.
Mukaddemfer, bu hamlenin gerçek bir saldırı niyeti taşımadığını, sahadaki eylemcilere moral vermek ve İran'ı korkutmak amacıyla sahnelenen bir gösteri olduğunu belirtti.
Hava tehditleriyle başarısız olan kara operasyonlarını canlandırmaya çalışan düşmanın, İran'a yönelik askeri bir müdahalenin sadece bir başlangıç olacağını ve bölgesel bir savaşı tetikleyeceğini fark ettiğini belirten Mukaddemfer, ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesindeki "uzun süreli savaşlardan kaçınma" ilkesine dikkat çekti.
Mukaddemfer, ABD Başkanı Donald Trump ile danışmanları arasında geçen bir diyaloğu şöyle aktardı:
"Trump, komutanlarına ve danışmanlarına 'İran'ın işini 20 dakika içinde bitirmeliyiz' demişti. Buna güvenen Almanya Şansölyesi ve İngiltere Başbakanı gibi Batılı liderler, 'İran birkaç gün içinde düşecek' şeklinde radikal açıklamalar yaptı. Ancak danışmanları Trump'ı uyardı: 'Eğer İran'a karşı yeni bir macera başlatırsak, bu iş 20 dakikada bitmez, aksine İran çok yıkıcı yanıtlar verir.'"
Trump'ın, İran'ın elinin kolunun bağlı olmadığı konusunda ikna edildiğini belirten Mukaddemfer, olası bir çatışmada İran'ın hedef listesinin çok geniş olduğunu vurguladı.
Mukaddemfer, "Sadece bölgedeki Amerikan üsleri ve askerleri değil; Basra Körfezi, Hürmüz Boğazı ve Bab el-Mendeb'deki enerji akışı ve hepsinden önemlisi Siyonist rejimin kendisi, İran'ın askeri yanıtının kesin hedefleri arasındaydı. İşte bu yüzden, savaşın sonuçlarından korkan İsrailliler bile kabinelerine resmen 'sessiz kalın' talimatı verdi" dedi.
Konuşmasının sonunda, ABD ve İsrail'in "Ayetullah Hamenei gibi süper bir rakip planlarımızı bozuyor" itirafında bulunduğunu kaydeden Mukaddemfer, düşmanlığın bitmediğini hatırlattı.
Mukaddemfer, "Düşman, savaşın psikolojik gölgesini koruyarak İran'ı uluslararası alanda izole etme, ekonomik baskıyı sürdürme ve siber sabotajlar düzenleme gibi planlarını devreye sokacaktır. Fakat bu stratejiler eskiden beri var ve İran İslam Cumhuriyeti bu komploları da etkisiz hale getirecektir" diyerek sözlerini tamamladı.