
YDH - Altın fiyatları küresel piyasalarda rekor seviyelere ulaşırken, Çin'in ABD ile yaşadığı jeopolitik rekabet doğrultusunda açıkladığından çok daha fazla değerli metali bünyesinde topladığı düşünülüyor.
Avustralya ve Yeni Zelanda Bankacılık Grubu'nun (ANZ) hazırladığı rapora göre, Çin'in rezervlerinde yaklaşık 5 bin 500 metrik ton altın bulunduğu tahmin ediliyor.
Bu miktar, Pekin yönetiminin resmen ilan ettiği rezerv miktarının iki katından fazlasına tekabül ediyor.
Söz konusu tahminlerin gerçeği yansıtması durumunda Çin, 8 bin tonun üzerinde rezervi bulunan ABD'nin ardından dünya genelinde ikinci sıraya yerleşecek.
ANZ analistleri, bu birikim stratejisinin Çin-ABD arasındaki hegemonya mücadelesine hazırlık olarak "stratejik kaynak stoklama" amacı taşıdığına işaret ediyor.
Pekin'in kaynak güvenliğine verdiği önem, 2011 yılında duyurulan "Ulusal Yeni Maden Arama Atılım Stratejisi" ile somut bir boyuta ulaşmıştı.
Bu strateji; ham petrol ve doğal gazın yanı sıra altın, bakır, uranyum ve nadir toprak metallerinin keşfi ile çıkarılmasını önceliklendiriyor.
Çin'in bu konudaki kararlılığı istihdam politikalarına da yansıyor. Zijin Madencilik Grubu gibi devlete bağlı dev kuruluşlar; metalurji, jeolojik araştırma ve madencilik alanlarında deneyimli uzmanları bünyesine katmak için girişimlerini yoğunlaştırıyor.
Nikkei Asia'nın haberine göre Çin, altın rezervlerini artırırken eş zamanlı olarak ABD Hazine tahvillerindeki varlıklarını hızla azaltıyor.
ABD Hazine Bakanlığı'nın resmi verileri, Çin'in elindeki tahvillerin 700 milyar doların altına gerilediğini ortaya koyuyor. Bu veri, zirve noktasına kıyasla yaklaşık yüzde 50'lik bir azalış anlamına geliyor.
Hali hazırda Çin'in elinde bulundurduğu tahviller, 38 trilyon dolarlık ABD ulusal borcunun yalnızca yüzde 2'sini oluşturuyor. ANZ tahminlerine göre, Çin'in altın rezervlerinin toplam değeri, elindeki Hazine tahvillerinin değerini çoktan aşmış durumda.
Analistler, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in ABD'ye karşı elindeki ekonomik kozları kullanma biçimini değerlendirirken, geçmişteki yüksek tahvil oranlarına atıfta bulunuyor.
Eğer Çin, geçmiş yıllarda olduğu gibi Amerikan devlet borcunun yüzde 10'unu elinde tutmaya devam etseydi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Pekin üzerindeki baskı alanının daha kısıtlı olabileceği belirtiliyor.
Öte yandan, Çin'in Hazine tahvillerinden uzaklaşması, ABD devlet borcuna ilişkin kredi risklerini göz önünde bulunduran pragmatik bir yaklaşım olarak da görülüyor.
Kuşak ve Yol altyapı girişimi için ayrılan fonların beklenen getiriyi sağlamaması, Pekin'i daha güvenli limanlara itiyor. Altın her ne kadar doğrudan bir getiri sunmasa da, enflasyona ve acil durum senaryolarına karşı en dirençli araç olarak öne çıkıyor.
Uzmanlara göre Çin'in "altına hücum" stratejisi, aslında küresel pazardaki kaliteli yatırım seçeneklerinin azalmasının bir yansıması.