ICE ve Gazze: ABD emperyalizmini anlamak

29 Ocak 2026

ABD’nin göç politikaları ve sınır denetimi uygulamaları ile Gazze ve küresel stratejiler arasındaki bağlantılara dikkat çekilirken, bu unsurların ABD emperyalizmi bağlamında iç içe geçtiği belirtildi.

YDH- Mondoweiss’te yayımlanan bir röportajda, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’nin (ICE) rolü, ABD göç politikalarının tarihsel arka planı ve bu politikaların küresel ölçekte yürütülen askeri ve siyasi stratejilerle ilişkisi ele alındı.

Mondoweiss, bu hafta 1.000’den fazla savunuculuk örgütünün, Kongre’ye bir mektup göndererek, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) ile Sınır Devriyesi’ne sağlanan fonların durdurulmasını talep ettiğini kaydetti. Çağrının, Minneapolis’te Renee Good ve Alex Pretti’nin infaz edilmesine karşı düzenlenen yaygın protestoların ardından geldiği bildirildi.

Söz konusu mektupta, Kongre’ye hitaben, “kaç kişinin daha ölmesi gerektiği, kaç yalanın daha söylenmesi gerektiği ve kaç çocuğun yem olarak kullanılıp kaçırılması gerektiği” sorusunun yöneltildiği belirtildi.

Mektupta, Kongre’nin sorumluluklarını yerine getirerek, “kontrolden çıkmış bu kurumların göçmen topluluklara, beyaz olmayan topluluklara ve onların destekçilerine yönelik şiddetini durdurması” çağrısı yapıldığı bilgisi verildi.

Bu bilgileri akran Mondoweiss’in ABD muhabiri Michael Arria, Kanadalı aktivist ve “Border and Rule: Global Migration, Capitalism, and the Rise of Racist Nationalism” (Sınır ve İktidar: Küresel Göç, Kapitalizm ve Irkçı Milliyetçiliğin Yükselişi) ve “Undoing Border Imperialism” (Sınır Emperyalizmini Ortadan Kaldırmak) adlı kitapların yazarı Harsha Walia ile görüştü.

ICE, Trump döneminde bir kırılma mı?

Harsha Walia, ICE’nin Trump yönetimi altında ABD göç politikaları tarihinde özgün bir kırılma mı yoksa mevcut uygulamaların devamı mı olduğu sorusu üzerine, bunun “ya biri ya diğeri” şeklinde değerlendirilemeyeceğini belirtti. Walia, sınır güvenliği altyapısının Trump’tan önceye dayandığını ifade ederek, sınır denetiminin uzun süredir iki partili bir uygulama olduğunu söyledi.

Walia, ICE’nin, İç Güvenlik Bakanlığı’nın (DHS), ABD Gümrük ve Sınır Koruma birimlerinin (CBP) ve tüm sınır polisliği altyapısının yeni olmadığını vurguladı. Ancak Walia, mevcut yönetim döneminde uygulamaların “özellikle açık biçimde insanlıktan çıkarıcı şiddet gösterisi” üzerinden tırmandığını ifade etti.

Walia, aşırı sağ söylemin, kendini yeniden üretmek için “ırksal korku ve terör”e dayandığını belirtti.

ABD ile sınırlı olmayan bir süreç

Walia, ABD’de yaşananların yalnızca ülke sınırları içinde değerlendirilmesinin hata olacağını söyledi. Göçmenlere yönelik saldırıların dünya genelinde yoğunlaştığını ifade eden Walia, Akdeniz’in “dünyanın en ölümcül sınırı” haline geldiğini kaydetti.

Walia, Doğu Avrupa, Hindistan, Bangladeş, Yeni Zelanda ve Avustralya gibi bölgelerde de benzer politikaların uygulandığını belirtti. Bu sürecin, iklim krizi ve kapitalizm ile sömürgecilik kaynaklı artan eşitsizlikler bağlamında gerçekleştiğini ifade etti.

Sınır güvenliği ve göçmen denetiminin giderek “savaş teknolojileriyle” yürütüldüğünü aktaran Walia, bu durumun küresel ölçekte tırmandığını söyledi. Bu nedenle ICE’nin, daha geniş bir küresel bağlam içinde ele alınması gerektiğini vurguladı.

ICE’nin ortaya çıkışı ve “terörle savaş”

ICE’nin geçmişine ve ortaya çıktığı siyasi iklime ilişkin değerlendirmede bulunan Walia, ICE’nin 11 Eylül saldırılarının ardından başlatılan “terörle savaş” politikalarının bir ürünü olduğunu ifade etti. Bu dönemde içerde yürütülen güvenlik politikaları ile dışarıdaki askeri müdahalelerin birbirine bağlandığını belirtti.

Walia, 1980’ler ve 1990’larda Latin Amerika’daki darbeler ve ABD müdahaleleriyle göçmen politikaları arasında doğrudan bağlar bulunduğunu söyledi. 11 Eylül sonrasında ise “anti-terör” tutuklamaları, güvenlik gözaltıları ve Guantanamo uygulamalarının öne çıktığını aktardı.

Bu sürecin Irak, Afganistan, Somali ve Afrika Komutanlığı’nın (AFRICOM) genişlemesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade eden Walia, içerdeki savaş ile dışardaki savaşın “tamamen birleştiğini” söyledi.

Walia, ICE’nin bu bağlamda “emperyal savaşın içerdeki uzantısı” olarak işlev gördüğünü kaydetti.

Gazze, Filistin ve yerleşimci sömürgecilik

Röportajda, Gazze’de yaşananlarla ABD’deki gelişmeler arasında kurulan paralellikler de ele alındı.

Walia, ABD ve İsrail’in “yerleşimci sömürgeci toplumlar” olduğunu belirtti. Bu toplumların, sınırların genişletilmesi, üstünlük ideolojileri ve etno-milliyetçilik üzerine kurulu olduğunu ifade etti.

Bu yapıların tekil hükümetlerden bağımsız olarak, devletlerin kuruluş temellerine yerleşmiş olduğunu vurgulayan Walia, bu durumun göç politikalarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi.

Güvenlik teknolojileri ve şirketler

Walia, göçmen denetimi ile askeri güvenlik uygulamaları arasında doğrudan bir teknoloji ve şirketler ağı bulunduğunu aktardı. Palantir ve Elbit gibi şirketlerin farklı coğrafyalarda benzer rolleri üstlendiğini belirtti.

Filistin’de inşa edilen ayrım duvarında görev alan şirketlerin, ABD-Meksika sınırındaki duvar projelerinde de yer aldığını ifade eden Walia, güvenlik teknolojilerinin kurumlar arasında paylaşıldığını aktardı.

Ayrıca, İsrail ordusu ile çeşitli ABD polis birimleri, ICE ve sınır güvenliği yapıları arasında eğitim paylaşımı yapıldığı belirtildi.

İki partili bir güvenlik politikası

Walia, ICE’nin yalnızca Trump yönetimine özgü bir yapı olarak ele alınmasının yanıltıcı olup olmadığı sorusuna cevaben, sınır güvenliği ve göçmen denetiminin her zaman iki partili bir uygulama olduğunu söyledi. ICE’nin lağvedilmesine yönelik çağrıların, daha geniş bir sınır güvenliği yapısının ortadan kaldırılması talebiyle birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.

Walia, yalnızca ICE’nin kapatılmasının, yetkilerin başka kurumlara devredilmesiyle sonuçlanabileceği uyarısında bulundu.

Göçmen politikalarının farklı dönemlerde farklı biçimler aldığını belirten Walia, bunun bazen sınır ölümleri, bazen duvar inşası, bazen de gözaltı ve tutuklamalar şeklinde ortaya çıktığını ifade etti.

Walia, ABD’deki tüm yönetimlerin bu yapıya bağlı kaldığını belirterek, toplumsal hareketlerin hedefinin “ICE, CBP, DHS ya da sınırın kendisi dahil olmak üzere göçmenlik denetim sisteminin tamamını” ortadan kaldırmak olması gerektiğini söyledi.