Karşılıklı askeri yığınak ve tehditler

30 Ocak 2026

"İran ile yaşanan mevcut gerilim bağlamında Trump, askeri darbeyi planlanmış stratejik bir seçenekten ziyade, güç gösterisi yapma aracı veya şok etkisiyle müzakere pozisyonu dayatma yöntemi olarak görebilir."

YDH - ABD ve İran arasındaki askeri yığınak ve sertleşen söylemler, tarafları savaşın eşiğine getirse de her iki başkent de stratejik bir bekleme sürecini sürdürüyor. Türkiye, Umman ve Katar üzerinden yürütülen gizli diplomasi trafiğine rağmen Washington askeri seçenekleri masada tutarken, Tahran direniş politikasından ve olası bir saldırıya misilleme kararlılığından taviz vermiyor. El-Ahbar gazetesi yazarı Yahya Debbuk'un değerlendirmesine göre ABD'nin olası bir askeri müdahalesi, topyekûn bir işgalden ziyade rejimi sarsmaya veya müzakereye zorlamaya yönelik sembolik, şok edici nokta operasyonlar şeklinde planlanıyor.

Körfez sularındaki askeri yığınaktan her geçen gün dozu yükselen resmi söylemlere kadar mevcut manzara, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki askeri karşılaşmanın neredeyse kaçınılmaz hale geldiğini gösteriyor.

Yine de şu an yaşananlar ve sonrasında yaşanabilecekler, belirsizliğini koruyor ve çelişkili tahminlerle çevrelenmiş durumda.

Washington'ın, sadece gözdağı vermenin işe yaramadığını gördükten sonra askeri tatbikatları genişleterek, ilave savunma ve saldırı kapasiteleri konuşlandırarak ve tehditkâr söylemin dozunu artırarak baskıyı yoğunlaştırdığı görülüyor.

Buna karşılık Tahran, teslimiyet olarak algılanabilecek her türlü tavizi reddediyor ve karşılaşmanın maliyeti ne kadar ağır olursa olsun, tehdit altında dayatılan şartları kabul etmenin bedelinden daha düşük olacağında ısrar ediyor.

Savaşın kıyısındaki bu tıkanıklık, tarafların sadece tereddüdünü değil, aynı zamanda karmaşık bir stratejinin varlığını da yansıtıyor; Amerika Birleşik Devletleri sonuçları önceden belirlenmiş bir müzakere çerçevesi dayatmaya çalışırken, İran direnişin düşmanını geri çekilmeye ve beklentilerini düşürmeye zorlayacağına oynuyor.

Fakat bu görünürdeki tıkanıklığın gölgesinde Türkiye, Umman ve Katar kanalları üzerinden, savaşı kısmi bir uzlaşıyla önlemeyi hedefleyen gizli bir diplomasi trafiği işliyor.

Ne var ki Washington bu kanalları, kamuoyuna açıkladığı şartlardan taviz vermeksizin Tahran'ın esnekliğini ve boyun eğme ihtimalini test etmek için kullanıyor.

Tahran ise aynı kanalları, karşılık vermeye hazır olduğunu göstermek ve herhangi bir saldırının Amerika Birleşik Devletleri'ne pahalıya patlayacağı mesajını iletmek için değerlendiriyor.

Bu ilan edilmemiş görüşmeler sürdüğü müddetçe durum savaşın eşiğinde kalmaya devam edecek; zira tansiyonu yükseltmek kendi başına bir amaç değil, sonraki müzakerelerde el güçlendirmek için kullanılan bir araç.

Ancak taraflardan birinin diğerinin pozisyonunu yanlış hesaplaması sonucu bu çabalar tökezlerse, ABD askeri seçenekleri devreye sokabilir; fakat bu durum, Afganistan veya Irak'ta olduğu gibi geniş çaplı klasik bir savaş anlamına gelmeyebilir.

Bu çerçevede, Amerikan çevrelerinde çeşitli senaryolar konuşuluyor. Bunlardan ilki, hassas altyapıyı veya önemli bir şahsiyeti hedef alan, halkın öfkesini yeniden sokaklara dökerek bu öfkeyi rejimi çözmeye yönelik bir itici güce dönüştürmeyi amaçlayan sembolik bir darbe.

İkincisi, Venezuela örneğinde olduğu gibi, şok etkisinin rejimi boyun eğmeye zorlayacağı veya çöküşe götüreceği varsayımıyla, İran liderliğinin karar alma yetisini felç etmeyi hedefleyen yıldırım hızında ve odaklı bir operasyon.

Üçüncüsü ise karar vericilerde zafiyet yaratarak müzakere masasına geri dönüşün kapısını aralamayı amaçlayan, askeri veya istihbari noktalara yönelik hesaplı darbeler silsilesi.

Tüm bu seçenekler tek bir ortak noktada buluşuyor: Güç kullanımı kendi başına bir amaç değil, siyasi bir manivela. Ancak hepsi, İran rejiminin baskı altında çökeceği veya yumuşayacağı varsayımına dayanıyor.

Oysa geçmiş tecrübeler bu varsayımı doğrulamıyor, aksine tam tersini kanıtlıyor; dış askeri baskı, içerdeki anlaşmazlıklar ne kadar derin olursa olsun, İran iç kamuoyunu daima birleştiriyor.

Askeri seçeneklerin bugüne kadar hayata geçirilmesini engelleyen temel faktör, Washington'ın bu seçeneklerin maliyetini, İran'ın herhangi bir saldırıya karşılık verme kararlılığı ve kapasitesiyle, ayrıca Amerikan istihbarat çevrelerinin öngördüğü sonuçlarla birlikte değerlendirmesi.

Ancak geleceği öngörmeyi zorlaştıran asıl unsur, Trump'ın askeri kararlarını Pentagon'un tahminlerine veya istihbarat tavsiyelerine -bunları dinlese bile- dayanarak değil, kendi siyasi hesaplarına ve kişisel içgüdülerine göre alması.

Trump'ın geçmişi, riskli bile olsa cesur bir adımın "güçlü ve yenilmez" başkan imajını pekiştireceğine inandığında, geleneksel güvenlik tavsiyelerini göz ardı etmeye hazır olduğunu gösteriyor.

İran ile yaşanan mevcut gerilim bağlamında Trump, askeri darbeyi planlanmış stratejik bir seçenekten ziyade, güç gösterisi yapma aracı veya şok etkisiyle müzakere pozisyonu dayatma yöntemi olarak görebilir.

Bu nedenle, bu seçeneğin sadece ordunun hazırlık durumuna veya istihbarat bilgilerinin doğruluğuna bağlı olduğunu varsayan her türlü analiz, en önemli faktörü gözden kaçırıyor: Bugün Washington'da nihai karar sadece planlama ve harekât odalarından değil, bizzat Başkan'ın odasından çıkıyor.

Çeviri: YDH