İsrail'den deniz ablukası çağrıları: Geleneksel caydırıcılık devri kapandı

30 Ocak 2026

"Oysa bugünün İran'ı, 1980'lerin sonundaki İran değil; baskıları yönetme konusunda daha deneyimli bir ekonomik yapıya ve o dönemde mevcut olmayan gelişmiş füze kapasitesine sahip."

YDH - İsrail ve ABD kanadında, İran'a karşı geleneksel caydırıcılığın etkisini yitirdiği ve rejimin siyasi bir teslimiyete zorlanmasının imkânsız olduğu görüşü ağırlık kazanıyor. El-Ahbar gazetesi yazarı Ali Haydar'ın yorumuna göre topyekûn savaşın maliyetinden kaçınan karar alıcılar, "deniz ablukası" gibi ara formülleri tartışsa da, bu seçenek İran iç kamuoyunu rejim etrafında kenetleme ve çatışmayı asimetrik yollarla bölgeye yayma riski taşıyor. Ayrıca Haydar, iktisadi baskının Devrim Lideri Ayetullah Ali Hamenei'nin geri adıma zorlayacağı beklentisinin, İran'ın gelişen askeri kapasitesi ve baskılara karşı kazandığı ekonomik bağışıklık nedeniyle hatalı bir tarihsel kıyaslama olduğuna işaret ediyor.

İsrail cephesinde, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a karşı başvurabileceği seçeneklere dair tahminler muhtelif. Ancak bu okumaları birleştiren ortak nokta, geleneksel caydırıcılığın artık Tahran'a boyun eğdirmek için yeterli bir araç olmadığına dair artan kanaat.

Zira sonuncusu 12 Gün Savaşı olan birikmiş tecrübeler, karar alıcıların zihnine şunu kazıdı: Mevcut rejimin bekası, askeri kapasitesinden bağımsız olarak, ondan siyasi bir teslimiyet koparmanın fiilen imkânsızlığı anlamına geliyor.

Zira rejim, varlığını pazarlığa açık bir siyasi otorite olarak değil, taviz vermeyi meşruiyetinin özüne saldırı sayan bir ilkeler ve tercihler manzumesi olarak tanımlıyor.

Bu formül rejime araçlarda geniş bir taktiksel esneklik sağlasa da, stratejik ilkelerden taviz vermeyi varoluşsal bir yasağa dönüştürüyor.

Bu noktadan hareketle, bazı İsrail çevrelerinde, İran'a "gerçek bir teslimiyet" dayatmanın rejimin temellerini hedef almayı gerektirdiği sonucu dile getiriliyor.

Bu, ABD'nin yapısal maliyetini bildiği ve özellikle daha zayıf devletlere karşı bile uzun süreli harekâtların sınırlı etkisini gösteren emsaller ışığında, üstlenmeye pek istekli görünmediği bir seçenek.

İşte bu idrak, tarafları topyekûn savaş ile kırılgan bir diplomatik çözüm arasında orta yollar aramaya itiyor.

Geçici deniz ablukası fikri de bunlardan biri; zira bu adım, daha sonra sınırlı bir darbeye zemin hazırlamak veya dış baskıyla kesişen iç dinamikleri harekete geçirmek için bir basamak olarak kullanılabilir.

Ne var ki "savaşın alternatifi" olarak sunulan abluka, iç bütünlüğü parçalamak yerine, söylemini "dış tehdit"le mücadele üzerine kuran rejim için bir seferberlik kaldıracına dönüşebilir.

Jeopolitik düzlemde ise bu seçenek İran'ı, rakip güçlerle ortaklıklarını derinleştirmeye, ithal ikamesi politikalarını devreye sokmaya ve hassas sektörlerde yerli kapasiteyi geliştirmeye iterek, gelecekte dış ekonomik araçların etkisini zayıflatacaktır.

Ayrıca, büyük güçlerin çatışan çıkarları göz önüne alındığında, uzun vadeli bir abluka için uluslararası mutabakat sağlamak zorlu bir hedef; bu durum yaptırım duvarında gedikler açarak, yaptırımların meşruiyetini ve etkinliğini aynı anda zayıflatabilir.

Bu karmaşık tabloya, en az diğerleri kadar önemli bir risk daha ekleniyor: "Asimetrik karşılık" yoluyla bölgesel tansiyonun yükselmesi ihtimali. Ağır ekonomik baskı, çatışmayı farklı sahalara taşıyarak hasmın bir alandaki üstünlüğünü diğer alanlarda bir yüke dönüştürme ihtimalinin kapısını aralıyor.

Fakat bu tür bir sürtüşme, yanlış hesaplama riskleriyle çevrili; her taraf topyekûn savaş eşiğini aşmadan caydırıcılık mesajı vermeye çalışırken, mesajların birikmesi "kazara kayma" ihtimalini artırıyor.

Sınırlı bir hadisenin stratejik bir tırmanış olarak yorumlanması, karşılıkların kontrolden çıkarak zincirleme reaksiyona dönüşmesine yol açabilir.

Bu bağlamda dikkat çekici olan, deniz ablukası seçeneğini savunanların, İmam Humeyni'nin tehdit rejimin varlığına dokunacak seviyeye ulaştığında Irak savaşını durdurmayı kabul etmesini emsal göstermeleri.

Bu çevreler, iktisadi baskının ve bunun içerdeki yansımalarının, mevcut Rehber Ayetullah Ali Hamenei'yi rejimi korumak adına geri adım atmaya zorlayacağı varsayımından yola çıkıyor.

Oysa bugünün İran'ı, 1980'lerin sonundaki İran değil; baskıları yönetme konusunda daha deneyimli bir ekonomik yapıya ve o dönemde mevcut olmayan gelişmiş füze kapasitesine sahip.

Bu durum, Tahran'a karşı baskı araçları ve ulusal güvenliğine -geniş tanımıyla- yönelik her türlü müdahalenin maliyetini yükseltme gücü kazandırıyor.

Çeviri: YDH