
YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Hasan Haydar'ın değerlendirmesine göre ABD'nin Fars Körfezi ve etrafındaki askeri konuşlanması, doğrudan bir askeri harekâttan ziyade İran'a yönelik aktif deniz ablukası hazırlığına işaret ediyor. Amerikan gemilerinin İran füzelerinin menzili içinde kalması, bu stratejinin saldırıdan çok caydırıcılık ve ekonomik boğma amacı taşıdığını gösteriyor. Buna karşılık Tahran yönetimi, asimetrik harp yetenekleri ve füze sistemleriyle bölgedeki askeri varlığını tahkim ederken, daralan çemberde yaşanabilecek en küçük bir taktiksel hata istenmeyen bir çatışmayı tetikleme riski taşıyor. ABD ise bu ablukayla İran içinde toplumsal huzursuzluğu tetikleyerek Tahran'ı siyasi tavizlere zorlamayı hedefliyor.
ABD donanmasının stratejik güzergâhlardaki konuşlanma karakteri, Washington'ın İran'a yönelik aktif bir deniz ablukası uygulama aşamasında olabileceğini gösteriyor.
İktisadi ablukanın pratik bir uzantısı olarak görülen bu adım, Tahran'ı kontrol edilmesi güç bir açık çatışmaya sürüklemeden yıpratmayı hedefleyen çok katmanlı bir baskı aracı niteliğinde.
Bu yaklaşım, doğrudan askeri darbeler yerine, başta enerji sektörü olmak üzere İran ekonomisinin can damarlarını hedef alan bir "kademeli boğma" siyasetini ikame ederken, askeri caydırıcılık unsurunu da masada tutuyor.
Daha geniş bir perspektiften bakıldığında ise bu yeniden mevzilenme, ABD'nin Avrupa'daki güçlerini çekmesini meşrulaştırmak ve küresel enerji koridorları üzerindeki hakimiyetini pekiştirmek için "İran tehdidini" araçsallaştıran önleyici bir strateji olarak okunabilir; bu da Washington'a Avrupalı müttefikleri karşısında ilave jeopolitik kozlar sağlıyor.
Amerikan filolarının İran kıyılarından uzak durarak Akdeniz veya Kuzey Hint Okyanusu'nda konuşlanması, genellikle uzun menzilli saldırı hazırlıklarıyla ilişkilendirilir.
Bu taktik, deniz unsurlarını İran'ın kısa ve orta menzilli füzelerinin tehdit menzili dışına çıkarırken, genellikle geniş çaplı askeri saldırılara zemin hazırlayan siyasi ve medya odaklı bir tansiyonu yükseltme sürecine eşlik eder.
Ancak mevcut tablo farklı bir görünüm arz ediyor. Amerikan kuvvetleri Fars Körfezi, Umman Denizi ve Arap Denizi'nde konuşlanmış durumda ve askeri gemiler Hürmüz Boğazı'ndan Körfez sularına geçişlerini sürdürüyor.
Bazı uzmanlara göre bu durum, kapsamlı bir saldırı ihtimalinin azaldığına işaret ediyor.
Zira İran kıyılarına yakın konuşlanma, Amerikan gemilerini menzilleri 200 ila 300 kilometre arasında değişen ve bazı gelişmiş modellerde bin kilometre eşiğini aşan İran balistik ve seyir füzelerinin hedef menziline sokuyor.
İran İslam Cumhuriyeti'nin son dönemde kıyı şeridine füze sistemleri, saldırı dronları, torpido ve füze rampalarıyla donatılmış sürat tekneleri ve patlayıcı yüklü insansız deniz araçları yerleştirmesi, bu riski daha da artırıyor.
Dolayısıyla, salt askeri bir perspektiften bakıldığında, mevcut Amerikan konuşlanması doğrudan bir taarruz savaşı mantığına hizmet etmiyor.
Aksine, bu tablo karşılıklı caydırıcılık, yakın takip, angajman kurallarının dayatılması ve hassas deniz koridorlarındaki trafiğin denetlenmesi stratejisiyle örtüşüyor.
Başka bir deyişle bu askeri varlık, belirleyici darbeler indirmekten ziyade yaptırımları uygulamak ve denetlemek amacıyla kullanılan siyasi ve güvenlik odaklı bir baskı aracını temsil ediyor.
Bununla birlikte, Amerikan konuşlanması ciddi risklerden de yoksun değil. Geçtiğimiz yıllarda asimetrik harp konusunda, özellikle de dar deniz alanlarında önemli bir tecrübe biriktiren İran Silahlı Kuvvetleri, bu riskleri yakından takip ediyor.
Veriler, Tahran'ın deniz gücünün önemli bir kısmını Körfez'e konuşlandırdığını doğruluyor. Bu hamleler arasında denizaltıların sevki, sürat teknelerinin varlığının artırılması ve menzilleri 200 ila 500 kilometre arasında değişen (bazı sistemlerde 700 kilometreye varan) kısa ve orta menzilli kıyıdan denize füze sistemlerinin yeniden konuşlandırılması yer alıyor.
Yukarıdaki tablo, İran'ın savunma amaçlı caydırıcılıktan sınırlı çatışmaya kadar uzanan, ancak topyekûn bir savaşa gitmeyi zorunlu kılmayan çeşitli senaryolara hazırlıklı olduğunu gösteriyor.
Fakat askeri güçlerin dar bir coğrafi alanda yığılması, Körfez'i son derece hassas bir sahaya dönüştürüyor. Burada yaşanacak en küçük bir taktiksel hata veya siyasi yanlış hesaplama, kasıtsız bir çatışmanın fitilini ateşleyebilir.
Tüm bu veriler ışığında Amerikan stratejisi, ekonomik yaptırımlardan kademeli olarak petrol ihracatını hedef alan bir "deniz ablukasına" geçişe daha yakın duruyor.
Washington'ın, İran deniz taşımacılığını kısıtlamak için doğrudan askeri müdahale yerine dolaylı hukuki, güvenlik ve siyasi araçlara başvurması muhtemel.
Bu kapsamda, yabancı tankerlerin İran ham petrolünü taşımasının engellenmesi, gemilere el konulması veya "suça karışan" şirket ve ülkelere ağır yaptırımlar uygulanması gündeme gelebilir.
Bu süreçte ABD, "Tanker Savaşı" senaryosunun tekrarlanmasından ve küresel enerji güvenliğini tehdit edecek şekilde Hürmüz Boğazı'nın kapatılması riskinden kaçınmak adına, İran devletine ait tankerlerle doğrudan sıcak temastan özenle kaçınacaktır.
Washington, ekonomik ve deniz üzerindeki çemberi daraltmanın İran içindeki geçim sıkıntısını derinleştireceğine, toplumsal tansiyonu yükselteceğine ve sonuç olarak geniş çaplı protestoların veya organize siyasi hareketlerin önünü açacağına inanıyor.
Amerika'nın perspektifine göre bu durum, Tahran'ı taviz vermeye zorlayacak ilave bir baskı unsuru oluşturuyor.
Çeviri: YDH