
YDH- Aşırı sağcı yerleşimci gruplar, "Güney Lübnan" tabirini reddederek bu toprakları "Kuzey Celile" olarak tanımlayan yeni bir propaganda dalgası başlattı.
Uri Tzafon (Kuzey’e Uyanış) hareketinin önde gelen Siyonistlerinden Anna Slutkin, Makor Rishon gazetesinde yayımlanan makalesinde, Siyonist hareketin 1919’daki "Litani sınırı" vizyonuna geri dönülmesi çağrısında bulunarak, işgal altındaki bölgelerin ötesine geçen bir yerleşim planını açıkça ilan etti.
Slutkin, analizine erken dönem Siyonist liderlerden Nahum Sokolov’un 1919 yılındaki ifadeleriyle başlıyor.
Sokolov’un o dönem talep ettiği sınırların Litani Nehri’nden Akabe Körfezi’ne kadar uzandığını hatırlatan Slutkin, bugünkü sınırların "tarihsel bir sapma" olduğunu iddia ediyor.
Bu yaklaşım, yerleşimci ideolojisinin modern ulus-devlet sınırlarını (Sykes-Picot mirasını) geçici engeller olarak gördüğünü ve sömürgeci genişlemeyi "aslına rücu" şeklinde ambalajladığını bir kez daha teyit ediyor.
Makalede, Yahudi kutsal metinleri ve sözde 'arkeolojik bulgular' (Tel Rehov mozaiği gibi) üzerinden Güney Lübnan’daki köyler doğrudan hedef gösteriliyor.
Slutkin, argümanlarında bu köyleri antik Yahudi yerleşimleriyle özdeşleştirerek mülkiyet iddiasında bulunuyor:
Ayta eş-Şaab: "Kubaya Daya" olarak tanımlanarak hedef listesine alınıyor.
Hula ve Ya'atar: Antik yerleşim isimleri üzerinden "asli Yahudi toprağı" olarak yaftalanıyor.
Kana: 1996 ve 2006 katliamlarıyla hafızalara kazınan bu bölge, Aşer kabilesinin mirası olarak sunuluyor.
Bu metodoloji, sömürgeci arkeolojinin tipik bir örneği olarak; yerli halkın binlerce yıllık varlığını yok sayıp, metinsel referansları askeri bir işgal haritasına dönüştürmeyi amaçlıyor.
Slutkin, "Güvenlik ve tarih el ele yürür" diyerek, askeri gereklilikleri teolojik hırslarla birleştiriyor.
Yazara göre, Litani Nehri ve Ürdün hattının kontrolü sadece dini bir zorunluluk değil, aynı zamanda kuzeydeki yerleşimlerin korunması için "tek seçenek."
Bu durum, İsrail’in güvenlik doktrininin aslında ucu açık bir genişlemecilikten ibaret olduğunun altını çiziyor.
Uri Tzafon hareketinin bu çıkışı Siyonistlerin daha fazla işgal ve demografik saldırganlıkta duraklamadığını gösteriyor.
Slutkin’in "Her yerleşim yerine tekrar döneceğiz" ve "En uygun zaman hemen şimdidir" şeklindeki söylemi, Lübnan’ın egemenliğine yönelik doğrudan bir tehdit olmanın ötesinde, bölgeyi bir "inanç savaşına" sürükleme niyetini açık ediyor.
Bu psikopatoloji düzeyindeki yerleşimci vizyonu, Lübnan halkının direnişini yalnızca siyasi bir tercih değil, bir varoluşsal zorunluluk haline getiren temel dinamo olarak karşımıza çıkıyor.
Dahası, Batı Asya'nın anti-emperyalist güçleri için bu tür metinler, Siyonizmin nihai hedefinin asla mevcut sınırlarla yetinmeyeceğinin kanıtı niteliğinde.