
YDH- İsrail’in Davar gazetesinde yer alan habere göre, İsrail Ulusal Sigorta Kurumu’nun 2024 Yoksulluk Raporu, ülkede yoksulluk oranlarında “hafif bir artışa” ve çocukların ekonomik durumunda “süregelen bir kötüleşmeye” işaret etti.
Rapora göre, yoksulluk sınırı yükselmesine rağmen İsrail’de yaklaşık “2 milyon kişi” yoksulluk içinde yaşıyor; bunların “880 bini çocuk” ve bu sayı ülkedeki çocukların “dörtte birinden fazlasına” karşılık geliyor.
Yoksulluk sınırı yükseldi, tablo değişmedi
Raporda, OECD ölçütlerine göre, aylık geliri “3.547 şekelin” altında olanların yoksul kabul edildiği belirtildi. Bu tutarın 2023’e kıyasla “229 şekel arttığı”, bunun da genel nüfusun reel gelirinde artışa işaret ettiği kaydedildi.
Çiftler için yoksulluk sınırının aylık “7.095 şekel”, üç çocuklu bir aile için ise “13.303 şekel” olduğu aktarıldı.
Bu ölçütlere göre, 2024’te yoksulluk oranının 2023’e kıyasla genel olarak değişmediği bildirildi. Bireyler düzeyinde yoksulluk oranının “yüzde 20,6’dan yüzde 20,7’ye” yükseldiği, haneler düzeyinde ise “yüzde 20,2’den yüzde 20,0’a” gerilediği ifade edildi.
Gıda güvencesizliği ve temel ihtiyaçlar
Rapora göre, reel gelir artışına rağmen İsrail’de yaşayanların “yüzde 28,1’i” ekonomik nedenlerle gıda güvencesizliği yaşıyor; bu grubun içinde “yaklaşık bir milyon çocuk” bulunuyor.
İsraillilerin “yüzde 26’sının” sağlıklı gıdaya erişemediği belirtilirken, bu oranın 2023’te “yüzde 33,4” olduğu ve kısmi bir düşüş yaşandığı kaydedildi.
Çocuk yoksulluğunda artış
Raporda, çocuklar arasında yoksulluğun son yıllarda “istikrarlı biçimde arttığı” vurgulandı. 2024’te İsrail’deki çocukların “yüzde 28’inin” yoksul kabul edildiği belirtildi.
Bu oranla İsrail’in, OECD ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunda “Kosta Rika’nın ardından ikinci sırada” yer aldığı aktarıldı.
2023’te çocuk yoksulluğu oranının “yüzde 27,6” olduğu hatırlatıldı.
Savaşın ekonomik etkileri
Ulusal Sigorta Kurumu yetkilileri, yoksulluktaki artışın “savaş ve savaşın İsrail toplumuna yönelik yıkıcı ekonomik etkileriyle doğrudan bağlantılı” olduğunu belirtti.
Açıklamada, çocuklu ailelerin; ebeveynlerin yedek askerlik nedeniyle iş gücünden uzak kalması, tahliyeler, işten çıkarmalar, küçük işletmelerin zarar görmesi ve serbest çalışanların gelir kaybı gibi nedenlerle doğrudan etkilendiği ifade edildi.
Kovid-19 döneminden çıkarılan dersler doğrultusunda, sosyal transferler ve yardımların devreye alındığı, bu müdahaleler olmasaydı yoksulluk oranının “yüzde 31,5’e”, devlet müdahalesi olmadan ailelerde yoksulluk oranının ise “yüzde 34,5’e” yükseleceği bildirildi.
Periferide yoksulluk daha derin
Rapora göre, İsrail’de yoksulluk “coğrafi ve toplumsal periferide” yoğunlaşıyor. 2024 verilerine göre, yoksulların “yüzde 65,1’inin” dezavantajlı bölgelerden ve topluluklardan geldiği; Arap ve Haredi (ultra-Ortodoks) ailelerin bu gruplar içinde yer aldığı kaydedildi. Bu oranın, söz konusu grupların genel nüfustaki paylarının “yaklaşık iki katı” olduğu belirtildi.
Bununla birlikte, 2023’e kıyasla Haredi ve Arap aileler arasında yoksulluk oranlarında “hafif bir düşüş” yaşandığı aktarıldı.
Haredilerde yoksulluk oranının “yüzde 38,1’den yüzde 37,6’ya”, Araplarda ise “yüzde 33,0’tan yüzde 32,8’e” gerilediği ifade edildi.
İşgal altındaki Kudüs, kuzey ve güney bölgelerinde aile yoksulluğu oranlarının sırasıyla “yüzde 36,5, yüzde 21,6 ve yüzde 22,3” ile ülke ortalamasının üzerinde olduğu; Tel Aviv ve merkez bölgelerde ise daha düşük seyrettiği bildirildi.
“Ay sonunu getiremeyenler” ve 2025 öngörüleri
Raporda, yoksulluğun “göreli” bir tanım üzerinden ele alındığı, bunun yanı sıra temel ihtiyaçların karşılanamamasını ölçen göstergelerin de kullanıldığı belirtildi.
Buna göre, İsrail’de hanelerin “yüzde 27,8’inin” ay sonunu getiremediği, “yüzde 9’unun” ekonomik nedenlerle tıbbi tedaviden vazgeçtiği ve “yüzde 4,7’sinin” en az iki günde bir sıcak öğün tüketemediği kaydedildi.
Raporda yer alan ve kısmi verilere dayanan 2025 tahminlerinde ise yoksullukta “daha fazla kötüleşme” öngörüldü.
Mikro-simülasyon sonuçlarına göre, bireylerde yoksulluk oranının “yüzde 20,7’den yüzde 21,0’a”, çocuklarda ise “yüzde 28,0’dan yüzde 28,8’e” yükseldiği belirtildi.
Ailelerde yoksulluk oranının ise görece sabit kaldığı ifade edildi. Aynı dönemde yoksulluğun derinliği ve şiddetinde de artış kaydedildiği aktarıldı.
Kurum ve sivil toplumdan tepkiler
Ulusal Sigorta Kurumu Genel Müdür Vekili Tzvika Cohen, rapora ilişkin değerlendirmesinde, uzun vadeli bakıldığında yoksulluğun “istikrarlı” seyrettiğini ancak savaş ve yaşam maliyetlerinin sorunu “derinleştirdiğini” söyledi.
Cohen, çocuklara, genç ailelere ve sosyal hizmetlere yönelik hedefli yatırımlar yapılmadığı sürece yoksulluğun “nesiller arası aktarılmaya devam edeceğini” ifade etti.
Sosyal yardım kuruluşları ise sahadaki durumun raporda yansıtılandan “daha ağır” olduğunu belirtti.
Leket (Latet) Derneği Genel Müdürü Eran Winterob, 2026 Ocak itibarıyla savaşın ve hayat pahalılığının etkilerinin “tam olarak ölçümlere yansımadığını” söyledi.
Winterob, İsrail’de yoksul kişi ve çocuk sayısının, yaşam maliyetlerinin resmi yoksulluk sınırının çok üzerinde olması nedeniyle “resmi verilerin gösterdiğinden daha fazla” olduğunu dile getirdi.
Petachon Lev Derneği Genel Müdürü Eli Cohen ise yayımlanan raporu “İsrail tarihinin en ağır yoksulluk raporu” olarak niteledi.
Cohen, 2026 bütçesinde planlanan vergi artışları ve ilaç fiyatlarındaki yükselişin yoksullar üzerindeki baskıyı artıracağını belirterek, yoksullukla mücadele için yasası çıkarılan “Ulusal Yoksullukla Mücadele Kurumu’nun” hâlâ kurulmamış olmasının “en ciddi boşluklardan biri” olduğunu ifade etti.