İsrail, ABD ve Türkiye faktörüyle şekillenen ‘yeni Suriye’

31 Ocak 2026

Kapsayıcı iç müzakereler yerine İsrail, ABD ve Türkiye’nin belirlediği koşulların öne çıktığı süreçte, Suriye’de merkezileşmeye dayalı “yeni siyasal düzenin” şekillendiği belirtildi.

YDH- Arab Center tarafından yayımlanan bir analizde, Suriye’de 2026 yılı başından itibaren yaşanan hızlı askeri ve siyasi dönüşümün, ülkenin “yeni siyasal düzeninin temel hatlarını” açığa çıkardığı belirtildi.

Analizde, bu sürecin “kapsayıcı müzakerelerle değil”, büyük ölçüde “dış aktörler tarafından belirlenen parametreler doğrultusunda” şekillendiği kaydedildi.

Halep’ten kuzeydoğuya uzanan hızlı dönüşüm

8 Ocak 2026’da HTŞ rejiminde bağlı güçler, Halep’te Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolünde bulunan iki mahalleye girdi. Analize göre, bu adım, Suriye’nin toprak düzeninde “son derece hızlı bir dönüşüm sürecini” başlattı. İki hafta gibi kısa bir süre içinde, rejim kontrolünün, 2012’den bu yana “fiili olarak özerk bir yapı” olarak varlığını sürdüren Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’nin denetimindeki bölgelerin neredeyse tamamına yayıldığı belirtildi.

Analizde, Kürtlerin öncülüğündeki SDG bünyesinde yer alan Arap aşiret güçlerinin, rejim güçlerinin ilerleyişiyle birlikte “hızla dağıldığına” dikkat çekildi.

Ayrıca, on yılı aşkın süredir SDG’yi silahlandıran, finanse eden ve siyasi olarak destekleyen ABD’nin, SDG’nin “ana IŞİD karşıtı güç” rolünün “sona erdiğini” açıklamasının ardından Şam’da “güçlü bir merkezi hükümete” destek verdiğini açıkça ortaya koyduğu kaydedildi.

Merkezileşme ve dış güçlerin rolü

Analizde, yazının kaleme alındığı tarih itibarıyla geçici bir ateşkesin SDG güçlerini Türkiye sınırındaki Kobani ile Haseke ve Kamışlı arasındaki “dar bir bölgeyle” sınırladığı aktarıldı.

Bu hızlı toprak değişiminin, Suriye’de şekillenmekte olan “yeni siyasal düzenin temel bir özelliğini” ortaya koyduğu ifade edilerek, merkezi otoritenin “kapsayıcı müzakereler yoluyla değil”, özellikle İsrail, Türkiye ve ABD gibi “dış aktörlerin belirlediği koşullar” çerçevesinde yeniden tesis edildiği vurgulandı.

Arab Center analizinde, İsrail’in Şam ile bazı bölgeler arasındaki gerilimleri “körüklemek isteyebileceği”, ancak Ankara ve Washington’un “parçalı bir yönetişim yerine merkezileşme yoluyla sağlanacak istikrar” konusunda mutabık göründüğü ifade edildi.

Ortaya çıkan tablonun, “iç pazarlıklar yerine dış korumanın” bölgesel özerklik sağlayabildiği, “birleşik bir devlet yapısına” işaret ettiği belirtildi.

SDG’nin çözülüşü ve yanlış hesaplar

Analizde, SDG’nin hızlı dağılmasının birçok gözlemciyi şaşırttığı, bunun nedeninin “yapısal kırılganlıkların bilinmemesi değil”, bu kırılganlıkların “son derece kısa sürede etkisini göstermesi” olduğu kaydedildi.

SDG’nin, Arap aşiret unsurları, etnik milisler ve PYD’nin silahlı kanadı olan YPG’den oluştuğu; bu yapının, özellikle Arap savaşçıların “saf değiştirmesine her zaman açık” olduğu ifade edildi. ABD desteğinin “aniden zayıflamasına” karşı hazırlıksız olunmasının, bu çözülmeyi hızlandırdığı vurgulandı.

2015 yılında IŞİD’le mücadele amacıyla kurulduğu iddia edilen SDG’nin, başından itibaren “geçici bir siyasi düzenleme” olduğu belirtildi.

Analizde, Esed yönetiminin Aralık 2024’te düşmesiyle birlikte Şam’da Colani liderliğinde ortaya çıkan yeni rejimin, Arap aktörler açısından “yeniden cazip bir merkez” haline geldiği ve bu durumun SDG ile iş birliğinin anlamını “büyük ölçüde yitirmesine” yol açtığı ifade edildi.

Şam-SDG anlaşmazlığı ve dış etkiler

Arab Center analizinde, SDG liderliğinin, Şam’daki yeni rejimin iktidarını “pekiştirmekte zorlanacağı” ve uluslararası meşruiyet elde edemeyeceği varsayımıyla hareket ettiği kaydedildi.

Mart 2025’te Colani yönetimiyle varılan anlaşmanın SDG tarafından, kendi komuta zincirini ve kurumsal yapısını koruyacak “sembolik bir entegrasyon” fırsatı olarak yorumlandığı, buna karşın Şam’ın anlaşmayı “bireysel entegrasyon” temelinde değerlendirdiği belirtildi. Bu yorum farkının sürecin “kırılma noktası” olduğu ifade edildi.

Analizde, Türkiye’nin Şam ile SDG arasında bir uzlaşı zemini oluşmasını “engellemiş olabileceğine” dair güvenilir raporlar bulunduğu aktarılırken, ABD’nin ise SDG’yi doğrudan dağıtmaya çalışmadığı ancak “kritik anda müdahale etmeyerek” sürecin önünü açtığı kaydedildi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın 20 Ocak 2026’da, SDG’nin “birincil IŞİD karşıtı güç” rolünün “büyük ölçüde sona erdiğini” duyurduğu ve bu rolün artık “Suriye ordusuna ait” olduğunu söylediği hatırlatıldı.

İsrail faktörü ve güney Suriye

Analizde, İsrail’in başlangıçta Suriye’nin yeniden merkezileşmesine “mesafeli” davrandığı, ancak zamanla Colani yönetimiyle “seçici bir angajmana” yöneldiği ifade edildi.

Şam’ın Kürt bölgelerine yönelik askeri hamlelerinin, Paris’te İsrail ile varıldığı belirtilen bir “güvenlik mutabakatının” ardından başlamış olmasının dikkat çekici olduğu kaydedildi.

İsrail’in, “parçalı ve öngörülemez bir Suriye” yerine, belirli güvenlik düzenlemeleriyle bağlanmış “merkezi bir yönetimi” kendi çıkarları açısından daha işlevsel gördüğü belirtildi.

Analizde, güney Suriye’nin “fiili bir İsrail tampon bölgesi”ne dönüşmekte olduğu, Golan Tepeleri işgalinin “uluslararası sessizlikle normalleştirildiği” ve İsrail’in “adım adım ilerleyen bir strateji” izlediği vurgulandı.

Özerklik: İç pazarlık değil, dış himaye

Arab Center analizinde, Süveyda’daki Dürzi bölgesinin, “iç müzakerelerden ziyade” İsrail’in “caydırıcı rolü” sayesinde sınırlı bir özerkliği koruyabildiği ifade edildi. Buna karşılık, herhangi bir dış hamisi bulunmayan Alevi nüfusun, Mart 2025’te yaşanan şiddet olayları sonrasında “özerklik ya da özel statü talep edebilecek bir konumdan yoksun” kaldığı kaydedildi.

Kuzeydoğu Suriye özelinde ise ABD desteğine dayanan Kürt öncülüğündeki özerk projenin “ciddi biçimde daraldığı”, kültürel bazı açılımların “siyasi özerklik anlamına gelmediği” belirtildi. Kürtçenin ulusal dil olarak tanınmasının ya da eğitimde seçmeli ders olarak kabul edilmesinin, “anayasal güvenceye dayalı kolektif haklar” sağlamadığı vurgulandı.

“Yeni Suriye”nin şekillenen düzeni

Analizin sonunda, “yeni Suriye”nin, kapsayıcı müzakereler ya da “kalıcı bir yerinden yönetim modeliyle değil”, dış güçlerin çizdiği sınırlar içinde işleyen bir “merkezileşme süreciyle” şekillendiği ifade edildi. Halep’ten kuzeydoğuya kadar uzanan yerel yönetim deneyimlerinin ya “çöktüğü” ya da “istisnai ve kırılgan alanlara sıkıştığı” kaydedildi.

Arab Center’a göre, bu tabloda belirleyici olan unsur, “yerel meşruiyet ya da temsil değil”, “dış himayeye erişimi.”

Analizde, özerkliğin “anayasal bir hak değil”, dış güçlerin çıkarlarına bağlı olarak verilen ve “geri alınabilen bir ayrıcalık” haline geldiği vurgulandı. Bu dinamik sürdüğü sürece, Suriye’nin savaş sonrası düzeninin “iç uzlaşıdan çok dış aktörler arasındaki dengeleri” yansıtacağı belirtildi.