Trump 'çıkış yolu' arıyor

04 Şubat 2026

"Peki, filoların, askerlerin, mühimmatın ve uçakların bölgedeki deniz ve kara unsurlarına nakledilmesinin ABD'ye maliyeti ne olacak?"

YDH - Lübnan'da yayımlanan ed-Diyar gazetesinin köşe yazarlarından Abdulhadi Mahfuz, ABD Başkanı Trump'ın İran'a karşı askeri baskı ve diplomasi arasında gidip gelen stratejisini ve bu gerilimin bölgesel aktörler üzerindeki yansımalarını ele alıyor. Mahfuz , İran'ın "bölgesel savaş" uyarısı ve İsrail'in hedef olma ihtimaline dikkat çekerken, Washington'un Tahran ile Tel Aviv arasındaki gizli "korku" paydasının diplomasiye kapı araladığını anımsatıyor.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump'ın İran ile savaş konusundaki açıklamaları, kimi zaman savaş yanlısı kimi zaman ise diplomatik bir ton bürünerek çelişkili bir seyir izliyor.

Trump, diplomasi yoluyla aslında Tahran'ın taleplerini karşılamasını sağlayacak askeri baskılar kurmayı hedefliyor olabilir. Ancak Devrim Lideri Ayetullah Ali Hamenei'nin, "Amerikalılar bilmelidir ki, eğer bu kez bir savaş başlatırlarsa bu bölgesel bir savaş olacaktır..." şeklindeki beyanatı oldukça kritik anlamlar taşıyor.

Hamenei'nin bu sözleri, her ne kadar İran’ın savaşı başlatan taraf olmayacağını kesin bir dille belirtse de, böyle bir ihtimale karşı hazırlıklı olduklarını gösteriyor; bu ilk noktadır.

İkinci olarak, olası bir savaşın ana sahasının İsrail olacağı anlaşılıyor. Üçüncü nokta ise İran'da son sözün Hamenei'ye ait olmasıdır ki bu durum; Tahran'ın, Başkan Donald Trump’ın devrim liderini siyasi karar mekanizmalarından dışlama talebine hiçbir şekilde yanıt vermeyeceği anlamına geliyor.

Dördüncü olarak, savaşın patlak vermesi durumunda bunun uzun süreceği, bölgeye kaos getireceği ve Washington yanlısı siyasi rejimlerin çöküşünü tetikleyeceği öngörülüyor.

Beşinci husus ise ABD'nin İran'a yönelik savaşının, eli kolu bağlı durmayacak olan Çin’e ve çıkarları zarar gören Rusya'ya karşı dolaylı bir savaş niteliği taşımasıdır.

Aynı durum, Trump tarafından dışlanan ve federal sisteminin altı oyulmaya çalışılan Avrupa için de geçerlidir. Körfez ülkelerine gelince; İran ile ilişkilerini normalleştirdikten sonra bu ülkelerin asıl çıkarı bölgesel istikrarda yatmaktadır.

Görünen o ki, ABD Başkanı Donald Trump aslında "gerçekçi bir çıkış yolu" arıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri gücünün İran veya başka bir devletle kıyaslanamayacağını bilmesine rağmen, savaşın sonuçlarından korkuyor.

Tüm aksi görünümlere rağmen "korku", Washington, Tahran ile Tel Aviv arasındaki ortak paydadır ve arabuluculara fırsat tanıyan da budur.

Hatta Batılı diplomatik çevrelerde, ABD ve İsrail Genelkurmay Başkanları arasındaki görüşmenin amacının "koordinasyon" olduğu konuşuluyor.

Ayrıca İsrail, Trump'ın "İran bizimle bir anlaşma yapmak istiyor ve biz buna karşı değiliz" sözlerini tekrarlamasının ardından, Hizbullah meselesinin Washington ile Tahran arasındaki "müzakere listesine" dahil edilmesini istiyor.

Peki, filoların, askerlerin, mühimmatın ve uçakların bölgedeki deniz ve kara unsurlarına nakledilmesinin ABD'ye maliyeti ne olacak? Batılı Avrupalı diplomatik çevreler bu soruya, "Körfez ülkeleri bu mali faturayı ödemeye hazır" yanıtını veriyor. Zira bu bedel, bir savaşın petrole, ekonomiye, güvenliğe ve genel tansiyona vereceği zarardan çok daha düşük kalacaktır.

Çeviri: YDH