HTŞ, Lübnan'a karşı İsrail'le aynı cephede mi yer alacak?

05 Şubat 2026

"Colani'nin yeni rejimin eski rejim gibi Lübnan’ın iç işlerine karışma niyeti taşımadığına dair güvencelerine rağmen, sınırlı güvenlik koordinasyonu dışında, iki ülkeyi ilgilendiren temel dosyalarda Suriye kanadından Lübnan’a yönelik henüz olumlu bir adım atılmış değil."

YDH - Lübnanlı güvenlik yetkilileri, ABD'nin İran'a olası saldırısı durumunda Suriye'deki HTŞ rejiminin İsrail ile işbirliği yaparak Lübnan'a karşı yeni bir cephe açmasından ciddi endişe duyuyor. HTŞ lideri Colani'nin Hizbullah'a yönelik intikam söylemleri ve sınır hattındaki radikal grupların hareketliliği, bölgedeki gerilimi tırmandıran temel unsurlar olarak öne çıkıyor. El-Ahbar yazarı Vefik Kansuh, HTŞ'nin "terörle mücadele" kılıfı altında sunduğu iddiaların ise İsrail'in çıkarlarına hizmet eden asılsız bahaneler olduğunu belirtiyor.

Lübnanlı üst düzey güvenlik mercileri arasında, ABD’nin İran’a yönelik askeri saldırı tehdidini hayata geçirmesi durumunda, Lübnan’ın doğu sınırlarından kuzey sınırlarına kadar uzanan hat boyunca güvenlik durumunun tehlikeli bir boyuta evrileceğine dair endişeler artıyor.

Bu endişeler, Lübnan’ın yeniden bölgesel ve uluslararası hesaplaşma sahasına dönüşebileceğine, İran ile bir savaş patlak vermesi hâlinde “Lübnan’ın ateş çemberinin dışında bırakılmayacağına”, aksine güvenlik, askeri ve siyasi baskı girişimlerinin doğrudan hedefi olacağına işaret eden saha verilerine ve siyasi göstergelere dayanıyor.

Lübnan’daki üst düzey makamların, Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) lideri Ebu Muhammed el-Colani'nin (Ahmed eş-Şaraa) birkaç gün önce HTŞ yetkilileriyle gerçekleştirdiği kapalı toplantıda, “Şimdi sıra Hizbullah’ta, intikamımızı unutmayacağız” dediğine yönelik bilgiler alması, kaygı seviyesini belirgin şekilde yükseltti.

Güvenlik kaynakları, bu sözlerin sınırdaki saha hazırlıklarından ve herhangi bir bölgesel gelişmeyi, özellikle de İran ile yaşanacak bir çatışmayı Lübnan’a karşı doğu kapısından yeni bir cephe açmak için kullanma niyetini sezdiren seferberlik söyleminden ayrı düşünülemeyeceğini belirtiyor.

Aynı kaynaklar, bu tırmandırıcı söylemin bir yanıyla Colani'nin geçen aralık ayında ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesinin ardından oluşturduğu siyasi iklime dayandığına dikkat çekiyor.

Colani o dönemde Suriye’nin terörle mücadele hamlesine katıldığını ilan etmiş, bu beyan da pratikte, bu geniş kapsamlı başlık altında atılacak her türlü güvenlik veya askerî adım için ABD’nin siyasi şemsiyesini sağlamıştı.

Ayrıca Amerikalıların Suriye’nin doğusundaki Kürtlerden vazgeçmesi, Colani'ye, Washington’ın Suriye’nin kendi yönetimi altında birleşmesinden yana olduğu veya en azından bu sürece itiraz etmediği mesajını verdi.

Bu durum, yeni Şam yönetimine daha geniş bir hareket alanı tanırken, "terörle mücadele" adı altında atılacak ve özellikle Washington’ın hasım olarak sınıflandırdığı taraflara yönelecek her türlü adımın ciddi bir Amerikan itirazıyla karşılaşmayacağına dair inancı pekiştiriyor.

Güvenlik mercilerine göre, Suriye-Lübnan sınırında, aralarında Çeçen, Özbek ve Uygur savaşçıların da bulunduğu, kanlı geçmişleri ve kitlesel katliam sicilleriyle bilinen birimlerin olağan dışı askeri intikalleri gözlemlenince endişeler daha da arttı.

Bu grupların, daha önce SDG güçlerinin kontrolündeki bölgelerle olan temas hatlarından kaydırılarak doğu sınırına getirilmesi, kendilerine bu bölgede biçilen rolün mahiyeti hakkında soru işaretleri doğuruyor.

Kaynaklar, hazırlığı yapılan sürecin İsrail ile dolaylı bir koordinasyon içinde yürütüldüğü, katliam konusunda uzmanlaşmış grupların operasyon sahasına sürülmesinin sıradan bir ayrıntı değil, son derece tehlikeli bir gösterge olduğu konusunda uyarılarda bulunuyor.

Bu bağlamda, Suriye ordusunun 10 Şubat’ta Lübnan sınırına komşu Kalemun bölgesinde gerçek mühimmatla askerî tatbikat yapacağını duyurması, ABD’nin İran’a yönelik saldırı hazırlığı söylemleriyle eş zamanlı olarak, sahadaki hazırlıkların tamamlandığının bir başka kanıtı kabul ediliyor.

Merciler, bölgesel bir çatışma çıkması durumunda bu tatbikatların, sınırın hazır bahanelerle ihlal edilmesi için fiilî bir örtüye dönüşmesinden korkuyor.

Güvenlik makamları, Suriye İçişleri Bakanlığının geçen pazar günü "Mezze Hücresi" olarak adlandırılan yapı hakkındaki açıklamasını ve Hizbullah’ı bu hücreye füze ve İHA sağlamakla suçlamasını, Lübnan’a yönelik gerilimi tırmandırmak amacıyla kullanılan "Hizbullah’ın Suriye’nin iç işlerine müdahalesi" veya "eski rejim kalıntılarının varlığı" gibi bahanelerin siyasi ve medya zeminini hazırlama çabası olarak değerlendiriyor.

Söz konusu merciler, bu iki bahanenin de "temelsiz ve geçersiz" olduğunu, bunların İsrail’in ajandasına hizmet eden geniş kapsamlı bir projenin parçası olarak kullanıldığı şüphesini uyandırdığını vurguladı.

Hizbullah’ın mevcut durumda Suriye’nin iç işlerine müdahale edecek bir konumda olmadığını ve söz konusu hücreyle herhangi bir bağı bulunduğunu hızla reddettiğini belirten yetkililer; Lübnan Ordusu, Ordu İstihbaratı ve Genel Güvenlik birimlerinin yürüttüğü soruşturmaların, Lübnan topraklarındaki eski Suriye rejimi subaylarının düşük rütbeli olduğunu, bazılarının Lübnanlı kadınlarla evli bulunduğunu, haklarında herhangi bir tutuklama kararı olmadığını, hiçbir güvenlik veya askeri faaliyete karışmadıklarını ve Lübnan yasalarına tam anlamıyla riayet ettiklerini ortaya koyduğunu ifade etti.

Ayrıca Şam’ın, Lübnan’da ikamet eden ve aranan subaylara dair herhangi bir isim listesini Beyrut’a iletmediği; Suriye makamlarının, eski rejimin üst düzey subaylarının Moskova, Tahran, Birleşik Arap Emirlikleri ve Sudan’a dağıldığını gayet iyi bildiği kaydedildi.

Colani'nin Şam’da iktidara gelişinden bu yana, Suriye’nin Lübnan ile olan uyuşmazlığı dondurma (rabt-ı niza) kararı aldığı açıkça görülüyor.

Colani'nin yeni rejimin eski rejim gibi Lübnan’ın iç işlerine karışma niyeti taşımadığına dair güvencelerine rağmen, sınırlı güvenlik koordinasyonu dışında, iki ülkeyi ilgilendiren temel dosyalarda Suriye kanadından Lübnan’a yönelik henüz olumlu bir adım atılmış değil.

Çeviri: YDH