
YDH- Foreign Policy’nin haberine göre, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’ye ilişkin planları son iki hafta içinde “daha net” bir çerçeve kazandı.
İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu toplantılarında katılımcılara, “Dubai tarzı bir kıyı merkezi” olarak tasarlanan “Yeni Gazze”nin parlak bir sunumu yapıldı.
Trump’ın planına göre, Gazze; yürütme kurulundan oluşan bir yapı ile “Trump yönetimi tarafından atanan” ve kısa süre önce adı açıklanan Filistinli bir teknokrat komite ve bazı bölgesel temsilciler aracılığıyla oluşturulacak “Barış Kurulu” tarafından yönetilecek.
Bazı çevreler, yapay zekâ ile üretilmiş gökdelenlerin hayata geçmesinin uzak bir ihtimal olduğunu kabul etmekle birlikte, Trump’ın öngördüğü bu “yeni mimarinin” savaşı sona erdirmede ve Gazze’yi “istikrara” kavuşturmada yapıcı bir rol oynayabileceğini ileri sürdü.
İyimser tablo ile sahadaki gerçeklik
Ancak bu iyimser yaklaşımın, Gazze’de günlük yaşamı belirleyen yıkımı ve insani felaketi perdelediği ifade edildi. Ateşkesin insani hükümleri belirsiz değildi; geniş ölçekli yardım sağlanmasını ve toparlanma sürecine geçilmesini öngörüyordu. Buna karşın, bu koşulların hayata “geçirilmediği” kaydedildi.
Ateşkesin üzerinden dört ay geçmesine rağmen, Gazze’deki Filistinlilerin, “yoksunluğu derinleştiren ve insani yardım kuruluşlarının hareket alanını giderek daraltan bir izin rejimi” içinde yaşamaya devam ettiği belirtildi.
Sadece son bir hafta içinde şiddetin, ateşkesin başlangıcından bu yana “en yüksek” seviyelerinden birine ulaştığı aktarıldı.
Filistinli sağlık yetkilileri, ateşkes yürürlüğe girdiğinden bu yana Gazze’de İsrail ateşiyle 500’den fazla Filistinlinin hayatını kaybettiğini bildirdi.
Barınma ve yardım imkânlarının ciddi biçimde kısıtlı kalması nedeniyle kış koşullarının da can kayıplarını artırdığı, en az 10 çocuğun hipotermi nedeniyle yaşamını yitirdiğinin rapor edildiği ifade edildi.
Silahsızlandırma tartışması ve insani risk
Barış sürecinin ikinci aşamasında Hamas’ın silahsızlandırılmasının öngörüldüğü hatırlatıldı. Ancak eski üst düzey İsrailli ulusal güvenlik yetkililerinin, silahsızlandırmanın kısa sürede gerçekleşecek bir süreç olmadığı yönünde uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Tarihsel örneklerin bu tür süreçlerin çoğu zaman yıllar aldığını gösterdiği belirtildi.
Bu bağlamda, silahsızlandırmanın iki milyon insan için hayati öneme sahip yardım ve erken toparlanma adımlarının engellenmesi için bir “gerekçeye” dönüşmesi riskine dikkat çekildi.
Sahadaki koşullar anlamlı biçimde iyileşmedikçe, “Barış Kurulu”na dair iyimser öngörülerin, Filistinlilerin süregelen acılarını “mazur” göstermeye yaradığı ifade edildi.
Washington’un Hamas’ın silahsızlandırılması yönündeki baskısına paralel olarak, mevcut ateşkes yükümlülüklerinin yerine getirilmesi için de baskı yapılması gerektiği vurgulandı. Aksi halde Trump’ın Gazze planlarının “yönetilen bir yoksunluk”tan ibaret olduğu değerlendirmesi yapıldı.
“Sadece nefes alıyoruz”
Gazze’de emekli bir doktor, WhatsApp üzerinden gönderdiği mesajda yaşadıkları koşulları göstererek “Sadece nefes alıyoruz, yaşamıyoruz.” dedi.
Ağır bombardıman görmüş bir binanın dördüncü katında yaşadığını belirten doktor, çevresinin tamamen yıkımla çevrili olduğunu, çocukların binanın kenarlarına fazla yaklaşmamasına dikkat etmek zorunda kaldıklarını anlattı.
“Çadırda olmadığım için şükrediyorum” diyen doktor, insanların kendi imkânlarıyla kurduğu geçici barınakları kastederek, kışın yağmurun, yazın ise aşırı sıcakların yaşamı dayanılmaz hale getirdiğini, kemirgenler, sivrisinekler ve kanalizasyonun günlük hayatın bir parçası olduğunu söyledi. Bu durumu “işkence” olarak nitelendirdi. Haberde ayrıca, temizlik ve sanitasyon malzemelerinin de engellendiği ifade edildi.
“Kırmızı bölge” ve “yeşil bölge”
Doktorun, Gazze’deki Filistin nüfusunun yaklaşık yüzde 95’inin yaşadığı ve “kırmızı bölge” olarak adlandırılan alanda bulunduğu belirtildi.
Bu bölgede insani durumun “son derece” ağır olmaya devam ettiği, büyük çaplı çatışmaların azalması ve gıda girişindeki kısmi artışların “sınırlı ve kırılgan” iyileşmeler sağladığı aktarıldı. Buna rağmen 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkesin, istikrarsızlığı ve Filistinlilerin acılarını besleyen koşulları kalıcı hale getirdiği ifade edildi.
Haberde, Gazze nüfusunun giderek daralan bir alana sıkıştırıldığı ve bölgenin büyük bölümünde askeri kontrolün sürdüğü belirtildi.
“Yeşil bölge” olarak adlandırılan ve Gazze’nin yarısından fazlasını kapsayan alanın büyük ölçüde Filistinlilerden “arındırıldığı”, bu bölgenin askeri güçle kontrol altında tutulduğu kaydedildi.
Yaklaşık 50 askeri karakolun ve bunları birbirine bağlayan yolların, sahada Filistinlilerin “kalıcı” olarak yerinden edilmesine yol açabilecek bir “fiziksel gerçeklik” yarattığı ifade edildi. Tel örgülerle çevrili kamplar ve “alternatif güvenli topluluklar” gibi projelerin Gazze’yi yeniden inşa etmekten ziyade gözetimi ve bağımlılığı kurumsallaştırdığı, bunun “barışın değil, kuşatmanın mimarisi” olduğu değerlendirmesi yapıldı.
Yardımın önündeki engeller
Sarı hattın batısındaki “kırmızı bölge”de yaşayan Filistinlilerin sınırlı yardıma bağımlı olduğu belirtildi. Kıtlık riskinin kısa vadede azalmış olsa da ciddi gıda güvensizliği ve yetersiz beslenmenin “kritik seviyelerde” kaldığı ifade edildi. Hava koşulları, yeni kısıtlamalar veya şiddet gibi küçük bir aksamanın dahi elde edilen sınırlı kazanımları hızla tersine çevirebileceği vurgulandı.
Temel hizmetlerin çöküşünün öngörülebilir ve yıkıcı sonuçlar doğurduğu, zamanında tedavi edilebilseydi iyileşebilecek çocukların “kalıcı engellerle” karşı karşıya kaldığı aktarıldı.
Hastanelerin, tekrarlanan saldırılar ve malzeme ile personel eksikliği nedeniyle tam kapasite “çalışamadığı” belirtildi.
Ateşkes sürecinde yardımın engellenmesinin olağanlaştırıldığı, geçiş noktalarının, hangi malların gireceğinin ve kimlerin ithalat yapabileceğinin kontrol altında tutulmaya devam edildiği kaydedildi. Tıbbi ekipman, okul malzemeleri ve barınma için gerekli unsurların büyük ölçüde engellendiği, Ürdün ve Mısır sınırındaki ana geçişlerin fiilen kapalı olduğu, açıldığı yönündeki açıklamaların ise çoğunlukla sınırlı yaya geçişiyle sınırlı kaldığı aktarıldı.
“Barış Kurulu”nun mirası
Haberde, adı açıklanmayan bir ABD’li yetkilinin, günde yalnızca 250 BM koordinasyonlu yardım tırı hedeflendiğini söylediği; bunun geçmişteki ateşkes dönemlerinde belirlenen 600 tır eşiğinin oldukça altında kaldığı ifade edildi.
Ayrıca, tır sayısının tek başına yeterli bir ölçüt olmadığı, içeriklerin sahadaki ihtiyaçlarla örtüşüp örtüşmediğinin de belirleyici olduğu belirtildi.
Ticari ithalatın artırılmasının sorunları çözmediği, ithalat yapmasına izin verilen sınırlı sayıdaki tüccarın yüksek ve yasa dışı “koordinasyon ücretleri”yle karşı karşıya kaldığı, bunun enflasyonu ve karaborsayı beslediği aktarıldı. Savaş koşullarında şekillenen bir ekonominin barış için zemin oluşturmadığı değerlendirmesi yapıldı.
Aralık 2025’in sonlarında 37 uluslararası sivil toplum kuruluşuna faaliyet izinlerinin sona erdiğinin bildirildiği, bu kuruluşların yeni kayıt şartlarını kabul etmemeleri halinde Mart 2026’ya kadar faaliyetlerini durdurmak zorunda kalacakları belirtildi. Bu durumun, sağlık, beslenme ve insani hizmetler üzerinde “felaket” etkiler doğurabileceği uyarılarına yer verildi.
Haberde, “Barış Kurulu”nun devraldığı tablonun bu olduğu vurgulandı. Kurulun iyimser beklentileri hak edebilmesi için insani yardım ve erken toparlanmayı önceliklendirmesi gerektiği, kalıcı yerinden etme veya sürgün planlarına destek vermeyeceğini açıkça taahhüt etmesi gerektiği ifade edildi.
Son olarak, Filistinlilerin günlük yaşamlarında somut iyileşmeler görmediği hiçbir geçiş düzenlemesinin başarılı olamayacağı kaydedildi.
Trump’ın ateşkesi “geçmişten köklü bir kopuş” olarak sunduğunu hatırlatan Foreign Policy, ilk 100 günün bunun “öncekilerin devamı” olduğunu gösterdiğini vurguladı.