İran için 'Yinon Planı'

08 Şubat 2026

The Libertarian Institute analizinde, İran’ın etnik ve mezhepsel çizgiler üzerinden bölünmesinin yalnızca İsrail’in çıkarına hizmet edeceği, ABD açısından ise ciddi riskler ve bölgesel istikrarsızlık yaratacağı bildirildi.

YDH- Teksas merkezli The Libertarian Institute tarafından yayımlanan analizde, Batılı düşünce kuruluşları, İsrailli politikacılar ve sürgündeki muhalif figürler arasında İran’ın etnik ve mezhepsel çizgiler üzerinden bölünmesini savunan bir eğilim ortaya çıktığı belirtildi.

Analizde, bu stratejinin “geleneksel rejim değişikliği politikasından” tehlikeli bir şekilde “rejim yıkımına” doğru bir tırmanış oluşturduğu ifade edildi.

Politika değişikliğinin İsrail’in bölgesel hedeflerine hizmet edeceği ve Ortadoğu’yu felaket boyutunda istikrarsızlaştıracağı, Suriye mülteci krizini gölgede bırakacak insani felaketlere yol açacağı kaydedildi.

İran’ın demografik yapısının bu önerilere gerekçe oluşturduğu bildirildi. Persler nüfusun %51-61’ini oluştururken, Azeriler %16-24, Kürtler %7-10 ve Arap, Beluc, Lur ve Türkmenler daha küçük grupları meydana getiriyor.

Analizde, bu çeşitliliğin ulusal bir güç olarak görülmediği, “Balkanlaşmayı savunanların” bunu istismar edilecek bir “stratejik zayıflık” olarak değerlendirdiği ifade edildi.

FDD ve ayrılıkçı girişimler

İran’ın parçalanmasını savunan kampanyanın öncüsü olarak, radikal bir neo-muhafazakâr kuruluş olan “Demokrasilerin Savunması Vakfı” (Foundation for Defense of Democracies/FDD) öne çıkarıldığı belirtildi.

İran’ın Yugoslavya’nın şiddetli çöküşüne benzer şekilde parçalanmasını açıkça teşvik eden Analist Brenda Shaffer’ın, aynı zamanda Azerbaycan devlet petrol şirketi SOCAR ile açıklanmayan finansal bağları bulunduğu bildirildi.

Shaffer’ın savunusunun İran Azerbaycanı’nın ayrılmasını teşvik etmeye odaklandığı, fakat bunun, İran’ın iç dinamikleri hakkında temel yanlış anlamaları ortaya koyduğu kaydedildi.

Analizde, İran’ın en üst düzey liderlerinin de Azeri olduğu vurgulandı: “İran Devrim Lideri Ayetullah Ali Hamenei hem de Cumhurbaşkanı Mesud Pizişkiyan Azeri’dir,” bu durumun, Pers etnik hegemonyasının ayrılıkçı eğilimleri yönlendirdiği anlatısını çürüttüğü belirtildi.

Medya ve İsrail siyasi desteği

Medya kuruluşlarının bu çağrıları “alarm verici bir açıklıkla” yaydığı bildirildi. Haziran 2025’te The Jerusalem Post yayın kurulunun, İran’ın bölünmesi için bir “Ortadoğu koalisyonu” kurulmasını teşvik ettiği, “ayrılmaya istekli Sünni, Kürt ve Beluci azınlık bölgelerine güvenlik garantileri” sağlanması önerisinde bulunduğu kaydedildi.

Yazıda, federalizasyon veya tam bölünme önerisinin İran’ın potansiyel parçalanmasının Yugoslavya’nın çöküşü ile karşılaştırıldığı ifade edildi.

Wall Street Journal’ın da benzer şekilde, “parçalanmış bir İran’ın Rusya ve Çin çıkarlarını engelleyebileceği, İsrail’e yönelik tehditleri azaltabileceği” argümanlarını yayımladığı, ancak felaket risklerini küçümsediği bildirildi.

İsrail siyasi çevrelerinin de bölünmeye kurumsal destek verdiği kaydedildi. 2023’te 32 milletvekilinin, İran’ın altı parçaya ayrılmasını savunan bir deklarasyon imzaladığı, Tahran’dan İran Azerbaycan’ına, İran Kürdistanı ile Irak Kürdistan bölgelerinin birleşmesine, Ahvaz’ın bağımsızlığına ve Belucistan’ın Pakistan ile uyumuna yönelik önerilerde bulunduğu belirtildi. Çoğu milletvekilinin imzalarını geri çekmesine rağmen, bu olayın İsrail siyasetinde “parçalanma stratejilerine” yönelik ciddi bir ilgi ortaya koyduğu bildirildi.


 

Yinon Planı ve bölgesel sonuçlar

Analizde, bu önerilerin ideolojik temelinin 1982 tarihli Yinon Planı’na dayandığı kaydedildi.

İsrailli gazeteci Oded Yinon tarafından hazırlanan stratejik memorandumda, Ortadoğu ülkelerinin etnik ve mezhepsel çizgilerle bölünmesi gerektiği belirtilmiş, “bütün bölgenin küçük devletlere ayrılması” gerektiği ifade edilmişti.

Analizde, günümüz bölünme savunucularının bu ilkeleri İran’a uyarladığı, bunun İran için bir “Yinon Planı” oluşturduğu bildirildi.

Bölgesel örneklerden hareketle, Irak’ın 2003 işgali sonrası mezhepsel parçalanmanın yüzbinlerce sivil ölüme, milyonlarca mülteciye ve IŞİD’in yükselişine yol açtığı belirtildi.

Suriye’nin parçalanmasının yarım milyon ölüm ve nüfusun yarısının yerinden edilmesiyle sonuçlandığı, Libya’nın müdahale sonrası çöküşünde terör örgütleri ve insan kaçakçıları tarafından istismar edilen kontrolsüz alanların ortaya çıktığı kaydedildi.

İran için bölünme riskleri

İran özelinde, bölünmenin sadece “İsrail’in stratejik çıkarlarına” hizmet edeceği vurgulanırken, “Amerikan ulusal güvenliğine zarar vereceği” iddia edildi.

Analizde, “İsrail, İran’ın parçalanmış ve birbirine düşman devletçiklerle dolu olmasını, böylece bölgesel hedeflere yönelik tutarlı bir tehdit oluşturamamasını istiyor” denildi.

Bölünmenin, İran’ın nükleer yetenek geliştirmesini engelleyeceği, direniş hareketlerini desteklemesini önleyeceği ve sınır ötesi güç projeksiyonunu durduracağı kaydedildi. Fakat İran’ın parçalanmasının komşu ülkelerde mülteci akışlarını tetikleyeceği, kontrolsüz bölgelerin terör örgütleri tarafından istismar edileceği için ABD’nin böyle bir sonuçla ilgili bir çıkarı olmadığı ileri sürüldü.

Türkiye’nin Batı’nın İran Kürdistanı’ndaki ayrılıkçılığı desteklemesine asla izin vermeyeceği, Pakistan’ın ise Belucistan üzerinden müdahaleyi kendi toprak bütünlüğüne doğrudan tehdit olarak göreceği ifade edildi. Rusya ve Çin’in de bölünmeyi, Batı’nın niyetlerine ilişkin şüphelerini doğrulayan bir hareket olarak yorumlayacağı kaydedildi.

Amerikan politikası ve İran milli birliği

Analizde, ABD’nin maksimum baskı yaklaşımının başarısız olduğu, yıllarca uygulanan yaptırımların rejim değişikliğine yol açmadığı, aksine “sertlik yanlılarını” güçlendirdiği ve ulusal direnci artırdığı belirtildi.

Gizli operasyonlar, nükleer bilim insanlarının suikastları, Stuxnet siber saldırıları ve sürgündeki gruplara destek gibi girişimlerin İran’ın stratejik hesaplarını değiştirmediği kaydedildi.

Tarihsel olarak, İran toplumunun dış tehdit karşısında birleştiği, etnik çizgilere göre bölünmediği ifade edildi.

İran’ın doksan milyona yaklaşan nüfusunun “kendi siyasi geleceğini belirleme” hakkına sahip olduğu, ancak bunun dış müdahale ve parçalanma yoluyla dayatılamayacağı bildirildi.

ABD’nin sınır güvenliği, Çin ile barışçıl ilişkilerin yönetimi ve iç altyapının yeniden inşası gibi temel çıkarlarına odaklanması gerektiği vurgulandı.

Sonuç ve öneriler

Analizde, askeri müdahale ve parçalanmayı desteklemenin insani felaketler, aşırı grupların güçlenmesi ve uzun süreli ABD müdahalesi gerektiren durumlar ürettiği, Ortadoğu’da bir başka başarısız devlet yaratmanın önlenmesi gerektiği belirtildi.

“İran’ın parçalanması, önerildiği gibi jeopolitik sahadan çekilmesini sağlamayacak; aksine, bölgeyi yangın yerine çevirecek” denildi.

Stratejik sonuçların tersine döneceği, insani maliyetlerin çok ciddi olacağı ve faydaların yalnızca İsrail’e yarayacağı kaydedildi.

Analizde, ileriye dönük olarak ihtiyat, müdahaleden kaçınma ve geçmişteki başarısız girişimlerden ders çıkarılması gerektiği ifade edildi.

“İran halkı, kendi siyasi geleceğini belirleme hakkına sahip olmalı; bu dönüşüm dış müdahale ve parçalanmayla dayatılamaz.” denildi.

ABD’nin, yaptırımlar, gizli operasyonlar ve askeri tehditlerle başarısız olmuş bir stratejiyi tekrarlamak yerine kendi ulusal çıkarlarına odaklanması gerektiği vurgulandı.