
YDH- Middle East Eye (MEE) analizine göre, İsrail’in geçen ay Somaliland’i tanıyacağını açıklaması, Hargeisa’daki liderler tarafından “diplomatik bir atılım” olarak değerlendirildi. Ancak Afrika Boynuzu ve uluslararası toplumda bu hamle çok farklı karşılandı; hareket, Kızıldeniz’in giderek “askerileştirilmiş parçalanmanın yeni sınırı” haline geldiğinin bir işareti olarak yorumlandı.
Bölgede devlet zayıflığının stratejik avantajlar elde etmek için kullanılabileceği ve mevcut kırılgan durumu daha da istikrarsızlaştırabileceği belirtildi.
İsrail’in stratejik hedefleri
İsrail’in Somaliland’i tanıyan ilk ülke olması, bu hamlenin diplomatik normalleşmeden çok, “dünyanın en hayati deniz koridorlarından biri boyunca stratejik konumlanmayı hedeflediği” endişelerini artırdı.
Somali Federal Hükümeti, tepkiyi hızlı verdi; diplomatik önlemler alındı, birçok şehirde kamuoyu protestoları gerçekleşti ve Afrika Birliği, Kalkınma için Hükümetlerarası Otorite (IGAD), Arap Ligi ve İslam İşbirliği Teşkilatı (OIC) Somali’nin “egemenliği ve toprak bütünlüğünü desteklediklerini” yineledi.
Ayrıca, 30’dan fazla ülke İsrail’in tanımasını kınadı ve Somali’nin egemenliğini teyit etti.
İsrail’in tarihsel yaklaşımı ve ayrılıkçı hareketlerle ilişkisi
MEE’ye göre, İsrail’in bu hamlesi, tarihsel olarak şaşırtıcı değil. 1948’de kurulmasından bu yana, İsrail birçok insan hakları örgütü ve hukuk uzmanı tarafından “yerleşimci-sömürgeci bir devlet” olarak tanımlandı. Filistinlilere yönelik tekrarlayan askeri operasyonlar, en son Gazze’ye karşı yürütülen savaş, İsrail’in diplomatik izolasyonunu derinleştirdi.
İsrail’in uluslararası siyasetteki tartışmalı konumu, onu diğer izole ve dışlanmış devletlerle ittifak kurmaya yöneltti.
Tarihi bir örnek, 1970’lerden itibaren İsrail’in apartheid dönemi Güney Afrika ile kurduğu yakın siyasi, ideolojik ve askeri ortaklıktır. Bu iş birliği, Alon Liel’in 2021’de belirttiği gibi, “İsrail, Güney Afrika silah endüstrisini yarattı” şeklinde değerlendirildi.
Bu ittifak yalnızca stratejik çıkarlarla sınırlı değildi; her iki devletin de yerli halkların haklarını yok sayan ideolojik bir çerçeve üzerinden “meşruiyet” kazandığı kaydedildi.
Filistin bir “halksız toprak” olarak tanımlanırken, “Afrikanerler siyah nüfusun varlığını inkar etti veya küçümsedi.”
İsrail’in Ortadoğu’daki ayrılıkçı stratejisi
İsrail’in izole aktörlerle ittifakı, stratejik olarak düşman gördüğü devletleri parçalama hedefinin bir parçası.
MEE’ye göre bu strateji, Ortadoğu’daki ayrılıkçı hareketlerle yakın ilişki kurmayı içeriyor: Irak’ın kuzeyindeki Kürt bağımsızlık talepleri, Türkiye’deki “Kürt gruplarla” dolaylı temaslar, kuzeydoğu Suriye’de Kürt yönetimlere sağlanan insani ve dolaylı destek, ve güney Suriye’de Dürzî topluluklara yönelik yardım bu yaklaşımın örnekleri arasında.
Somaliland ve iç çelişkiler
Somaliland’in durumu ise biraz farklı; yönetim, özellikle kabile temelli iç çelişkilerle karşı karşıya ve bağımsızlık konusunda bir uzlaşı yok.
2023 başında, birlik yanlısı klanlar, Las Anod merkezli şiddetli bir çatışmayla Somaliland yönetimine karşı ayaklandı. Bu çatışma Sool, Sanaag ve Cayn bölgelerinde Somaliland otoritesinin çökmesine ve Mogadişu ile uyumlu yeni bir yönetimin kurulmasına yol açtı.
Bu yapı, başlangıçta SSC-Khatumo olarak biliniyordu ve Mogadişu tarafından geçici bir yönetim olarak tanındı; daha sonra kendi parlamentosu ve yürütme organıyla Kuzey Doğu Somali Devleti’ne dönüştü.
İsrail’in Kızıldeniz ve Afrika boynuzu stratejisi
MEE analizine göre İsrail’in Afrika Boynuzu’ndaki varlığı yeni değil; değişen şey, Gazze savaşının yarattığı aciliyetle bölgesel müdahaleleri hızlandırması.
İsrail’e bağlı gemilere Ensarullah saldırıları, Kızıldeniz’deki kritik deniz noktalarındaki zayıflıkları ortaya çıkardı ve İsrail’in “güvenilir üsler ve etki alanları” kurma ihtiyacını artırdı.
Çeşitli İsrail medya ve araştırma kuruluşları, tanıma karşılığında İsrail’in Somaliland’in Kızıldeniz kıyısında “askeri ve gözetim tesisleri kuracağını ve deniz trafiğini izleyip etkileyebileceğini” aktardı. Bu, İsrail’in İran ile olası bir çatışmada Ensarullah hareketine müdahale etmesini sağlayacak, aynı zamanda Mısır, Suudi Arabistan ve Körfez devletlerini fiilen kuşatacak.
İnsan ve bölgesel sonuçlar
Kızıldeniz’de artan kırılganlık, Somali, Yemen ve Sudan gibi üç kritik devletin parçalanma tehlikesiyle işaretleniyor. Bu istikrarsızlık, bölgesel güvenliği tehdit ediyor; İsrail’in parçalanmış bir Somali’de varlığı Mısır’a doğrudan tehdit oluşturacak. Yemen’in bölünmesi, Suudi Arabistan ve bölge için ciddi güvenlik sorunları yaratıyor.
İsrail’in stratejisi ayrıca Türkiye ile rekabet ediyor; Türkiye, Somali için ana stratejik müttefik konumunda. Bu rekabet, Suriye’deki farklı yaklaşımlarda ve Doğu Akdeniz’deki İsrail-Yunan-Kıbrıs ittifakında belirgin.
Somaliland ve Filistinliler
Bunun ötesinde, MEE analizi, İsrail’in stratejisinin insani sonuçlarına dair endişeleri de aktarıyor.
En çarpıcı senaryo, Somaliland’e Filistinlilerin tehcir edilme ihtimali. İsrail’in tanımasından aylar önce, Somaliland’in Gazze’den sürgün edilen Filistinlilerin yeniden yerleşimini kabul edebileceğine dair raporlar ortaya çıkmıştı.
Eğer İsrail’in stratejisi engellenmeden uygulanırsa, bölge uzun süreli istikrarsızlığa sürüklenebilir; vekâlet savaşları artabilir, aşırıcı gruplar güçlenebilir ve uluslararası toplumun yıllardır yaptığı güvenlik yatırımları boşa çıkabilir.
Somali, bölgesel ve uluslararası aktörlerin çatışmalarına karışabilir; toprakları İsrail’e karşı düşmanlık içinde olan aktörler için hedef haline gelebilir. Böyle bir durumda, İsrail’in gelişmiş hava savunma sistemleri, örneğin Demir Kubbe, Somali’yi korumayacaktır.
Sonuç olarak, Somali’deki kırılgan ve uzun süren devlet inşası ciddi şekilde zarar görebilir; Somaliland yeniden istikrarsızlığa sürüklenebilir ve gerçek bir iç çatışma riski doğabilir.