İran'da en üst düzey teyakkuz hali

09 Şubat 2026

"Savunma ve bölgesel alanlarda biriktirdiğimiz gücün karşılığını siyaset piyasasında nakit olarak almak için masadayız."

YDH - Maskat’ta yürütülen İran-ABD müzakereleri, tarafların taban tabana zıt beklentileri ve geçmişten gelen derin güvensizlik nedeniyle "en üst düzey teyakkuz" gölgesinde devam ediyor. İran tarafı, askeri tahkimatı bir baskı unsuru olarak görmediğini ve nükleer haklarından ödün vermeyeceğini vurgularken, ülke içindeki muhafazakâr ve reformist çevreler sürecin gerekliliği ile olası sonuçları konusunda farklı kutuplarda konumlanıyor. El-Ahbar yazarı Muhammed Havacui'nin aktardığına göre Tahran, masadaki varlığını sahadaki askeri gücün diplomatik bir karşılığa dönüştürülmesi olarak tanımlayarak Washington’un "zorlayıcı diplomasi" hamlesini dengelemeye çalışıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Maskat’taki müzakere turunu "çok iyi" olarak nitelese de gözlemciler, taraflar arasındaki derin görüş ayrılıkları ve gerilimi dizginleme ihtiyacı nedeniyle sürece kuşkuyla yaklaşıyor.

Müzakere edilecek konular üzerindeki anlaşmazlık sürüyor; zira İran, görüşmelerin yalnızca nükleer mesele ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalması gerektiğini belirtirken, ABD ve İsrail’deki bazı çevreler füze programı ve bölgesel politikalar gibi diğer başlıkların da masaya yatırılmasını istiyor.

Her iki tarafın bu dosyalardaki talep ve beklentileri arasındaki uçurum derinliğini koruyor.

Bölgesel baskılar altında, gerilimi kontrol altına alma amacıyla masaya oturan taraflar, taban tabana zıt pozisyonları arasında müzakereler için bir çerçeve oluşturma arayışına girmiş durumda.

Bu çerçevenin bir sonraki turda netleşip netleşmeyeceği merakla bekleniyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, dün yaptığı açıklamada, bölgedeki askeri yığınağını sürdüren ABD ile "savaş dayatılsa bile" ülkesinin uranyum zenginleştirmekten vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Tahran’da düzenlenen bir forumda konuşan Arakçi, İran ekonomisini boğan uluslararası yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer programla ilgili bir dizi güven artırıcı önlemi değerlendirebileceklerini ifade etti.

Ancak ABD’nin "gerçek müzakereler yürütme" konusundaki ciddiyetine dair şüphelerini dile getiren Arakçi, İran’ın tüm sinyalleri değerlendirip müzakerelere devam etme kararını buna göre vereceğini kaydetti.

ABD’li elçi Steve Witkoff’un Körfez’deki Abraham Lincoln uçak gemisini ziyaret etmesinin ertesi günü konuşan Arakçi, ABD’nin bölgedeki askeri tahkimatının kendilerini korkutmadığının altını çizdi.

Maskat görüşmelerinin ardından İran siyasetinde farklı görüş ve yaklaşımlar gün yüzüne çıktı. Muhafazakâr çizgiye yakın Vatan-ı İmruz gazetesi, Maskat müzakerelerine "güvensizliğin gölgesinde" gerçekleştiği gerekçesiyle karamsar bir mercekle baktı.

Gazete, bu süreci geçen yıl İran ve ABD arasında yapılan beş turluk görüşmelere benzetti; tarafların başlangıçta "yapıcı ve ilerleme kaydeden" olarak tanımladığı o süreç, altıncı turun başlamasından iki gün önce Washington ve Tel Aviv’in Tahran’a yönelik ortak saldırısıyla kesilmişti.

Gazete, Trump’ın geçmişteki müzakerelere yönelik yanıltıcı tutumu ve ABD’nin İsrail'in İran saldırısına eşlik etmesinin, diplomatik kanalların inandırıcılığını ve güvenini yok ettiğini yazdı.

Bu nedenle İran makamlarının ve kamuoyunun, ABD tarafının müzakerelerdeki duruşuna hiçbir şekilde güvenmemesi doğal bir sonuç olarak görülüyor.

Bu minvalde İran Silahlı Kuvvetleri, ABD’nin müzakerelerdeki olası bir aldatmacasına karşı Tahran’ın saldırgana kapsamlı ve sert bir yanıt verebilmesi amacıyla Maskat görüşmeleriyle eş zamanlı olarak yüzde 100 teyakkuz durumuna geçti. Gazete, Trump’ın diğer ülkelerle yaptığı anlaşmalardaki taahhütlerine bağlı kalacağına dair hiçbir umut beslenemeyeceğini ve ona güvenilemeyeceğini, bu durumun İran’ı daha ihtiyatlı olmaya ittiğini de ekledi.

Hükümet yanlısı İran gazetesinde Abid Ekberi imzasıyla yayımlanan makalede ise Tahran’ın ABD askeri tehdidi altında masaya oturmasına yönelik eleştirilere yanıt verildi.

Yazıda, Maskat’taki İran diplomasisinin başarısının ne pahasına olursa olsun savaştan kaçmak değil, güç unsurlarına dayanarak gerilimi yönetmek olduğu vurgulandı.

Yerli muhaliflerin, Washington’un yürüttüğü "zorlayıcı diplomasi" doktrininin, İran’ın diplomatik sahadan çekilmesi durumunda düşmanın propaganda makinesini besleyeceğini anlaması gerektiği kaydedildi. Yazara göre doğru yanıt, masaya "savaş zihniyetiyle" oturmaktan geçiyor.

Gazete, Maskat’taki diplomatların barış elçisi değil, "diplomat üniforması giymiş saha subayları" olduğunu savundu. Herhangi bir belgenin imzalanmasının tek başına bir caydırıcılık yaratmayacağı, güvenliğin ancak İran’ın diplomatik ağırlığının, nükleer ve askeri yeteneklerinin anlaşma metnine hukuki ve siyasi bir dille doğru şekilde yansıtılmasıyla sağlanabileceği ifade edildi.

"Saha ve diplomasi" ikiliğinin büyük bir aldatmaca olduğunu belirten gazete, Maskat müzakerelerini sahadaki direnişin mantıklı bir uzantısı olarak nitelendirdi ve şu ifadeleri kullandı:

"Savunma ve bölgesel alanlarda biriktirdiğimiz gücün karşılığını siyaset piyasasında nakit olarak almak için masadayız."

Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Cevan gazetesi ise Gulam Rıza Sadıkiyan’ın kaleme aldığı makalede, ABD ile müzakereyi kabul etme ilkesini farklı bir üslupla savundu.

Gazete, müzakere masasında olunmasının nedenini, düşmanın "müzakereden kaçan taraf" propagandasını boşa çıkarmak ve İran’ın güç enstrümanlarını sergileyerek tüm seçeneklere karşı kararlılığını göstermek olarak açıkladı.

Bununla birlikte, görüşmelerin başarısına dair "en ufak bir umut" taşımadıklarını belirten gazete, "Bilimsel veriler ve deneyimlerimizle biliyoruz ki ABD bizden tamamen teslim olmamızı istiyor" değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan, reformist çizgiye yakın Şark gazetesi, Maskat görüşmelerine nispeten olumlu ve umut dolu bir bakış açısı sergiledi.

Meclis Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Üyesi Ahmed Bahşayişi’nin görüşlerine yer veren gazete, bu yolun devam edebileceğini ve diplomasinin ilerlemesi için fırsatlar sunabileceğini aktardı. Maskat’ta Jared Kushner ve CENTCOM komutanı gibi yeni ABD’li yüzlerin bulunmasının, Washington’un "daha az maliyetli" bir diplomasi yolunu seçtiğini ve askeri baskı ile gerilimi tırmandırarak diyalog sürecini bozma niyetinde olmadığını gösterdiği belirtildi.

Bu gerçeklik, Washington’un bir anlaşmaya varmak için diplomatik fırsatlardan azami düzeyde yararlanma isteği olarak yorumlandı.

Çeviri: YDH