
YDH- Peoples Dispatch portalında yer alan habere göre, Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Washington’un son dönemde aldığı kararların ardından adanın karşı karşıya olduğu duruma ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
ABD ordusunun Küba’ya gitmekte olan Venezuela tankerlerine el koymasının ardından, Trump yönetiminin, 60 yılı aşkın süredir ekonomik ve ticari ablukaya maruz kalan Küba üzerindeki baskıyı artırdığı bildirildi. Bu kapsamda Washington’un, Küba’ya yakıt satan herhangi bir ülkeye ek gümrük tarifeleri uygulamakla tehdit ettiği aktarıldı.
ABD’nin Venezuela’ya karşı yürüttüğü askeri kampanyanın, petrol sevkiyatına yönelik deniz ablukasını ve Venezuela Devlet Başkanı ile First Lady’nin kaçırılmasını da içerdiği, bu adımların Küba’nın petrol temin edebildiği sınırlı alternatiflerden birini ortadan kaldırdığı belirtildi.
Yakıt akışının kesilmesi ve sonuçları
Díaz-Canel, açıklamasında Aralık ayından bu yana Küba’ya hiçbir yakıt girişinin olmadığını bildirdi. Yakıt tedarikinin kesilmesinin, okullar, ulaşım ve hayati sağlık altyapısının bağımlı olduğu elektrik üretimini ciddi biçimde zorlaştırdığı kaydedildi.
Bu nedenle bazı analistlerin, Trump yönetiminin Küba halkına yönelik son hamlesini “soykırımcı” olarak nitelendirdiği aktarıldı.
Küba devlet başkanı, Washington’un Küba’yı “ulusal güvenliğine tehdit” olarak tanımlayan gerekçelerine atıfla alınan kararların, Küba halkı üzerinde yarattığı “zorlu ve acı verici koşulların” farkında olduğunu ifade etti. Söz konusu gerekçelerin ise dünya genelinde çok sayıda analist ve siyasetçi tarafından sorgulandığı belirtildi.
Díaz-Canel’in şu ifadeleri kullandığı aktarıldı: “Küba terörist bir ülke değildir ve Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenliği için bir tehdit değildir. Küba, ABD’nin toprak bütünlüğünü, güvenliğini ya da hükümetinin istikrarını riske atan herhangi bir saldırgan eylem gerçekleştirmemiş, önermemiş ve örgütlememiştir.”
Guantánamo vurgusu ve diyalog çağrısı
Díaz-Canel’in, “teröristleri korumadıklarını” ve Küba’da başka ülkelere veya gruplara ait askeri güçlerin bulunmadığını belirttiği, ancak ülkede “yasadışı bir askeri üs” olduğunu söylediği aktarıldı.
Bu üssün, Küba halkının iradesine aykırı şekilde Guantánamo eyaletinde bulunan “yasadışı bir ABD askeri üssü” olduğu ifade edildi.
Başkanın, Küba’nın Washington ile her zaman diyaloğa açık olduğunu yinelediği, ancak “baskı altında diyalog diyalog değildir” vurgusunu yaptığı bildirildi.
Küba’nın komşular arasında medeni ilişkileri savunduğu, ancak müzakere yöntemi olarak şantajı, tehditleri ve dayatmaları reddettiği; Küba egemenliğine saygı talep ettiği aktarıldı.
Díaz-Canel’in, Trump yönetimi yetkilileriyle iki ülke arasındaki durumu görüşmeye hazır olduklarını belirttiği ve şu ifadeleri kullandığı bildirildi: “Küba, egemenliğimize, bağımsızlığımıza ve kendi kaderimizi tayin hakkımıza saygı temelinde, baskı ve ön koşullar olmaksızın tartışılması gereken her konuda diyaloğa açıktır.”
Ablukanın ekonomik etkileri
Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez’in açıklamalarına göre, yalnızca Mart 2024 ile Şubat 2025 arasındaki dönemde ekonomik ablukanın Küba’ya verdiği zararın yaklaşık 7,6 milyar ABD dolarına ulaştığı bildirildi.
Bu rakamın, önceki döneme kıyasla yüzde 49’luk bir artışa işaret ettiği ve ablukadan kaynaklanan zararların zamanla daha da ağırlaştığını gösterdiği kaydedildi.
Díaz-Canel, ABD’nin Küba’yı “çökertme” amacıyla baskı uygulama stratejisinin yeni olmadığını, Beyaz Saray’ın iddialarının aksine Küba’nın bir “başarısız devlet” olmadığını ifade etti.
Başkanın, “çöküş teorisinin” ABD yönetiminin Küba’yı tanımlamak için kullandığı söylemlerden biri olduğunu, bu teorinin Küba Devrimi’ni devirmeyi hedefleyen siyasi akımlarla bağlantılı olduğunu söylediği aktarıldı.
Medya kampanyası ve uluslararası dayanışma
Küba lideri, ülkenin yalnızca ekonomik boğma mekanizmaları ve askeri saldırı tehdidiyle değil, aynı zamanda ABD saldırılarını meşrulaştırmayı amaçlayan “iftira, nefret ve psikolojik savaşı” birleştiren bir medya kampanyasıyla da karşı karşıya olduğunu belirtti.
Buna karşın Díaz-Canel, 3 Ocak’ta Venezuela’ya yönelik saldırının ardından yeni koşullar oluşmasına rağmen, hükümetine yönelik uluslararası dayanışmanın sürdüğünü vurguladı.
Başkanın, “Küba yalnız değil; Büyük Antiller’in en büyüğüyle çalışmaya devam etmeye istekli ülkeler ve şirketler olduğunu biliyoruz” dediği aktarıldı.
Hükümetin aldığı önlemler
Díaz-Canel, bu zor koşullar karşısında hükümetin attığı adımları da anlattı. Siyasi Büro, Bakanlar Kurulu Yürütme Komitesi ve Ulusal Savunma Konseyi’nde değerlendirmeler yapıldığını, Bakanlar Kurulu’nda ise “akut yakıt kıtlığına” karşı uygulanacak planın güncellendiğini bildirdi.
Küba’da temel ve hayati faaliyetlerin sürdürülebilmesi için yakıt karnelemesine gidildiği, ancak 2026 yılı boyunca ülkeye hiçbir petrol sevkiyatının ulaşmamasının durumu son derece zorlaştırdığı ifade edildi. Bunun, toplu taşımada azalmaya ve ada genelinde zaten rekor seviyelere ulaşan elektrik kesintilerinin artmasına yol açacağı kaydedildi.
Başkan, yenilenebilir enerji gibi alternatif enerji kaynaklarının artırılmasının gündemde olduğunu, ancak bunun zaman alacağını söyledi. Bu nedenle hükümetin, “dünyanın en güçlü ülkesi” tarafından 10 milyon nüfuslu bir ülkeye tek taraflı olarak dayatılan bu engeli aşmak için büyük bir yaratıcılık sergilemesi gerektiğini belirtti.
Olası askeri saldırı ve savunma hazırlıkları
Díaz-Canel ayrıca, Venezuela’ya yönelik saldırı sonrasında, Güney Amerika ülkesinde güvenlik görevlerinde bulunan 30’dan fazla Kübalı savaşçının öldürüldüğünü belirterek, Küba’nın olası bir ABD askeri saldırısına karşı hazırlık yaptığını ifade etti.
Başkanın, “önceliklerden birinin savunma hazırlık planını devreye sokmak olduğunu” söylediği aktarıldı.
Olası bir saldırı durumunda, Fidel Castro’nun “topyekun halk savaşı” ilkesinin uygulanacağını belirten Díaz-Canel, bunun ülkenin bir “savaş hali”ne girdiği anlamına gelmediğini, ancak böyle bir ihtimale hazırlık yapıldığını ifade etti.
Bu çerçevede Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez’in Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, “ABD’nin 67 yıldır Küba’ya karşı güç ve saldırganlık kullandığını, elinde büyük bir askeri güç, devasa bir ekonomi ve saldırı suçları konusunda geniş bir deneyim bulunduğunu” söylediği bildirildi.
Rodríguez’in, Küba’nın tarafında ise “haklılık, uluslararası hukuk ve bir halkın yurtsever ruhu”nun yer aldığını vurguladığı aktarıldı.
Rodríguez’in ayrıca şu ifadeleri kullandığı bildirildi: “Biz Kübalılar ülkemizi satmaya, tehdit ve şantaja boyun eğmeye ya da kendi kaderimizi barış içinde inşa ettiğimiz vazgeçilmez hakkımızdan vazgeçmeye hazır değiliz. Küba’yı savunacağız. Bizi tanıyanlar bunun sarsılmaz, açık ve kanıtlanmış bir kararlılık olduğunu bilir.”