Çin uyduları ve İran füzeleri: 2025 savaşında yeni askeri mimari

16 Şubat 2026

İsrail ile İran arasında geçen yıl yaşanan 12 Gün Savaşı, Pekin'in yörünge gözetleme ağlarının Tahran'ın vuruş güçleriyle birleştiği hibrit bir imha zincirini tescil etti.

YDH - İsrail ile İran arasında geçen yıl yaşanan "12 Gün Savaşı", semalarda sadece balistik füze ve insansız hava araçlarının (İHA) teatisiyle sınırlı kalmadı.

Bu çatışma, modern savaşın mimarisinde yapısal bir dönüşümü kristalleştirdi. Pekin'in yörünge gözetleme ağları, Tahran'ın vuruş güçleriyle kaynaşarak Ortadoğu'daki güç dengesini kalıcı olarak değiştiren hibrit bir imha zinciri oluşturdu.

Kıdemli savunma analistleri, yaygın olarak kabul gören değerlendirmelerinde bu durumu "gözler ve yumruklar" yapısı olarak tanımlıyor.

Söz konusu analizlere göre Çin uydu ağı, İran'a sinyal istihbaratı (SIGINT), arazi haritalama, telemetri ile her türlü hava koşulunda gece ve gündüz optik ve kızılötesi görüntüleme sağlıyor.

Bu veri akışı, İran'ın İsrail ve Amerikan hedeflerini hassasiyetle vurmasına imkan tanıyor. Uzmanlar, Çin desteği olmaksızın Tahran'ın bu denli isabetli bir saldırı kapasitesine ulaşamayacağını vurguluyor.

İmha zinciri iki egemen güç arasında paylaşıldı

Defense Security Asia'nın değerlendirmesine göre klasik askeri imha zinciri olan "bul, sabitle, takip et, hedefle, angaje ol ve değerlendir" aşamaları, bu yeni yapıda iki aktör arasında bölüştürüldü.

Çin Halk Kurtuluş Ordusu (PLA) yörüngedeki "gözleri" sağlarken, İslam Cumhuriyeti Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) kinetik "yumrukları" indirdi.

Bu ikiye bölünmüş mimaride Çin; çok spektrumlu gözetleme ve sinyal istihbaratı yoluyla "bulma" ve "sabitleme" aşamalarına hükmediyor.

Elde edilen sterilize edilmiş hedef verileri İran komuta merkezlerine aktarılıyor ve Devrim Muhafızları angajman aşamasını balistik füzeler, seyir füzeleri ve İHA sürüleriyle icra ediyor.

Bu düzenleme, yaptırımlar ve kısıtlı yerel uzay varlıkları nedeniyle zorluk yaşayan İran'ın, daha önce sadece büyük güçlere mahsus olan istihbarat seviyesine erişmesini sağlayarak Tahran'ın vuruş kompleksini bir bölgesel zorlama aracına dönüştürdü.

GPS bağımlılığından BeiDou sistemine geçiş tamamlandı

2021 yılında imzalanan 25 yıllık Kapsamlı Stratejik Ortaklık, bu işbirliğinin diplomatik zeminini oluşturmuştu.

Başlangıçta enerji ve füze yakıtı tedarik zincirine odaklanan ortaklık, 12 Gün Savaşı'nın ardından uzay alanına genişledi.

2025 sonu itibarıyla İran, askeri uygulamalar için ABD kontrolündeki GPS sisteminden Çin'in BeiDou-3 Navigasyon Uydu Sistemi'ne geçişini tamamladı. Şifreli sinyallerin füze güdüm paketlerine entegre edilmesi, vuruş sistemlerini Batı'nın elektronik harp ve yanıltma taktiklerine karşı çok daha dirençli hale getirdi.

Finansal açıdan bakıldığında ise ortaya çıkan asimetri dikkat çekici. İran, geliştirme maliyeti yüzlerce milyar doları bulan bir yörünge mimarisine erişim sağlarken, Pekin seçici veri akışlarını paylaşarak asgari maliyetle stratejik bir nüfuz elde ediyor.

21. yüzyılın yazılım tanımlı savaş alanında, ağırlık merkezi artık yerdeki fırlatıcıdan ziyade tepedeki uydu takımlarına kaymış durumda.

Uzay destekli gerilimde savaş bir katalizör işlevi gördü

Haziran 2025'te İsrail ile İran arasında yaşanan savaş, her iki tarafın da görmezden gelemeyeceği zafiyetleri ortaya çıkardı. İsrail'in derin operasyonları İran'ın nükleer ve füze altyapısına zarar verirken, ABD ve İsrail'in elektronik harp varlıkları GPS güdümlü sistemleri aksattı.

Tahran bu duruma yanıt olarak, BeiDou sinyallerini hem balistik hem de seyir füzesi mimarilerine entegre ederek Çin'e olan stratejik yönelimini hızlandırdı.

Aynı dönemde, Jilin-1 uydu takımının işletmecisi olan Chang Guang Satellite Technology gibi Çinli firmaların Kızıldeniz'de Ensarullah'a yüksek çözünürlüklü görüntü sağladığı iddiaları üzerine ABD yaptırımları devreye girdi.

Çinli sivil uydu firmaları ile İran'ın vekil güçleri arasındaki bu bağ, Çin'in çift kullanımlı ekosistemindeki sivil-askeri ayrımının belirsizleştiğini gösterdi.

İran'ın yerel uydu filosu operasyonel açıdan yetersiz kalıyor

İran'ın mevcut uydu envanteri, yüksek değerli ve zamana duyarlı hedeflerin hassas bir şekilde vurulması için gereken kesintisiz gözetlemeyi sağlayamıyor.

2024'te fırlatılan Nur-3 ve Rusya tarafından fırlatılan Hayyam ile Pars-1 uyduları belirli kapasitelere sahip olsa da, yörünge mekaniği nedeniyle hedefler üzerinden günde sadece birkaç kez geçiş yapabiliyor.

Bu durum, hasımların mobil fırlatıcıları veya hava savunma bataryalarını uydunun görüş alanı dışına çıkarma şansını artırıyor.

Ayrıca İran'ın takımı, sahte hedefleri gerçek olanlardan ayıracak gelişmiş kızılötesi sensörlerden ve sinyal istihbaratı kabiliyetlerinden yoksun. Bu operasyonel boşluk, Çin'in 500'den fazla uydudan oluşan devasa filosu tarafından dolduruluyor.

Stratejik yankılar Hint-Pasifik bölgesine uzanıyor

Çin-İran modeli Ortadğu ile sınırlı kalmayabilir. İran'ın hedefleme kapasitesini destekleyen Jilin-1, Yaogan, Gaofen ve BeiDou altyapıları, gerektiğinde Tayvan Boğazı veya Güney Çin Denizi gibi bölgelere hızla yönlendirilebilir.

Bu durum, Japonya, Avustralya ve Güney Kore gibi F-35 kullanıcısı ülkeler için uzay destekli istihbaratta dışa bağımlılığın yarattığı riskleri hatırlatan bir emsal teşkil ediyor.

"Çinli gözler ve İranlı yumruklar" yapısı, bir büyük gücün bölgesel bir ortağı doğrudan askeri çatışmaya girmeden nasıl güçlendirebileceğine dair bir uyarı niteliği taşıyor.

Gelecekte bir ABD tesisine veya İsrail'e atılacak füzeler İran toprağından çıkabilir; ancak bu füzelerin izleyeceği yolu belirleyen hedefleme verileri, neredeyse kesin olarak önce Çin uydularından geçmiş olacak.