
YDH - Emirlikler ve Suudi Arabistan arasındaki gerilim, Abu Dabi'den gelen "Vahabilik ve terör" suçlamalarıyla yeni bir boyuta ulaştı. El-Ahbar gazetesi yazarı Hüseyin İbrahim'in değerlendirmesine göre Yemen'deki nüfuz mücadelesi ve bölgedeki liderlik yarışı, iki eski müttefiki medya ve diplomasi üzerinden sert bir çatışmanın eşiğine getirdi. Riyad toplumsal dönüşüm ve bölgesel ağırlığını korumaya çalışırken, BAE'nin saldırgan tutumu ittifakın geleceğini belirsizleştiriyor.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Müslüman Kardeşler ile uzaktan yakından bağlantısı olan her şeye düşmanlığını sergilemek için hiçbir fırsatı kaçırmıyor.
Hatta BAE’nin, yeryüzünde bu gruba karşı en büyük husumeti besleyen devlet olduğu kuşku götürmez bir gerçek.
Ancak Abu Dabi’nin, on yıllarca Suudi petrol sektöründe çalışan Batılılar için bir "dinlenme durağı" işlevi görmesini sağlayan Vahabiliğe karşı böylesine bir tavır takınması pek alışıldık bir durum değil.
Bu nedenle BAE Devlet Başkanı Danışmanı Abdülhalik Abdullah’ın X platformunda Vahabiliği "kışkırtma ve aşırılık söylemi yaymakla" suçlayan saldırısı, iki ülke arasındaki köprülerin atılabileceği çok daha sert bir çatışma döneminin kapısını aralıyor.
Abdullah paylaşımında, "Vahabi, görünüşü değişse de özünde Vahabidir; Vahabiliğin geri dönmesi ve karanlık bir akımla ittifak kurması, IŞİD'in, terörün ve kaos güçlerinin yeniden dizginlerinden boşanması demektir" ifadelerini kullandı.
Bu saldırı bir taşla iki kuş vurmayı hedefliyor. Bir yandan Suudi yönetimini Müslüman Kardeşler ile ittifak kurmakla suçluyor; ki son dönemde Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye ve Katar arasında BAE ile İsrail’e karşı şekillendiği söylenen ittifak bu iddiayı besliyor.
Diğer yandan ise Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın kurtulmaya ve toplumsal olarak dönüştürmeye çalıştığı krallığın dini kimliğini yeniden tartışmaya açıyor.
Abu Dabi’nin bu yeni gerilimi tırmandırma çabasının arkasında, Yemen’de uğradığı kayıplara cevap verme isteği yatıyor.
Yemen’deki yenilgisini henüz kabullenmeyen BAE, kendisinden daha büyük bir projenin parçası ve bu projenin mızrak ucu olduğunu biliyor.
Riyad’ın kendisine yönelik hamlelerinin sınırlı kalacağının ve rejimini tehdit etmesine izin verilmeyeceğinin bilincinde olan BAE, bir sahadaki kaybını başka bir sahada telafi etme güdüsüyle hareket ediyor.
Suudi Arabistan tarafında ise sosyal medyadaki önde gelen gayriresmi figürlerin tepkisi oldukça öfkeli oldu. Bu isimler genel olarak "Vahabilik" diye bir mezhebin varlığını reddederken, BAE’den gelen saldırının "şeytanlaştırma" amacı güden siyasi bir hamle olduğunu savundu.
Bu tepkiler, özellikle her alanda köklü bir geçiş süreci yaşayan krallıkta, yönetimin ve toplumsal dönüşümün meşruiyet zemini olarak kurgulanan bu tür iddialara karşı ne kadar hassas olunduğunu gösterdi.
Suudi projesi, bir dönem BAE ve diğerlerine kaptırdığı rolleri geri alma stratejisine dayanıyor. Riyad; siyasi bir müttefik olarak Batı’ya açılma ihtiyacı ile kuruluşundan bu yana hükümranlığının temel direklerinden olan dini kimliği koruma gerekliliği arasında bir denge kurmaya çalışıyor.
Ancak krallığın bölgesel çekim merkezi olma çabaları şimdilik aksıyor; devasa inşaat projeleri mali nedenlerle sekteye uğrarken, toplumun çoğunluğunu oluşturan gençlerin ilgisini çeken eğlence ortamlarına rağmen toplumsal dönüşümün başarısı, ülkenin katı geçmişi nedeniyle hala belirsizliğini koruyor.
Krallığın kuruluşundan bu yana uygulanan aşırı siyasi ve kültürel baskı, bugüne dek iki mecrada kendine çıkış yolu bulmuştu: Ya ülke dışına çıkıldığında (veya içeride gizlice) tüm toplumsal kuralların ihlal edilmesi ya da terör örgütlerine katılım.
Bugün siyasi baskı varlığını sürdürse de toplumsal baskı tam tersi bir yöne evrildi. Müsaade edilen alanların genişliği krallığın bir kerede sindirebileceğinden daha fazla hale gelince, bu durum toplumsal serbestleşmeye karşı bastırılmış yeni bir aşırılığı tetikledi.
Mevcut kavgada Suudi Arabistan çok fazla silaha sahip olmasa da sadece hacmi bile ezilmesini engellemeye yetiyor. Ayrıca, İsrail çıkarlarıyla tamamen bütünleşmiş BAE’nin aksine, Arap meselelerinde daha rasyonel seçeneklere yönelmesi, krallığa Yemen’de olduğu gibi ek kazanımlar sağlayabilir.
Riyad’ın, İsrail ile normalleşme gibi süreçlerde "kırmızı çizgiler" belirlemiş görünmesi de bu hedefe hizmet ediyor; ancak bu çizgiler ideolojik olmaktan ziyade, toplumsal yapısı BAE’den farklı olan Suudi kamuoyuna bu süreci pazarlayabilme kaygısından kaynaklanıyor.
Suudi-BAE söz düellosunun şiddetlendiği sırada, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dün yapması planlanan Abu Dabi ziyaretinin ertelenmesi ve yerine BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirmesi dikkat çekti.
Türk Cumhurbaşkanlığı X hesabı üzerinden yapılan ve erteleme gerekçesi olarak Bin Zayid’in sağlık sorunlarını gösteren açıklama daha sonra silinirken, Abu Dabi’den devlet başkanının sağlık durumuna dair resmi bir açıklama gelmedi.
Çeviri: YDH