
YDH - ABD-İran müzakerelerinin ikinci turu sonrası İsrail, dolaylı kanallarla savaşın kaçınılmaz olduğu mesajını vererek Washington’ın "iyimser" havasına tepki gösteriyor. El-Ahbar gazetesi yazarı Yahya Debbuk'un değerlendirmesine göre Siyonist rejim, Tahran'ın zaman kazandığını savunarak Trump yönetimini diplomatik çözümden uzaklaştırıp baskıyı artırmaya veya askeri seçeneğe yöneltmeye çalışırken, bölgede çözüm ve çatışma ihtimalleri kritik bir dengeye oturmuş durumda.
ABD ile İran arasındaki müzakerelerin ikinci turunun tamamlanmasının ardından İsrail’de, bu görüşmelerin başarı şansına dair "derin bir karamsarlık" hâkim oldu.
Güvenlik birimlerinin değerlendirmelerinde, bir çatışmanın artık "yakın" ve "kaçınılmaz" olduğu konuşulmaya başlandı. Bu durum, Tahran ile Washington arasında "olası bir yakınlaşma" sinyallerine karşı verilmiş bir tepki niteliği taşıyor.
İsrailli siyasi ve askeri yetkililerin Cenevre turuna ilişkin doğrudan açıklama yapmaktan kaçınması ise müzakere sürecinin ayrıntıları, gerilimi tırmandırma başlıkları ve çatışma ihtimalleri üzerine alenen konuşmama yönünde alınmış resmi bir karara işaret ediyor.
Ancak bu karar, İbranice medya üzerinden sızdırılan bilgi ve değerlendirmelerle dolaylı yoldan ses yükseltilmesine engel olmadı.
Bu sızıntılar iki temel mesaj barındırıyor: Birincisi, askeri seçenekleri dışlayan bir anlaşmaya varılması ihtimaline karşı uyarıda bulunarak bunun İsrail için en kötü senaryonun habercisi olduğunu vurgulamak.
İkincisi ise hem İranlı karar alıcılara hem de İsrail kamuoyuna, Tel Aviv’in olası bir savaşta gelebilecek her türlü yanıta hazır olduğu ve buna geçtiğimiz haziran ayında yaşanan 12 günlük savaşın çok daha ötesinde bir karşılık verileceği mesajını iletmek.
Peki, bu İsrail mesajının ardındaki gerçek ne ve neyin üzerine inşa ediliyor? Öyle görünüyor ki ikinci turun ardından gelen resmi ABD tutumu, müzakerelerin tarafları Tel Aviv'in razı olmayacağı bir anlaşmaya yaklaştırdığı endişesiyle İsrail’in hızlı bir tepki vermesini tetikledi.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray sözcüleri, görüşmelerde teknik ilerleme kaydedildiğini kabul etme ve Başkan Donald Trump'ın askeri seçenekler de dahil tüm ihtimalleri masada tuttuğunu onaylama konusunda hemfikirdi.
Hatta Vance, görüşmelerin bazı açılardan "iyi" gittiğini ve Tahran’ın henüz Trump tarafından belirlenen bazı "kırmızı çizgileri" kabul etmediğini, bunun da diplomatik sürecin tıkanması durumunda baskı veya gerilimi yükseltme seçeneklerine kapıyı açık bıraktığını söyledi.
Bu formülasyon yorumlamaya açık bir alan bırakıyor; İsrail’i en kötü senaryolar hakkındaki söylemlerini yoğunlaştırmaya iten sebep de muhtemelen bu.
İran tarafında ise Tahran ikinci turun sonuçlarına dair iyimserliğini dile getirirken, aynı zamanda kendisini Amerikalılarla uzlaşmaya hazır, ciddi bir müzakere ortağı olarak sunmaya çalıştı.
Bu zıtlık, Tel Aviv’i "pusulayı yeniden doğrultmaya" ve İran rejiminin anlaşma peşinde koşan değil, sadece zaman kazanmaya ve taktiksel oyalamaya çalışan bir taraf olduğu yönündeki kalıplaşmış algıyı sabitlemeye itti.
İsrail bu yolla Tahran'ın inandırıcılığını sarsmayı ve hatta ABD’nin İran’a yönelik tutumunu etkilemeyi amaçlıyor.
Zira bu söylem, müzakerelere karşı çıkan ve diplomatik sürecin faydasını sorgulayan kesimlerin elini güçlendirebilir; İsrail’in sadece zaman kaybı ve Tahran için karşılıksız bir kazanç olarak gördüğü müzakere süreçlerine dalmak yerine, Trump’ı çatışma seçeneğine yönelmesi için daha fazla baskı altına alabilir.
Her halükarda, İsrail'in müzakerelerin faydasını sorgulayan ve çatışmaya hazırlığı bir zorunluluk olarak sunan yaklaşımı, Tel Aviv’in son iki haftadır hem müzakere süreci hem de askeri seçeneklere hazırlık konusunda sergilediği ihtiyatlı sessizlikten bir kopuş anlamına geliyor.
Bu ani değişim, müzakerelerin İsrail perspektifinden en kötü senaryolara yol açabilecek kritik ve hassas bir aşamaya girdiğini ya da çözüm ile çatışma ihtimallerinin artık yarı yarıya olduğunu gösteriyor.
Öte yandan bu paradoks, kapalı kapılar ardında nelerin gizlendiğine dair temel soruları da beraberinde getiriyor. Medyadaki yaklaşım Tel Aviv'in kamuoyuna göstermek istediği yüzüyken, perde arkasındaki gelişmeler gözlerden uzak kalmaya devam ediyor.
Oysa Tel Aviv ile Washington arasındaki yakın eş güdüm, genellikle her türlü plan veya girişimden önce gelir.
İsrail’deki bu ani değişim, işgalci rejimin müzakerelerin gidişatına dair duyduğu gerçek bir endişeyi mi yansıtıyor, yoksa sahayı ve kamuoyunu olası bir saldırgan girişime hazırlamayı gerektiren önceden varılmış bir mutabakata mı işaret ediyor?
Her iki ihtimal de İran tarafını temel ilkelerinden taviz vermeye zorlamak amacıyla yapılan daha fazla baskı ve yıldırma girişimi olan üçüncü bir ihtimali dışlamıyor.
Çeviri: YDH