Soykırım üzerinden ‘büyüyen ekonomi’

19 Şubat 2026

Uluslararası endeksler ve finans çevreleri tarafından “başarılı” olarak sunulan İsrail ekonomisinin, teknoloji ve savunma odaklı büyümesini Filistin halkına yönelik soykırımın sürdüğü bir bağlamda gerçekleştirdiği belirtildi.

YDH- The Economist dergisi geçen yılın sonlarında “2025’te en iyi performansı hangi ekonomi gösterdi?” başlıklı bir makale yayımladı.

Middle East Eye (MEE)’yede kaleme alınan makaleye göre, beşinci kez üst üste hazırlanan ve çoğu zengin 36 ülkeyi kapsayan yıllık sıralama, “yılın ekonomisini” belirlemeyi amaçlıyordu.

Derginin, değerlendirmede beş göstergeye dayandığı belirtildi: enflasyon, gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH), istihdam, borsa performansı ve yıllık fiyat artışı yüzde ikinin üzerinde olan ürün kategorilerinin payını ölçen “enflasyon yaygınlığı.”

Bu göstergelerin her birinde ülkelerin sıralandığı ve 2025 yılı için “genel ekonomik başarı puanının” oluşturulduğu kaydedildi.

MEE, İsrail’in bu sıralamada, Portekiz ve İrlanda’nın ardından üçüncü sırada yer almasına dikkat çekti.

Ekonomik göstergeler ve borsa performansı

Makalede, bu “ekonomik başarının” iki temel göstergeyle açıklandığı aktarıldı. Buna göre, İsrail ekonomisi, yaklaşık yüzde 3,2 olan küresel ortalamanın üzerinde, yüzde 3,5’lik bir GSYH büyüme oranı kaydetti. Daha dikkat çekici olan ise borsa performansı oldu. Hisse senedi fiyatlarının bir önceki yıla kıyasla yüzde 53 arttığı, bunun da dünyanın başlıca borsalarını geride bıraktığı ifade edildi.

İsrail’in iki yılı aşkın süredir Gazze’ye karşı savaş yürütmesine rağmen, bu tür verilerin genellikle “güçlü bir ekonomiye” işaret ettiği belirtildi. Şirketlerin sağlam kâr ve büyüme bildirdiği, yerli ve yabancı yatırımcıların ülkeye “güven duyduğunu” yansıttığı aktarıldı.

Times of Israel’e dayandırılan bir haberde, yabancı yatırımcıların “2023’te savaşın patlak vermesiyle yaşanan satış dalgasının ardından, 2024 ortalarından itibaren hisse almak için İsrail piyasalarına akın ettiği” bildirildi.

Makalede, Tel Aviv Menkul Kıymetler Borsası verilerine atıfla, geçen eylül itibarıyla “çifte kote edilen hisseler hariç olmak üzere, yabancı finans kuruluşlarının Tel Aviv hisselerindeki varlıklarının değerinin 19,2 milyar dolarla tarihi bir rekora ulaştığı ve savaş öncesi seviyenin iki katını aştığı” kaydedildi.

Bu konudaki birçok değerlendirmenin, “İsrail borsasının teknoloji şirketleri ağırlıklı olmasına ve küresel ölçekteki teknoloji patlamasına” odaklandığı belirtildi.

Uluslararası Para Fonu’nun, ekonomik dayanıklılığı güçlendirmek için İsrail’in “yüksek teknoloji ve yapay zekâ alanındaki rekabet üstünlüğünü daha da artırması” gerektiğine dikkat çektiği aktarıldı.

Teknoloji sektörü ve savunma bağlantısı

Dünya Bankası verilerinin de İsrail’deki teknoloji patlamasını açık biçimde ortaya koyduğu ifade edildi. Buna göre, imalat ihracatı içinde yüksek teknolojili ürünlerin payı son yıllarda istikrarlı biçimde arttı; bu oran 2006’da yüzde 8 iken 2024’te yüzde 37’ye yükseldi.

İsrailli araştırma kurumlarının, yüksek teknoloji sektörünün son on yılda ülkenin başlıca ekonomik motoru haline geldiğini dile getirdiği belirtildi. Sektörün, 2018-2023 döneminde toplam GSYH artışının yüzde 40’ından fazlasını oluşturduğu; yaklaşık 400 bin kişiyi istihdam ettiği ve ülke ekonomisinin beşte birine denk geldiği aktarıldı.

Strategy International adlı düşünce kuruluşuna göre, İsrail’in teknoloji ile savunmayı birleştiren “benzersiz” yapısı, özellikle “ordu, akademi ve özel teknoloji endüstrileri arasındaki sıkı ilişki” sayesinde siber güvenlik, gözetim ve yapay zekâ destekli istihbarat sistemlerinde “sürekli teknolojik ilerlemeyi besleyen” bir geri besleme döngüsü yarattı.

“Geri besleme döngüsü” ne anlama geliyor?

Makalede, bu geri besleme döngüsünün ne ifade ettiğinin, yazar Antony Loewenstein tarafından kaleme alınan “Filistin Laboratuvarı: İsrail İşgal Teknolojilerini Dünyaya Nasıl İhraç Ediyor?” kitapta ele alındığı hatırlatıldı.

Kitapta, işgal altındaki Filistin topraklarının askeri teknolojiler için “acımasız bir test sahası” olarak kullanıldığı anlatılıyor.

Buna rağmen, Gazze’de süren soykırıma karşın İsrail ekonomisinin uluslararası finans kuruluşları ve bilgi endeksleri tarafından “övülmeye” devam ettiği ifade edildi.

Bir BM kuruluşu tarafından yayımlanan son Küresel Yenilik Endeksi’nde İsrail’in 139 ekonomi arasında 14’üncü sırada yer aldığı; Kuzey Afrika ve Batı Asya ülkeleri arasında ise birinci olduğu aktarıldı.

Öte yandan Birleşmiş Milletler’in, şirketlerin İsrail’in yasa dışı işgalini ve devam eden soykırım kampanyasını sürdürmedeki rolünü kabul ettiği belirtildi.

BM raporu ve “soykırım ekonomisi”

Geçen yaz yayımlanan “İşgal ekonomisinden soykırım ekonomisine” başlıklı bir raporda, BM özel raportörü Francesca Albanese, İsrail’in askeri-endüstriyel kompleksini devletin “ekonomik omurgası” olarak tanımladı.

Raporda, “Filistinlilere yönelik baskının giderek otomatikleştiği; teknoloji şirketlerinin kitlesel veri toplama ve gözetimi entegre eden çift kullanımlı altyapılar sağladığı ve işgal altındaki Filistin topraklarının sunduğu benzersiz askeri teknoloji test sahasından kâr elde ettiği” belirtildi. Bu ekonominin, “ABD’li teknoloji devlerinin İsrail’de yan kuruluşlar ve araştırma-geliştirme merkezleri kurmasıyla beslendiği” kaydedildi.

İsrail’in ekonomi basınında yer alan bir değerlendirmeye de atıf yapıldı. İş dünyası sitesi Calcalist’te yayımlanan bir makalede, ülkenin teknoloji sektörünün “krizi katalizöre çevirdiği” ve 2025 yılında birleşme, satın alma ve halka arzlarda artış yaşandığı ifade edildi.

Makalede, “askeri araştırmaların sivil girişimcilikle entegre edilmesinin belirleyici olduğu” vurgulandı.

Sonuç: Ekonomik toparlanma neyi gösteriyor?

Makalede, standart neoliberal yapısal reform reçetelerinin aksine, devletin kamu ve özel sektörleri arasındaki, özellikle araştırma ve geliştirmedeki “kalıcı sinerjinin” İsrail için “başarılı bir strateji” gibi göründüğü aktarıldı.

Bu tabloya ilişkin değerlendirmede, söz konusu ekonomik toparlanmanın gerçekte neyi ortaya koyduğu sorusu gündeme getirildi. Yabancı yatırımcıların, teknoloji odaklı İsrail ekonomisinin “sonuç üretebileceğine” ikna olduğu görülürken, bu sonuçların ne olduğu sorusuna bugün verilen yanıtın ise “Filistin halkına yönelik soykırım” olduğu ifade edildi.