
YDH - Cenevre'deki görüşmelerde ABD'nin nükleer başlığın ötesine geçerek İran'ın füze programını masaya getirmesi, Tahran'ın ise bunu yetki dışı sayarak reddetmesiyle süreç çıkmaza girdi. ABD bölgeye uçak gemisi ve F-35 filoları sevk ederek baskıyı artırırken; İsrail, "İran'ın hayal edemeyeceği bir yanıt" tehdidiyle savaşa hazırlık provası yapıyor ancak iç cephedeki hazırlık eksiklikleri tartışılıyor. El-Ahbar gazetesi yazarı Hüseyin el-Emin'in değerlendirmesine göre Trump ve Netanyahu'nun "İran'ın nükleer kapasitesinin tamamen yok edildiği" yönündeki önceki açıklamalarına rağmen, askeri seçeneğin tekrar gündeme gelmesi, hedeflerin nükleer programın ötesinde bölgesel bir dizayn olduğunu ve önceki saldırının sonuçlarının abartıldığını gösteriyor.
ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yaşanan yeni gerilim sürecinin başından bu yana, söylemlerindeki tüm çelişkilere rağmen net ve istikrarlı bir ton sergiliyor.
Bir yandan "iyi" giden müzakerelerden ve İran ile "öyle ya da böyle" bir anlaşmaya varılmasının "kaçınılmazlığından" söz ederken, diğer yandan ABD'nin geçen yıl İran'ın nükleer tesislerine yönelik düzenlediği "Gece Yarısı Çekici" harekâtını hatırlatıyor.
"İran bir anlaşma yapmazsa kötü şeyler olacak" diyerek savaş tehditlerini savurmaya devam eden Trump’ın söylemi, "İran'ın nükleer silah sahibi olmasını engelleme" gerekliliğine dayanıyor. Ancak ABD Başkanı aynı zamanda ülkesinin bombardıman uçaklarının "İran'ın nükleer kapasitesini tamamen yok ettiğini" de öne sürüyor.
Bu durum pek çok soruyu beraberinde getiriyor: Eğer İsrail-ABD ortak askeri harekâtı İran nükleer programını tamamen bitirdiyse ve Trump’ın iddiasına göre "Ortadoğu’da barış sağlandıysa", artık var olmayan bir program üzerine müzakere etmenin, dahası bunun için geniş çaplı bir savaş tehdidinde bulunmanın ne anlamı kalıyor?
Bu çelişki, Washington'ın gerçek talebinin sadece "nükleer program" ile sınırlı olmadığını; füze programını ve Tahran’ın direniş hareketlerine verdiği destek başta olmak üzere bölgesel politikalarını da kapsadığını gösteriyor.
Diğer bir deyişle, yaşananların derin hedefi bölgeyi Washington'ın arzuları doğrultusunda yeniden şekillendirmek gibi görünüyor.
Nitekim Trump, son dönemdeki tutumuyla "aşırıcılık ve terörden arınmış bir bölge" için çalıştığını açıkça ifade ederek İran'ı "bölgesel barışı sağlamak için kendilerine katılmaya" çağırdı.
Bu noktada, iki ülke arasındaki müzakerelerin neden bu denli karmaşık bir hal aldığı daha iyi anlaşılıyor; her ne kadar heyetler kapalı kapılar ardında neler yaşandığını tam olarak ifşa etmese de.
Umman'ın ara buluculuğunda Cenevre’de gerçekleştirilen son turdan sızan bilgilere göre, görüşmeler oldukça "karmaşık ve gergin" geçti. Konuya aşina diplomatik kaynakların el-Ahbar'a verdiği bilgiye göre, "Amerikalılar füze programı ve İran'ın bölgesel faaliyetlerini masaya getirdi."
İran heyeti ise müzakerelerin "sadece nükleer konulara tahsis edildiğini" ve heyetin "başka konuları tartışma yetkisi bulunmadığını" vurguladı.
Kaynaklar, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un İran heyetine "Tahran'ın füze programı hakkında müzakereyi reddetme konusundaki ısrarının kendi yararına olmayacağını" ilettiğini belirtti. İran tarafı ise görüşmelerin "nükleer" niteliğini yeniden vurgulayarak; nükleer programın denetimi, zenginleştirme oranları, diğer teknik hususlar ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ekipleriyle iş birliğinin yenilenmesi konusunda "ilk tavizleri" vermeyi teklif etti.
Cenevre’deki toplantıya UAEA Başkanı Rafael Grossi’nin katılması da bu arka planla gerçekleşti. Grossi, dün Bloomberg'e verdiği demeçte, "İran için diplomasi penceresinin kapanmaya başladığını ve Tahran'ın ABD ile bir anlaşmaya varmak için fazla zamanı kalmadığını" kaydetti.
Heyetlerin ülkelerine dönmesinin ardından Amerikalıların "İran'ın sunduğu paketi satın almadığı" netleşti. ABD yönetimi bölgeye askeri varlık göndermeye devam ederken, Wall Street Journal'ın ABD'li yetkililere dayandırdığı haberine göre, "müzakerelerin çıkmaza girdiği" yönündeki sızıntılar yoğunlaştı.
Gazete, bir ABD Deniz Kuvvetleri yetkilisinin "Amerika'nın şu anda Ortadoğu ve Doğu Akdeniz'de 13 gemisi bulunduğunu" aktardığını bildirdi. ABD'li yetkililer, İran'a karşı haftalarca sürecek bir "hava savaşı" seçeneğine imkan tanıyan bir "ateş gücüne" sahip olduklarını vurguladı.
Ancak CNN'e göre Trump henüz nihai bir karar vermiş değil; danışmanlarının ve müttefiklerinin görüşlerini almaya devam ediyor ve "askeri harekât lehine ve aleyhine olan seçenekleri gayriresmi olarak tartışıyor."
New York Times ise ABD yönetiminin, Trump'ın ocak ayında İran'ı vurma tehdidinden bu yana savunma kapasitesini artırdığını ve Gerald Ford uçak gemisinin "bu hafta sonu veya önümüzdeki haftanın başında" Akdeniz'e ulaşabileceğini, geminin öncelikle işgal altındaki Filistin kıyılarına konuşlandırılmasının muhtemel olduğunu bildirdi.
Gazete, "ordunun artık kuvvetlerini ve müttefiklerini herhangi bir İran misillemesinden koruma kapasitesine sahip olduğunu" vurguladı. Ayrıca gazetenin ulaştığı ABD Ulusal Güvenlik yetkilileri, "İran yönetimini değiştirmeye yönelik herhangi bir operasyonun başarısının belirsiz olduğu konusunda Trump'ın bilgilendirildiğini" aktardı.
Sahada ise Ürdün’deki Muvaffak es-Salti Hava Üssü’ne ait uydu görüntüleri, üste 18 adet ABD yapımı F-35 savaş uçağı ile 6 adet EA-18G elektronik harp uçağının konuşlandırıldığını ortaya çıkardı. İsrail’in Kan kanalı ise dış yüzeyinde ayırt edici işaretler bulunmadığı için "hayalet uçak" olarak bilinen ve "nükleer acil müdahale ekiplerini, gizli taktik destek birimlerini veya hassas krizlerdeki üst düzey yetkilileri" taşımak için kullanılan "gizli bir ABD uçağının" İsrail’e iniş yaptığını bildirdi.
Bu gelişmelere, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun 28 Şubat’ta İsrail’e gerçekleştireceği ve Başbakan Benyamin Netanyahu ile görüşeceği ziyaretin duyurusu eşlik etti. Netanyahu, dün düzenlenen bir subay mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
"Dostum Trump'a, İsrail’in görüşüne göre İran ile yapılacak herhangi bir müzakereye yön vermesi gereken ilkeleri netleştirdim. Her türlü senaryoya hazırlıklıyız. Bir şey kesin: Eğer İran bir hata yapar ve bize saldırırsa, hayal bile edemeyeceği bir yanıtla karşılaşacaktır."
Buna karşılık İsrail Ordu Radyosu, "İsrail'in savaşa hazırlık durumundaki açıkları" ifşa etti. İç Cephe Komutanı Tümgeneral Rafi Milo, Knesset Dış İlişkiler ve Savunma Komisyonu'na verdiği brifingde, "kasaba ve yerleşim yerlerinin yaklaşık yüzde 20’sinin olası bir savaşa karşı hazırlıklarını tamamlamadığını, yerleşim birimlerinin beşte birinde sığınak ve acil durum planı eksikliği bulunduğunu" belirtti.
i24 kanalı da İsrail hükümeti Sağlık Bakanlığının hastane yöneticileriyle bir araya gelerek, İran ile bir savaş çıkması ve elektriksiz çalışmak zorunda kalmaları ihtimaline karşı hazırlıklarını sunmalarını istediğini aktardı.
Son gelişmeleri değerlendiren gazeteci Ronen Bergman, Yedioth Ahronoth gazetesindeki yazısında, ABD ve İsrail’in İran'a yönelik son operasyonundaki asıl sorunun Trump ve Netanyahu’nun "mübalağalı iddiaları" olduğunu kaydetti.
Trump’ın nükleer kapasitenin "tamamen yok edildiği", Netanyahu’nun ise "nükleer ve füze tehdidinin ortadan kaldırıldığı" yönündeki açıklamalarına dikkat çeken Bergman; ABD ve İsrail orduları ile istihbarat servislerinin "saldırının gerçek sonuçlarını gizli tutmaya özen gösterdiğini", bunun da bugünkü askeri seçenek vurgusunu açıkladığını belirtti.
Bergman, "Gerçekçi hedefin İran rejimini devirmek değil; Tahran'ı müzakere masasına dönmeye ve taviz vermeye zorlayacak, birkaç gün sürecek ağır bir askeri darbe indirmek olduğunu" ifade ederek, "Nükleer proje yok edilmedi, belki sadece bir yıl veya daha az bir süre ertelendi" değerlendirmesinde bulundu.
Çeviri: YDH