Trump'tan Latin Amerika'ya ültimatom: Ya ben ya da Xi

20 Şubat 2026

Üst düzey ABD'li yetkililerin Çin'in bölgedeki ekonomik genişlemesini "ulusal güvenlik tehdidi" olarak gördüğü ve Trump rejiminin, Batı Yarımküre'yi "Çin etkisinden temizlemek" için Monroe Doktrini'ni yeniden canlandırmaya hazırlandığı bildirildi.

YDH- ABD'nin Batı Yarımküre'deki agresif dış politikasının arkasında yatan temel nedenlerden biri, üst düzey danışmanlarını birleştiren bir hedefe dayanıyor: "Çin'i dengelemek."

Politico'nun haberine göre, bu hedef, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'dan Başkan Yardımcısı JD Vance'e kadar geniş bir yelpazedeki ismi ortak paydada buluşturuyor.

"Çin tehdidi" söylemi ve Monroe Doktrini

Habere göre, Başkan Trump'ın ilk dönem Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Alexander Gray, ekibin tamamını birleştiren görüşün, Amerika'nın "Çin etkisini Batı Yarımküre'den temizlemesi gerektiği" inancı olduğunu belirtiyor.

Gray, "Yarımkürede hakim olmadan anavatanı savunamazsınız" diyerek, buradan elde edilecek gücün Asya-Pasifik'teki rekabete yönlendirileceğini ifade ediyor.

Bu yaklaşım, rejimin Batı Yarımküre'de ne kadar ileri gidebileceğine ve Çin'in ekonomik genişlemesini ne denli ciddi bir "ulusal güvenlik tehdidi" olarak gördüğüne ışık tutuyor.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Çin'i doğrudan adlandırmaktan kaçınarak, rejimin "düşmanlarla" mücadele ederek Monroe Doktrini'ni yeniden yürürlüğe koyduğunu savundu. Bir Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise Çin Komünist Partisi ve Halk Kurtuluş Ordusu tarafından kontrol edilen şirketlerin ekonomik genişlemesinin ABD için "risk oluşturduğu" yorumunu yaptı.

Trump'ın Nisan ayında Pekin'i ziyarete hazırlandığı bir dönemde, rejiminin ilk aylarında Amerika kıtasında Çin'in konumunu zayıflatacak adımlar atması dikkat çekiyor.

Haberde, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun "hedef alınması" en somut örnek olarak gösteriliyor. Zira Pekin, Venezüella petrolünün en büyük alıcısı ve ülkenin başlıca ekonomik ortağı konumunda.

Trump rejiminin ayrıca, Küba hükümetini istikrarsızlaştırdığı, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'ne katılan ilk Latin Amerika ülkesi olan Panama'yı tehdit ettiği ve Çin'in en büyük ticaret ortağı Brezilya'ya karşı tavır aldığı belirtiliyor.

Trump'ın, Çin ve Rusya'nın ada üzerinde "fosil yakmasını" engellemek için ABD'nin Grönland'ı "satın alması" gerektiğini söylediği de aktarılıyor.

Rejim, doğrudan müdahalede bulunmadığı durumlarda bile Çin ile işbirliği yapan Latin Amerika ülkelerini başka yollarla "rahatsız etmeye" çalışıyor.

Haberde, Çin yapımı Chancay limanı üzerinde Peru hükümetinin düzenleyici kontrolü kaybetmesi, rejimin Pekin'in artan etkisinin "riskleri" olarak gösterdiği son örnekler arasında sayılıyor.

Bölgede yükselen gerilim ve Çin'in artan etkisi

Habere göre, rejimin bu saldırgan tutumu, Arjantin, Şili ve Uruguay'daki sağ eğilimli liderlerden övgü toplasa da bölgenin diğer kesimlerinde ters tepebilir.

Uzmanlar, ABD'nin "diplomasi yerine silah zoruyla" hareket etmesinin ülkeleri Pekin'e daha da yakınlaştırabileceği uyarısında yapıyor.

Eski ABD Güney Komutanlığı yetkililerinden Leland Lazarus, Trump rejiminin "ağır politikalarının" kısa vadede ülkeleri ABD taleplerine boyun eğdirebileceğini ancak uzun vadede "Çin'e yeni fırsatlar yaratacak köprüleri yakabileceğini" söylüyor.

Örneğin Kanada'nın, ABD'den uzaklaşarak ticaretini çeşitlendirmek için Çin'e yöneldiği ve Başbakan Mark Carney'in geçtiğimiz ay Pekin'i ziyaret ettiği hatırlatılıyor.

Haberde, Trump rejiminin üst düzey yetkililerinin geçmişte ABD ile Çin'in çatışmaya sürüklendiği yönündeki söylemlerine de yer veriliyor.

Savunma Bakanı Pete Hegseth'in mayıs ayında Singapur'da Pekin'in "büyük askeri yığınağına" dikkat çektiği, Başkan Yardımcısı Vance'in ise Çin'i "ülkenin karşı karşıya olduğu en büyük tehdit" olarak nitelediği aktarılıyor.

Trump rejimi ilk aylarında Çin'e yönelik tarifeleri yüzde 145'e kadar artırarak "agresif bir tutum" sergiledi. Ancak Çin'in kritik minerallerin akışını yavaşlatarak misilleme yapması, başkanı yumuşama arayışına itti. Buna rağmen, danışmanların Batı Yarımküre'de Çin'i sıkıştırmak için daha fazla alanları olduğu ve bunun devam edeceği yorumu yapılıyor.

Çin'in bölgedeki ekonomik gücü ve ABD'nin alternatifsizliği

Aralık ayında yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi, Batı Yarımküre bölümünde dolaylı yollarla Çin'i hedef alıyor.

Stratejide, "bölgede altyapı inşa eden yabancı şirketleri dışarı itmek" ve "yarımküre dışındaki rakiplerin nüfuzunu artırmasını zorlaştırmak" gibi ifadelerle Pekin'in artan ekonomik gücüne işaret ediliyor.

Ancak ABD'nin ülkeleri Çin'in yörüngesinden çıkarma çabalarının, Pekin'in bölgedeki derin ekonomik bağları nedeniyle “zorlu bir satış” olacağı belirtiliyor.

Çin'in Latin Amerika ile ikili ticareti 2025'te 565 milyar dolara ulaşırken, ABD'nin ticareti 346 milyar dolarda kaldı. Pekin ayrıca 33 Latin Amerika ve Karayip ülkesinden 22'siyle Kuşak ve Yol Girişimi anlaşması imzaladı.

Eski ABD Büyükelçisi Stephen McFarland, "Çin finanse ettiği altyapıya alternatif ne?" sorusunu sorarak, ABD firmalarının Latin Amerika'daki büyük projelere genellikle ilgi göstermediğine dikkat çekiyor.

Trump'ın 7 Mart'ta Miami'de Latin Amerikalı liderleri bir araya getireceği ancak ABD'nin Çin'in bölgedeki ürünlere olan "doymak bilmez talebiyle" rekabet edemediği sürece ikna çabalarının başarısız olacağı vurgulanıyor.

Şili'nin eski Pekin Büyükelçisi Jorge Heine, bir Latin Amerikalı bakanın neden dünyanın en hızlı büyüyen bölgesi olan Asya'daki ve özellikle Çin'deki fırsatları kaçırmak isteyeceğini sorguluyor.

Biden dönemi yetkilisi Brian Nichols da ABD'nin Çin kadar çevik olmadığını ve milyarlarca dolarlık projeleri hayata geçirmesinin uzun zaman aldığını itiraf ediyor.