
YDH - Tahran Üniversitesi Öğretim Üyesi ve İran nükleer müzakere heyetinin eski danışmanı Prof. Dr. Muhammed Merendi, Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen'e verdiği mülakatta, Ortadoğu'da yükselen tansiyonu ve ABD'nin bölgedeki askeri hareketliliğini değerlendirdi.
Merendi, ABD'nin Gerald Ford uçak gemisini Akdeniz'e sevk etmesi ve bölgedeki varlığını artırmasının büyük bir çatışmaya işaret ettiğini belirtti.
Sürecin başından bu yana büyük bir karşı karşıya gelişe doğru gidildiğinin açık olduğunu ifade eden Merendi, "Siyonist lobinin ve Batı'daki egemen sınıfların İsrail rejimine yardım etmek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını biliyorduk. ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, rejimin tüm bölgeyi ele geçirmesinin sakıncası olmadığını söylemesi, bizim yıllardır dile getirdiğimiz bir gerçeği kanıtlıyor" diye konuştu.
Merendi, olası bir savaş senaryosunda İran'ın elindeki en güçlü kartlardan biri olan Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının, sanılanın aksine "son çare" olmayacağını vurguladı.
ABD'nin İran'a yönelik doğrudan bir saldırı gerçekleştirmesinin her şeyi değiştireceğini kaydeden Merendi, şu ifadeleri kullandı:
"Bu durum İran için varoluşsal bir tehdit ve hayatta kalma savaşı olur. Eğer ABD, İsrail rejimi için böyle bir savaşı seçerse, İran kendisini korumak için her şeyi yapacaktır. Basra Körfezi'ndeki küçük Arap diktatörlükleri ABD üslerine ev sahipliği yapıyor ve bu üsler şu anda İran'a karşı planlar için kullanılıyor. Bu durumda İran, petrol ve doğalgaz ticaretini durdurma hakkına sahiptir. Bu bir son çare önlemi olmayacak; daha en başında gerçekleşecektir."
İran'ın küresel ekonominin zarar görmesini istemediğini ancak saldırıya uğraması durumunda başka seçeneği kalmayacağını belirten Merendi, "İran'ın dünyanın her yerinde dostları var ve sıradan insanların barış içinde yaşamasını istiyor. Ancak varlığımız tehlikeye girerse, bu rejimlerin ev sahipliği yaptığı ABD üsleri hedefimiz olur" dedi.
Mülakatta İran içindeki son gelişmelere de değinen Merendi, Batılı istihbarat servislerinin ülkede silahlı bir ayaklanma ve "yarı darbe" girişimi tezgahladığını ifade etti.
Batı medyasının bu olayları "barışçıl protestolar" olarak sunduğunu ancak gerçeklerin farklı olduğunu savunan Merendi, "ABD Hazine Bakanı, Mossad ve eski Dışişleri Bakanı Pompeo'nun itirafları, İsrail ve ABD'nin bu işin içinde olduğunu kanıtlıyor. Yabancı istihbarat kurumlarının İran polisini ve güvenlik görevlilerini öldürmek için ülkeye silah soktuğu bizzat İsrail kanallarında konuşuldu" açıklamasında bulundu.
Merendi, ABD ve İsrail'in İran içerisinde kayda değer bir şey yapma kabiliyetinin kalmadığını, halkın anayasa ve devlete sahip çıkmak için milyonlarca kişilik gösteriler düzenlediğini belirtti. Ayrıca bölgedeki diğer aktörlerin kırılganlığına dikkat çekerek, "Azerbaycan'daki Aliyev bir diktatör ve oldukça savunmasız. İsrail rejimiyle olan ittifakını çok zorlarsa, İran'ın yardımıyla devrilmesi işten bile değil" değerlendirmesinde bulundu.
Olası bir savaşın sadece İran ile sınırlı kalmayacağının altını çizen Prof. Dr. Merendi, "direniş ekseni" olarak adlandırılan yapıların hazır olduğunu söyledi.
Irak'taki direniş güçlerinin, İran'a yapılacak varoluşsal bir saldırıyı kendilerine yapılmış sayacaklarını bildiğini ifade eden Merendi, Yemen'deki durumun da benzer olduğunu kaydetti.
ABD'nin bölgedeki müttefiklerinin halk desteğinden yoksun "aile diktatörlükleri" olduğunu savunan Merendi, şu tespitlerde bulundu:
"Katar'ın 350-400 bin, Birleşik Arap Emirlikleri'nin 1,4 milyon pasaportlu nüfusu var. Buna karşılık Irak'ın nüfusu 45-47 milyon. Bölgesel bir savaşın çıkması ABD'nin yararına olmayacaktır; Trump bunu yönetemez. Savaş yıkıcı olacaktır ancak İran ve müttefikleri mümkün olduğunca sert vuracaktır. Küresel ekonomiyi çökertecekler ve sonuçta Trump başarısız olup düşecektir. Petrol ve doğalgaz fiyatları tavan yaptığında, fabrikalar kapandığında ve insanlar işlerini kaybettiğinde, faturayı bu savaşı körükleyenlere keseceklerdir."
Devam eden nükleer müzakerelere de değinen Merendi, ABD'nin samimiyetini sorguladı. Washington'ın nükleer anlaşmadan (Kapsamlı Ortak Eylem PLanı) ziyade İran'ın bölgesel müttefiklerini ve askeri kabiliyetlerini tartışmaya açmak istediğini ancak bunların İran için müzakere edilemez olduğunu belirtti.
ABD'nin müzakere masasında farklı, kamuoyu önünde farklı konuştuğunu dile getiren Merendi, "Müzakereler bir nevi aldatmaca olabilir. Tıpkı 12 günlük savaştan önce olduğu gibi. İran, dünyayı saldırgan tarafın kendisi olmadığını göstermek için müzakere ediyor. Eğer bir anlaşma olmazsa ve küresel ekonomi çökerse, herkes kimi suçlayacağını bilecek" dedi.
Merendi, İran'ın askeri kapasitesinin 12 Gün Savaşı dönemine göre çok daha ileri düzeyde olduğunu belirterek, "İran bugün yüksek teknoloji, hava savunma ve ofansif kabiliyetler üzerinde çok sıkı çalıştı. Basra Körfezi ve Hint Okyanusu'ndaki her şeyi vurabilecek yüz binlerce insansız hava aracına ve füzeye sahibiz. ABD'nin Irak ve Afganistan'ı işgalinden bu yana inşa ettiğimiz yer altı üsleri tüm ülkeye yayılmış durumda" diye konuştu.
İran'ın stratejik düşüncesinde "ilk vuruş" meselesine de açıklık getiren Merendi, Şii İslam inancına göre savaşı başlatan taraf olmayacaklarını ancak saldırının kesinleştiği anda beklemeyeceklerini ifade etti.
Merendi, "İran hiçbir zaman savaşı başlatan taraf olmayacaktır. Ancak bir saldırının gerçekleşmek üzere olduğundan emin olduğumuz anda vururuz. ABD'nin ilk dalga saldırısını gerçekleştirmesini bekleyip sonra yanıt vermeyeceğiz. Bu durum büyük bir tehlike de yaratıyor çünkü ABD'nin yapacağı aptalca bir provokasyon veya yanlış anlaşılma bir savaşı tetikleyebilir" uyarısında bulundu.
İran'ın kendi sahasında olduğunu ve ABD'nin bu maliyetli bekleyişi sürdürmesinin zor olduğunu kaydeden Merendi, "Batı medyası ne derse desin, İran halkı ve küresel çoğunluk gerçeği görüyor. Gazze'deki soykırıma sessiz kalanların veya Küba halkını açlığa mahkum edenlerin bize insanlık dersi vermeye hakkı yok. Eğer ABD, İran ile bir savaşa girerse, bu Amerikan imparatorluğunun beklediğimizden çok daha hızlı çöküşüne yol açacaktır" diyerek sözlerini tamamladı.