
YDH - ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump'ın ithal ürünlere yönelik uyguladığı ek gümrük vergilerini anayasaya aykırı bularak iptal etti.
Kararı değerlendiren dünyaca ünlü ekonomist ve Columbia Üniversitesi Profesörü Jeffrey Sachs, mahkemenin "okul çağındaki çocukların bile bildiği bir gerçeği", yani gümrük vergisinin bir vergi türü olduğunu ve vergi koyma yetkisinin münhasıran Kongre'ye ait olduğunu tescil ettiğini belirtti.
Sachs, Andrew Napolitano’ya verdiği mülakatta, ABD Anayasası'nın 1. Maddesi'nin 8. Bölümü'nün yasama organının yetkilerini açıkça tanımladığını hatırlatarak, "Vergi ve harç koyma yetkisi başkanın değil, Kongre'nin yetkisidir. Mahkemenin kararı hem hukuki açıdan isabetli hem de Amerikan halkı için büyük bir rahatlamadır" diye konuştu.
Sachs, geçtiğimiz yıl boyunca Kongre'nin pasif kaldığını ve ülkenin "istikrarsız, dengesiz ve derin bir ekonomik cehalete dayanan tek adam yönetimine" terk edildiğini savundu.
Başkan Trump'ın kararın ardından sergilediği tutumu sert bir dille eleştiren Sachs, başkanın ekonomik gerçekliklerden kopuk bir söylem içinde olduğunu belirtti.
Trump’ın "Başka ülkelerin parasını alıyoruz" iddiasının temel bir yanılgı olduğunu vurgulayan Sachs, "Bu vergiler Amerikalı tüketicilerin cebinden çıkıyor. New York Merkez Bankası (New York Fed) ekonomistleri tarafından yayımlanan güncel bir çalışma, gümrük vergilerinin maliyetinin yüzde 92 oranında Amerikalı tüketicilere yansıdığını, fiyatların bu oranlarda arttığını kanıtlıyor" ifadelerini kullandı.
Sachs, Trump'ın ticaret açığını bir "acil durum" olarak nitelendirerek Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası'nı (IEEPA) istismar ettiğini kaydetti.
Ticaret açığının yabancı ülkelerin ABD’yi "dolandırmasından" değil, federal hükümetin bütçe disiplininden uzaklaşarak devasa açıklar vermesinden kaynaklandığını belirten Sachs, "Hükümetin bütçesi ülkenin kredi kartı gibi kullanılıyor. Ülke olarak ürettiğimizden fazlasını harcadığımız için dış ticaret açığı veriyoruz. Bu, ekonomi finansı dersinin ikinci haftasında öğretilen temel bir bilgidir" dedi.
Dış politika bağlamında Washington’ın İran’a yönelik yaklaşımını "tehlikeli bir propaganda kampanyası" olarak tanımlayan Profesör Sachs, nükleer silah argümanının bir "sis perdesi" olduğunu dile getirdi.
İran’ın nükleer silah istemediğini ve 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) ile en sıkı denetimleri kabul ettiğini hatırlatan Sachs, anlaşmanın 2018 yılında bizzat Trump tarafından tek taraflı olarak feshedildiğine dikkat çekti.
Sachs, "İran nükleer silah edinmek istemediğini defalarca beyan etti ve bunu kanıtlamak için kendisini uluslararası denetime açtı. Ancak Trump, Siyonist bağışçılarının ve lobilerin telkinleriyle bu anlaşmayı yırttı. Bugün nükleer silah konusunda çekilen 'kırmızı çizgiler' aslında İran’ın da kırmızı çizgileridir; ancak ABD tarafı dürüst bir müzakere yerine baskı ve saldırganlığı tercih ediyor" değerlendirmesinde bulundu.
ABD’nin mevcut dış politikasının Amerikan çıkarlarına değil, belirli lobilerin ve istihbarat teşkilatlarının ajandasına hizmet ettiğini savunan Sachs, Senatör Ted Cruz gibi isimlerin "İran, Venezuela ve Küba'da rejimlerin devrilebileceği" yönündeki açıklamalarının asıl niyeti ortaya koyduğunu belirtti.
Sachs, "Mesele nükleer silahlar değil, rejim değişikliğidir. Trump, gümrük vergilerinde olduğu gibi dış politikada da 'istediğim her şeyi yapabilirim, bir ülkeyi yok edebilirim' zihniyetiyle hareket ediyor" dedi.
Sachs, ABD'nin son yirmi yılda balistik füze anlaşmalarından ve uluslararası sözleşmelerden tek taraflı çekilerek küresel güvenliği tehlikeye attığını vurguladı.
Ukrayna savaşının temellerinin de 2002 yılında Anti-Balistik Füze Anlaşması'ndan çekilmesiyle atıldığını ifade eden Sachs, Washington'ın "hukuksuz ve pervasız" yöntemlerle hükümetleri devirme pratiğinin Suriye'de yüz binlerce insanın ölümüne yol açan bir yıkıma neden olduğunu kaydetti.
Sachs, Trump'ın Suriye'deki gelişmelere dair "Onu oraya ben koydum" şeklindeki ifadelerine de değinerek, aslında Suriye hükümetini devirme emrinin Obama döneminde bir CIA operasyonuyla başladığını hatırlattı.
Bu durumu "derin devlet politikası" olarak nitelendiren Sachs, "Hukuk tanımaz, pervasız bir şekilde yönetiliyoruz. Elimizde ne yaptığını anlamayan ve öz denetimden yoksun bir lider var; bu da durumu her zamankinden daha tehlikeli kılıyor" diyerek sözlerini tamamladı.