
YDH - ABD ile İran arasında artan gerilim bağlamında, ABD'nin 2003 Irak işgalinden bu yana bölgedeki en büyük askeri yığınağı yaptığı ve dünyanın en büyük savaş gemisinin bölgeye ilerlediği bir dönemde, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi CBS News televizyonunda yayınlanan "Face the Nation" programında Margaret Brennan'ın sorularını yanıtladı.
ABD Başkanı Donald Trump'ın diplomatik bir anlaşmayı tercih ettiğine dair açıklamalarının hatırlatılması üzerine Arakçi, Trump'ın İran'ı vurmayı mı planladığı yoksa bu tehdidi bir koz olarak mı kullandığı yönünde bir yargıda bulunamayacağını belirtti.
İran'ın barışçıl nükleer programına çözüm bulmanın tek yolunun diplomasi olduğunu kaydeden Arakçi, geçmişte bunu kanıtladıklarını, kazan-kazan esasına dayalı bir çözüm için iyi bir şans bulunduğunu ve sonucun ulaşılabilir olduğunu ifade etti. Arakçi, "Herhangi bir askeri yığınağa gerek yok. Askeri yığınak onlara yardımcı olamaz ve bize baskı kuramaz" diye konuştu.
Arakçi'nin daha önce iki ila üç gün içinde bir taslak teklif sunacaklarını açıklaması ve dini liderin bu teklife onay verip vermediğine ilişkin soru üzerine, metin üzerindeki çalışmaların sürdüğü aktarıldı.
Her iki tarafın endişe ve çıkarlarını karşılayabilecek unsurları bir araya getirmeye çalıştıklarını belirten Arakçi, "Muhtemelen bu perşembe günü Cenevre'de tekrar buluştuğumuzda bu unsurlar üzerinde çalışabilir, iyi bir metin hazırlayabilir ve hızlı bir anlaşmaya varabiliriz" dedi.
ABD Temsilcisi Steve Witkoff ile perşembe günü Cenevre'de yapılacak görüşmeyi doğrulayan Arakçi, ülke yönetiminin teklife henüz resmi onay vermemesine ilişkin olarak, müzakereler ile taslak metin üzerindeki çalışmaların eş zamanlı yürütülen iki ayrı süreç olduğunu ve masaya müzakere etmeye hazır bir şekilde oturmayı umduklarını kaydetti.
Obama yönetimi dönemindeki 2015 nükleer anlaşmasının baş müzakerecilerinden olan Arakçi, Trump yönetimiyle yapılacak olası bir anlaşmanın farklarına değindi.
Aradan 10 yıl geçtiğini, yeni bir durumun söz konusu olduğunu, İran'ın nükleer programının teknolojik olarak daha ileri seviyeye ulaştığını ve yaptırımlarla baskıların arttığını dile getiren Arakçi, "Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (KOEP) veya 2015 nükleer anlaşmasından daha iyi bir anlaşma mümkün" ifadesini kullandı.
Önceki süreçte çok fazla detaya girildiğini ancak şu an buna gerek olmadığını belirten Arakçi, "Temel konularda mutabık kalabiliriz. İran'ın nükleer programının barışçıl olduğundan ve sonsuza dek barışçıl kalacağından emin olabiliriz, aynı zamanda daha fazla yaptırım kaldırılabilir" dedi.
ABD'li Bakan Rubio'nun anlamlı herhangi bir anlaşmanın balistik füzeleri ve bölgedeki vekil güçlere verilen desteği de içermesi gerektiği yönündeki ön koşuluna yanıt veren Arakçi, şu aşamada sadece nükleer konuyu müzakere ettiklerini ve masada başka bir başlık bulunmadığını bildirdi.
Nükleer tesislere aralarında Amerikalıların da bulunduğu silah denetçilerinin kısıtlamasız erişimine izin verilip verilmeyeceği sorusuna Arakçi, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'na (NPT) bağlı bir üye olduklarını ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile bir güvence denetimi anlaşmaları bulunduğunu hatırlatarak yanıt verdi.
Arakçi, Ajans ile tam bir işbirliği yapmaya hazır olduklarını belirterek, "Belirli koşullar altında, güvence denetimine ve NPT'ye ek protokolü kabul edebiliriz. Tam bir doğrulama ve izleme mekanizmasının kabul edilebilir olduğunu ve uygulanabileceğini düşünüyorum" diye konuştu.
ABD Kongresi'ndeki 52 Cumhuriyetçi senatör ve 177 Temsilciler Meclisi üyesinin, Başkan Trump'a İran'ın nükleer programının tamamen tasfiye edilmesi ve sıfır uranyum zenginleştirme talep etmesi yönünde yaptığı çağrılara değinildi.
Trump'ın "neden en ufak bir uranyum zenginleştirmeye dahi izin vermesi "gerektiği sorusunu yanıtlayan Arakçi, sürecin NPT üyesi olarak en doğal hakları olduğunu vurguladı.
Bu hakkı nasıl kullanacaklarının sadece kendilerini ilgilendirdiğini kaydeden Arakçi, "(Uranyum) zenginleştirme müzakerelerimizin hassas bir parçası. Amerikan ekibi pozisyonumuzu biliyor, biz de onların pozisyonunu biliyoruz ve endişelerimizi karşılıklı olarak aktardık. Çözümün ulaşılabilir olduğunu düşünüyorum ancak basın üzerinden müzakere yapmayacağım" dedi.
Trump'ın "sıfır uranyum zenginleştirme" koşulunu kırmızı çizgi olarak belirlemesi ve İran'ın uranyumu dışarıdan satın alma seçeneği varken mevcut askeri yığınak karşısında ülkenin olası yıkımı riskini alıp almadığı soruldu.
Arakçi, egemen bir ülke olarak kendi adlarına karar verme hakkına sahip olduklarını ifade etti. Teknolojiyi kendi bilim insanlarıyla geliştirdiklerini ve bunun kendileri için çok değerli olduğunu belirten Arakçi, "Bunun için çok büyük bir bedel ödedik. En az 20 yıldır yaptırımlar altındayız, bilim insanlarımızı kaybettik ve bu yüzden bir savaş yaşadık. Bu artık İranlılar için bir haysiyet ve gurur meselesidir ve bundan vazgeçmeyeceğiz" diye konuştu.
Arakçi, programın barışçıl ve Ajansın denetimi altında olduğu, geçmişte işleyen bir anlaşma bulunduğu ve ABD'nin hiçbir gerekçe göstermeden bu anlaşmadan çekildiği bir ortamda, yasal haklarından vazgeçmeleri için hiçbir neden bulunmadığını kaydetti.
İsrail'in geçtiğimiz yaz İran'ın hava savunma sistemlerini tahrip etmesi, Hizbullah liderinin öldürülmesi, ABD'nin yer altı nükleer tesislerini bombalaması ve ekonominin zor durumu gerekçe gösterilerek yönetimin uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeden nasıl ayakta kalabileceği sorusuna Arakçi itiraz etti.
Hava savunma sistemlerinde sorun yaşadıklarını doğrulayan ancak İsrail'in de benzer sorunları olduğunu belirten Arakçi, "Füzelerimiz İsrail içindeki hedefleri vurmayı başardı. Savaşı onlar başlattı ancak 12 gün sonra koşulsuz ateşkes istediler. Neden? Çünkü füzelerimize karşı kendilerini savunamadılar" dedi.
Çok iyi bir füze kapasitesine sahip olduklarını ve şu an önceki savaştan daha iyi bir durumda bulunduklarını aktaran Arakçi, kendilerini savunma konusunda güçlü bir konumda olduklarını, 12 günlük savaşta bunu gösterdiklerini ve gerekirse tekrarlamaya tam olarak hazır olduklarını vurguladı.
İsrail'in İran üzerinde hava üstünlüğü bulunduğu yönündeki yoruma karşı çıkan Arakçi, "Füzelerimiz İsrail hava sahasında üstünlüğe sahip. Hedeflerini çok kesin bir şekilde vurabiliyorlar ve bunu tekrar yapabilirler" ifadesini kullandı.
Ortadoğu'da bulunan 40 bin ABD personeli ve İran'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne gönderdiği mektupta yer alan "Savaş çıkması halinde bölgedeki düşman gücün tüm üsleri, tesisleri ve varlıkları meşru hedef olacaktır" şeklindeki ifadeler hatırlatıldı.
İran'ın Körfez'deki ABD üslerini mi yoksa komşu Körfez ülkelerini mi hedef alacağı yönündeki soruya Arakçi, spesifik askeri planlar hakkında konuşmayacağını belirterek yanıt verdi.
ABD'nin saldırması halinde bunun bir saldırı eylemi olacağını ve İran'ın meşru müdafaa hakkını kullanarak kendini savunacağını kaydeden Arakçi, "Füzelerimiz Amerikan topraklarına ulaşamıyor. Dolayısıyla başka bir şey yapmamız, bölgedeki Amerikan üslerini vurmamız gerekiyor. Bu bir gerçektir" diye konuştu.
Bir diplomat olarak askeri planlar hakkında detay veremeyeceğini belirten Arakçi, barışçıl bir çözüm ihtimali varken savaşa gidilmemesi gerektiğini de sözlerine ekledi.