
YDH- ABD’nin son kararları sonrası Lübnan’da güvenlik endişeleri büyürken, İran’la tırmanan gerilim ve Washington’dan gelen “diplomatik çözüm daralıyor” sızıntıları Beyrut’u baskı altına aldı.
Donald Trump dahil birçok isim, 5 Mart’ta Paris’te düzenlenecek Lübnan ordusuna destek konferansına odaklanırken, hazırlık toplantısı için komutanlar Kahire’de bir araya geldi.
Jean-Noël Barrot, konferansın amacının Lübnan’da güç kullanımını devlet tekeline verecek kapasiteyi inşa etmek olduğunu açıkladı. Bugün Kahire'deki hazırlık toplantısının, potansiyel katkıların düzeyi hakkında erken bir gösterge sunması bekleniyor.
Ayrıca, parlamento seçimlerinin zamanlaması üzerindeki belirsizlik sürüyor; her ne kadar tüm taraflar seçimlerin planlandığı gibi yapılmasında ısrar etse de Meclis Başkanı Nebih Berri, "Seçimler zamanında yapılacak ve ertelenmeyecek," açıklamasında bulundu.
El-Ahbar gazetesi ordu destek konferansı hazırlık toplantısının, bazı katılımcı ülkelerin temsil düzeylerini düşürmesiyle sekteye uğradığını; bu durumun, ordunun Litani Nehri'nin kuzeyindeki bölgeyle ilgili planına bir itiraz olarak yorumlandığını bildirdi.
Bilgilere göre Katar çevreleri, ordu desteğini silahsızlanma meselesiyle ilişkilendirmek konusunda isteksiz olduklarını ifade ederek, ordunun yetkisini Lübnan topraklarının tamamında kısıtlamadan genişletmesini desteklemeyi tercih ettiklerini belirttiler.
Ancak bu öneri Suudi Arabistan tarafından reddedildi. Doha yönetimi, daha sonra diğer ülkelerin de katılabileceği bir destek grubu oluşturmak için İngiltere, Almanya, BAE ve Kuveyt'i bir araya getirmeyi hedefliyordu.
Fransa daha sonra bu çabaya katıldı ancak bu yol da sekteye uğradı. Bu karmaşıklık karşısında askeri kurum için temel bir soru ortaya çıkıyor: Ordu, destek aldıktan sonra planın ikinci aşamasını uygulama konusunda herhangi bir garanti verebilir mi?
En-Nehar gazetesinin haberine göre; Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında askeri çatışma olasılığının benzeri görülmemiş bir düzeye çıktığına dair işaretler arasında Lübnan, son saatlerde askeri ve diplomatik gelişmeler arasındaki belirleyici yarışı üç temel faktör üzerinden izlemek zorunda kaldı.
İlk olarak; Amerikan Dışişleri Bakanlığı, Awkar'daki büyükelçilikte aileleriyle birlikte bulunan bir miktar çalışanı "tedbir amaçlı" geri çekme kararı aldı; ancak bu önlemi haklı çıkaran "güvenlik nedenlerini" açıklamadı. İkincisi; Hizbullah'ın pozisyonuna dair artan şüpheler ve olası bir ABD-İran çatışması durumunda "intihar niteliğinde" bir eyleme başvurmayacağına dair kararlılığı üzerindeki tartışmalar.
Parti'nin böyle bir çatışma senaryosundaki potansiyel "akılcılığı" üzerine yapılan tüm konuşmalara rağmen, Lübnan'ın resmi makamların engelleyemeyeceği yeni bir intihar macerasına atılmasını önleyecek kesin garantiler bulunmuyor.
Üçüncüsü ise, İsrail'in "önleyici eylemler" olarak adlandırdığı ve birkaç gün önce Bekaa Vadisi'ne düzenlenen şiddetli baskınlarda görülen operasyon kabusunun sürekli bir tehdit olmaya devam etmesi.
Başbakan Nevaf Selam ise Nida el-Vatan’a verdiği röportajda Hizbullah'ı "ülkeyi yeni bir maceraya sürüklememeye" çağırarak, Gazze'yi desteklemenin Lübnan'a ağır bir bedel ödettiğini belirtti.
Selam, silah kısıtlama sürecine dair kararın tereddütsüz ve geri döndürülemez bir egemenlik tercihi olarak uygulanacağını vurguladı. Ancak Litani Nehri'nin kuzeyindeki uygulama hızının, Paris konferansının sonuçları da dahil olmak üzere bir dizi faktöre bağlı olduğunu kabul etti.
Kaynaklar, devletin Lübnan'ı bölgesel bir savaşın dışında tutmak için elinden geleni yaptığını ancak özellikle "yıldırım saldırıları" senaryosunu aşan kapsamlı bir çatışma durumunda şartların çok zorlaşacağını gizlemedi. Hükümetin hazırlığı konusunda ise kaynaklar "oyunun iplerinin" Lübnan'ın elinde olmadığını, en fazla Washington ile diplomatik kanalların aktif tutulabileceğini belirtti.
El-Diyar gazetesi; Lübnan makamlarının, ABD Büyükelçiliği personelinin tahliyesinin ardındaki nedenleri belirlemek için resmi temaslara geçtiğini ancak somut bir bilgi alamadığını yazdı.
Büyükelçiliğin bu "ihtiyati değerlendirmeyi", İran ile olası bir savaş durumunda riskleri azaltmak amacıyla yaptığı öğrenildi. Bilgili kaynaklar, Netanyahu'nun öngörülemeyen farklı bir gündemle hareket ettiğine dair uyarılar ışığında, Lübnan'daki durumun İran meselesinden ayrı tutulmaması gerektiğini vurguluyor.
Ayrıca, Bekaa Vadisi'ndeki son İsrail saldırılarının Hizbullah'ın füze hazırlıklarını değil, aksine "suları test etmek" ve partinin tepkisini provoke etmek amacını taşıdığı değerlendiriliyor. Kahire'deki toplantının sonuçları bu açıdan kritik önemde; zira katılımcı ülkeler General Rudolf Heykel'den Litani'nin kuzeyindeki silahlara dair ayrıntılı bir rapor bekliyor.
Ancak Suudi Arabistan ve ABD arasındaki "soğukluk" nedeniyle yardımların sadece lojistik ve personel maaşlarıyla sınırlı kalması, ordunun yıllık 1 milyar dolarlık ihtiyacının çok altında kalınması bekleniyor.
Son olarak el-Ahbar gazetesi; ABD'nin tahliye kararının, İran'a yönelik olası bir saldırının ve bunun Lübnan'daki yansımalarının güçlü bir göstergesi olduğunu yazdı. Üst düzey kaynaklar, İngiltere'nin Kıbrıs'taki üslerinden kalkacak savaş uçaklarının eğitim tatbikatları gerekçesiyle Lübnan hava sahasını kullanmak için izin istediğini açıkladı.
Bu talebin Amerikan tahliyeleriyle aynı zamana denk gelmesi, meselenin sadece tatbikat olmadığını düşündürüyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, Lübnan için "Seviye 4: Seyahat Etmeyin" uyarısını korurken; terörizm, sivil huzursuzluk ve "siyasi güdülü cinayet" risklerine dikkat çekti. Buna karşın el-Binaa gazetesi, bu önlemlerin sadece ihtiyati nitelikte olduğunu ve yakın bir askeri harekatı göstermediğini, benzer gizli hazırlıkların diğer Batılı elçilikler tarafından da yapıldığını savundu.