Colani ve Lübnan: Kapasiteyi aşan hayaller

25 Şubat 2026

"ABD'nin çekilmesinin iki ay içinde tamamlanacağı öngörülürken, Trump'ın bu süreden sonra Colani savunmaya devam edip etmeyeceği belirsiz."

YDH - Suriye'deki Colani rejiminin Lübnan'a askeri harekat düzenleyeceği yönündeki iddialar, sahadaki askeri gerçeklikler ve uluslararası siyasi dengelerle örtüşmüyor. El-Ahbar gazetesi yazarı Firas eş-Şufi'nin değerlendirmesine göre HTŞ güçlerinin lojistik ve teknik yetersizliği, Lübnan Ordusu'nun tahkim edilmiş doğu sınırı ve ABD ile Arap dünyasının askeri bir maceraya onay vermemesi, bu iddiaları birer "hayal" seviyesinde bırakıyor. HTŞ'nin asıl odak noktası, derinleşen ekonomik kriz ve yeniden canlanan IŞİD tehdidi gibi içsel varoluşsal sorunlar.

Suriye'de Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şaraa'nın (Ebu Muhammed el-Colani) Şam'da iktidara gelişinden bu yana, medyada zaman zaman yeni Suriye rejiminin Lübnan'a askeri harekat düzenleme niyeti veya olası bir İsrail saldırısına katılımı üzerine haberler yer alıyor.

Bu iddialar, son dönemde Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Haseke ve Halep'in Kobani üzerindeki kontrolünün gerilemesi ile geçici hükümetin Batı Halep, Rakka ve Deyr ez-Zor'da hakimiyet kurmasından beslenen geniş çaplı medya kampanyalarına dönüştü.

Colani rejiminin SDG bölgelerinde sağladığı hızlı hakimiyet, bazı çevrelerde rejimin bu tür geniş çaplı operasyonlar yürütecek askeri kapasiteye sahip olduğu kanısını uyandırdı.

Ayrıca İran'ın savaş tehditlerine karşı Donald Trump yönetiminin Colani rejimine verdiği desteğin, Lübnan'a yönelik bir saldırı ve Hizbullah'ın doğu sınırından hedef alınması için uluslararası bir koruma sağlayabileceği değerlendiriliyor.

Bu şüpheler, ABD Temsilcisi Tom Barrack'ın Sykes-Picot anlaşmasının taksimatına dair rastgele açıklamaları, haritaların değişebileceği sinyalleri ve Batı'nın bölgeyi düzenleme görevini bölgesel güçlere bırakma eğilimiyle daha da güçleniyor.

Colani'nin, Hizbullah'ın yeniden silahlanmasını önlemek, Filistinlileri sınır dışı etmek ve İran nüfuzuna karşı koymak gibi İsrail'i memnun edecek her türlü göreve hazır olması da cabası.

Zira Colani, daha önce İsrail ile ortak düşmanlarının İran ve müttefikleri olduğunu açıkça ifade etmişti. Yeni rejimin Lübnan'a yönelik olumsuz tutumu ve geçmiş anlaşmaların tadil edilmesi yönündeki talepleri de bilinen bir gerçek.

Ancak bu anlatılar, Suriye sahasındaki somut gerçekleri göz ardı ediyor ve ABD yönetiminin düşünce yapısını yanlış yorumluyor. Birincisi, yeni rejimin kapsamlı bir askeri harekat yürütecek kapasitesi bulunmuyor.

Mart 2025'te sahil şeridinde, Temmuz 2025'te Süveyda'da ve Ocak 2026'dan bu yana Halep ile Cezire bölgesinde yaşanan olaylar incelendiğinde; hareket geçenin rejimin ağır teçhizatlı birlikleri değil, kendilerini yeni rejimin kalkanı olarak gören aşiretler ve "Sünni güçler" olduğu görülüyor.

Hatta "Saldırganlığı Caydırma" operasyonunun başarısı; Heyet Tahrir eş-Şam'ın (HTŞ) askeri planlama dehasından mı, yoksa eski rejimin biriken hatalar ve ekonomik şartlar sonucu çökmesinden mi kaynaklandığı sorusu yıllarca tartışılacak bir konu.

Suriye halkının bir kısmının Colani'ye bağlı güçlere (önce Kamu Güvenliği, ardından Savunma Bakanlığı) katılmasına rağmen, bu birimler imkan ve eğitim açısından büyük eksiklikler yaşıyor.

Lübnan Ordusu'nun Bekaa'daki mevcut yayılımı karşısında geniş çaplı bir saldırı başlatmak için gereken silah çeşitliliğinden yoksunlar. Eski rejimin silahlı kuvvetleriyle kıyaslandığında, Colani'nin mevcut gücü eski ordunun beşte birini, yani yaklaşık 100 bin militanı geçmiyor.

Bu güçlerin büyük kısmı, kısa süreli eğitimlerden geçmiş yeni gönüllülerden oluşuyor. Ayrıca topçu, tank ve hava kuvvetleri konusunda ciddi açıklar söz konusu; Türkiye'nin desteği hafif zırhlı taşıyıcılarla sınırlı kalırken, Rusya henüz eski ordudan kalan silahların bakımı için yedek parça ve mühimmat sağlamış değil.

"Aşiret desteği" Lübnan'a saldırmak için yeterli bir unsur değil; bu güçlerin Suriye'nin doğusundaki başarısı, SDG'nin savaşmak yerine eski rejim gibi çözülerek geri çekilmesinden kaynaklanıyordu.

Üstelik, Colani'nin ajandası için aşiretlerin evlatlarını bir kez daha feda etmeye hazır olup olmadığı şüpheli. Özellikle Colani güçlerinin, bölge halkı için hayati gelir kaynağı olan ve ABD ile SDG'nin on yıldır görmezden geldiği ilkel petrol rafinerilerini imha etmesi, doğu aşiretlerinde büyük bir hayal kırıklığı yarattı.

Bu durum, hizmetten yoksun bölgede su ve elektrik için petrole bağımlı olan binlerce aileyi gelirinden ederken, tarım arazilerinin de çoraklaşma riskiyle karşı karşıya kalmasına yol açtı.

Öte yandan, uluslararası diplomatik çevrelere göre, Lübnan'a yönelik herhangi bir askeri hareketlilik için ABD, Avrupa veya Arap dünyasından siyasi bir yeşil ışık yakılmış değil.

Sahil şeridi ve Süveyda'daki katliamlar ile SDG'ye yönelik saldırılar, Avrupa parlamentolarında ve ABD Kongresi'nde geniş yer buluyor; Şam'a yaptırım uygulanması talepleri yükseliyor. Bu durum, bir yıllık "hoşgörü süresinin" ardından Batılı diplomasiyi tutumunu dengelemeye zorluyor.

Trump'ın Colani'ye desteği sürdüğü ve hatta onu kendisinin atadığını söylediği doğru olsa da, Trump'ın asıl amacı Suriye'den çekilme süreci tamamlanana kadar eleştirileri susturmak ve "barışı sağlayan lider" imajını tazelemek.

ABD'nin çekilmesinin iki ay içinde tamamlanacağı öngörülürken, Trump'ın bu süreden sonra Colani savunmaya devam edip etmeyeceği belirsiz.

Batı'nın karmaşık hesaplarının ötesinde, Suudi ve Katar medyasındaki bazı kışkırtmalara rağmen, Arap dünyasının genel tutumu Suriye-Lübnan gerginliğinden kaçınma yönünde.

Özellikle Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman'ın geçen Mayıs ayında sınır gerginliğini dindirmek için hızla devreye girmesi ve Mısır'ın Lübnan Ordusu'na verdiği güçlü destek, bu hassasiyetin bir göstergesi.

Lübnan'ın doğu sınırı, ordu ve destekçileri (özellikle İngiltere ve ABD) için stratejik bir savunma hattı. Sınır kuleleri ve kara sınır alayları, geçmişte el-Nusra Cephesi gibi grupların Arsel'e saldırıları döneminde tahkim edildi.

Bu proje, ABD ve İngiltere'nin desteğiyle tüm sınırı kapsayacak şekilde genişlemeye devam ediyor. Dolayısıyla Colani'ye bağlı güçlerin herhangi bir hamlesi, bu bölgeyi savunma konusunda tecrübeli ve tahkim edilmiş nizami bir güçle karşı karşıya kalacaktır.

Son olarak, Colani'nin önünde Lübnan'dan çok daha büyük sorunlar var: İsrail tehdidinin yanı sıra, Suriye toplumuna ve hatta hükümet güçlerine sızan IŞİD tehlikesi yeniden büyüyor.

Kurumsallaşan yolsuzluk şemaları, ekonomik dar boğaz ve yetkililerin keyfi kararları, halkın mevcut yönetime karşı geniş çaplı bir harekete girişme ihtimalini artırıyor. Lübnan için asıl tehlike, bu riskleri hafife almak ve Suriye'deki yeni rejimi iç siyasi hesaplara alet ederek Lübnan'a "müdahaleye" davet çıkarmaktır.

Çeviri: YDH